22 Aralık 2011 Perşembe
Fenerbahçe, son düzlükte tekledi
21 Aralık 2011 Çarşamba
ve lider Galatasaray..
5 maçlık galibiyet serisinin ardından Türk Telekom Arena’da liderliğini koruma ve ilk yarıyı tepede kapatma amacıyla sahaya çıktı bugün Galatasaray. Son haftalarda düşüşe geçen Manisaspor ise en azından bir puan almak için gelmişti. Sonuç ise ev sahibi takımın lehine 1-0 oldu. Galatasaray’ın lige iyi başlamamasına rağmen ilk yarıyı 1. kapatmış olması bence çok önemli. Bu özgüveni iyice oturmuş ve kendinden emin bir şekilde oynayan takıma yapılacak yerinde takviyeler de Galatasaray’ın şampiyonluk şansını körükleyecektir.
Önceki haftalarda kazanan takımı değiştirmeyen Fatih Terim bugün de şaşırtmadı. Ancak şöyle bir ilk yarıya bakacak olursak, karşılıklı olarak pek iyi bir görüntü çizmedi iki takım da. Sıkışmış ve kolay kolay açılmayacak bir görüntü vardı bu dönemde. Kanatların işlememesi bu maç özelinde de Galatasaray’ın en önemli sorunuydu. Fatih Terim de bunu düşünmüş olacak ki devre arasından sonra sürekli kanatları kullanmaya çalıştı sarı kırmızılılar. Bunun da meyvesini kısa zamanda ciddi pozisyonlar yakalayarak buldular.
Bu tarz kapanan rakiplere karşı Galatasaray’ın önemli bir kozu yedekten gelecek Engin ve Riera gibi oyuncularının olması. Özellikle de Engin Baytar’ın kulübede olması Fatih Terim’in elini çok rahatlatıyor. Keza bugün de, oyunda olduğu sürece iyi çalışan, Emre Çolak’ın yerine girmesiyle beraber hücuma zenginlik getirdi Engin. Riera’da ise iyiye gidiş var. Çok kötü performanslar sergilemesinin ardından Fatih Terim’den yediği kesik sanıyorum ki kendisine gelmesini sağlamış. Çünkü sanıyorum şunu anlamıştır ki; yeni transfer edilmiş olsa da iyi oynamazsa ancak yedekte oturabilir. Çünkü arkasında hayatında ilk defa bu kadar mücadele eden Emre Çolak var. Kısacası şu an için iyi bir yedek görüntüsünde Riera. Performansını yukarı çıkartırsa ilk 11’i de ilerleyen haftalarda zorlayacaktır. Zira yıllık 2.7m euro alan yedek olmaz.
Galatasaray adına bir diğer önemli nokta ise duran toplardan kazanılan puanlar. Her büyük takımın önemli bir kozudur kornerler ve serbest vuruşlar. Galatasaray ise geçtiğimiz yıllarda serbest vuruş ve kornerlerden neredeyse hiçbir şey üretemiyordu. Şöyle düşünelim; 20-25 metrede cepheden kazanılan serbest vuruşun başına Sabri geliyordu. Şimdi ise Selçuk İnan. Sonucu ise hepimiz net olarak görüyoruz. Belki de Selçuk bugün o serbest vuruşu gol ile sonuçlandırmasaydı, kaybedilen iki puan daha olabilirdi.
Şimdiki dönemde Galatasaray’ın yapması gereken şey tabi ki; eksik kaldığı bölgelere ihtiyaç duyduğu takviyeleri yapmak. Abdurrahim Albayrak maç sonunda yaptığı açıklamada 3 oyuncuyu kadrolarına katmak istediklerini belirtti. Bu isimlerin de Türk ağırlıklı olacağını hepimiz öğrendik. Mantıklı ve güzel bir plan gibi gözüküyor. Bu transferlerin kimler olabileceğini ve kimler olması gerektiğini önümüzdeki günlerde daha detaylı olarak inceleriz.
Atlanta Hawks Değerlendirmesi

Evet arkadaşlar. NBA’de lockout sona erdi herkesin bildiği gibi ve takımlar transfer çılgınlıklarına başladı. NBA’de ki otuz takımın hepsinin analizlerini yapacağım ilerleyen günlerde ve bunu alfabetik sıraya göre yapacağım. Kendi fikrime göre, bu takımların artılarını, eksiklerini, yaptıkları oyuncu transferlerinin kendimce ne kadar doğru bulduğumu yazacağım. Tabii bu konuda iki tane istisnamız var. ( Dallas Mavericks ve Los Angeles Clippers analizleri zaten çiçek gibi yayında )Bu sezonun ilk değerlendirmesi Atlanta Hawks.
Öncelikle kısa bir Atlanta değerlendirmesi yapmak istiyorum. Bu takımın çekirdeği belli. Joe Johnson, Josh Smith, Al Horford. Belki Marvin Williams’ı da ekleyebiliriz ama ben o çekirdeğin bir parçası olarak görmüyorum. Senelerdir bu çekirdekle belli bir düzeyde basketbol oynuyorlar ve başarılı da olduklarını söyleyebiliriz. Ama gerçekten kapasitelerinin bu olduğu kanaatindeyim. Mike Woodson gönderildi Larry Drew geldi yerine geçen sene ama değişen yine bir şey olmadı. İlk turda Orlando’yu Jamal Crawford sayesinde elediler ama ikinci Doğu Konferansı yarı finallerinde elendiler. Bu takımın bence en önemli problemi tamamen isolation’a dayalı pozisyonlarına göre undersized oyunculardan kurulu bir ekip olmaları. Al Horford NBA’e ilk geldiğinde tam bir 5 numara olması düşünülmüyordu, keza Josh Smith bir 3 numarayken kendini bu sistemde 4 numarada oynarken buldu. Eğer ki sağlam bir pivot edinebilseler, böyece Horford ve Smith birer pozisyon aşağı inecek ve inanılmaz bir size üstünlüğü kurabilirler fakat ne geçtiğimiz senelerdeki hamleler ne de bu seneki, şu ana kadar yapılan hareketler bu noktada bir sıkıntı yaşadıklarını düşünmediklerini gösteriyor.

Geçen seneki kadronun en önemli parçalarından Jamal Crawford’u kaybettiler ki gerçekten çok büyük bir hata. Çeşitli kaynaklardan okuduğum haberlere göre yönetim onu tutmak için pek bir çapa göstermemiş. Ama tabi kesin yapılan bir açıklama okumadım. Ama sonuç olarak Jamal Crawford, Portland Trail Blazers ile imzaladı. İkinci kaybettikleri isim ise Damien Wilkins. Geçtiğimiz sezon rotasyonda çok ta önemli bir rol üstlenmiyordu. ( tabii ki bir sakatlık yaşanmadıysa ). Takıma katılanlardan ilki Jerry Stackhouse. Ya bazen öyle hareketler vardır ki anlam veremezsin. Benim için bu transfer de aynen öyle. Ya bu adam kaç yaşına gelmiş artık ne fayda verebilir? 08-09’dan bu yana sadece elli dokuz ( rakamla 59 ) maçta oynayabilmiş birisinden mucizevi bir katkı mı bekliyor Atlanta yönetimi bilemiyorum. İkinci transfer ise, Tracy McGrady. Kariyerinin yaşadığı sakatlıklar yüzünden nasıl sekteye uğradığını hepimiz biliyoruz. Şahsen bu adamı, tarzını çok sevdiğimden, geri dönme çalışmalarına hep bir umutla bakmıştım. Fakat en son New York Knicks’te ki görüntüsünden sonra bu iş herhalde olmayacak demiştim. Ama geçtiğimiz sezon felaket Detroit Pistons takımında göze batan iyi performanslardan biriydi kanımca. Geçen sezon 72 maça çıktı ve sezonun ikinci yarısında 39 maçta ilk 5 çıktı. Bir çok maçını da canlı seyrettim ve tabii ki eski T-mac değil. Ama bu adam NBA’de 30.1 sayı ortalaması tutturmuş biri ve hala bu oyunu, eski atletizmi olmadan, aklını, pas yeteneğini kullanarak faydalı olabileceğini gösterdi. Ve Atlanta’ya özellikle Marvin Williams’ın tökezlediği dönemlerde ( ki 82 maçın birkaçı hariç hemen hemen hepsinde beklentilerin altında kalacağına kesin gözüyle bakıyorum ) bu takıma katkı vereceğine inanıyorum. Bir diğer transfer Vladimir Radmanovic. Radmanovic’in iş ahlakı konusunda ne kadar ciddi!! olduğunu biliyoruz. İyi bir şutör fakat o kadar. Zaman zaman, bazı maçlarda katkı verecektir ama bu takımı bir üst seviyeye çıkarabilecek hareket değil. Son transfer ise Jannero Pargo. Tecrübeli oyun kurucu bu takımın Kirk Hinrich ve Jeff Tegaue’den sonraki üçüncü oyun kurucusu olacak. Çok fazla dakika alıp katkı vereceğini düşünmüyorum ama her takımda yaptığı gibi, bir maç çıkıp beş-altı üçlük atıp maçı çevirebilir.
Uzun lafın kısası, bu kısa sezonda Atlanta Hawks’ın geçen seneki başarılarının üstüne yeni başarılar ekleyebileceğini düşünmüyorum. Hele ki karşılarında Richard Hamilton takviyesi yapmış bir Chicago Bulls, üç süperstarlı Miami Heat, nolursa olsun veteran kadrosuyla her zaman iddialı Boston Celtics ve şimdilik Howard’ı kadrolarında tutabilmiş bir Orlando Magic varken.
20 Aralık 2011 Salı
Tayfur Havutçu: Genel Direktör
En nihayetinde kavuştuğu özgürlüğünün ardından Tayfur Havutçu’nun ne yapacağı hepimizin merak konusuydu. Şahsi düşüncem olumlu bir hava yakalayan Beşiktaş için teknik direktörlük görevinde olacak böyle bir değişimin çok yanlış olacağı yönündeydi. Keza Beşiktaş yönetimi ve tabi ki Tayfur Havutçu da böyle düşünmüş olacak ki, futbol takımlarının genel direktörlüğünde yoluna devam ediyor Tayfur Havutçu.
Tam sezon öncesi hazırlık kampı döneminde Tayfur Havutçu’nun görevinden alıkonulması son derece kötü etkiledi Beşiktaş’ı. Keza bu krizden çıkmaları da uzuncana bir zaman aldı. Aslında bu zaman alma dönemini uzatan bir da Carlos Carvalhal oldu. Çünkü takımı çok fazla değiştirmesi ve belli bir oyuncu şablonu bulamaması, Beşiktaş’ın oyun ritmi yakalamasının önünde engel oldu. Ancak bazı oyuncuların yerinin belli olmasıyla daha derli toplu bir Beşiktaş izleyebildik. Fernandes ve Mustafa Pektemek bu oyunculara örnek verilebilir. Eh bu olumlu değişimi sağlayan da yine Carvalhal. Böyle bir durumda hem takım teknik direktöre hem de teknik direktör takıma alışmışken yapılacak bir değişim takımı negatif etkilerdi. 6 aydır beraber çalıştığınız teknik direktörün bir anda ikinci adam olması tuhaf bir iş. Keza Tayfur açısından bakarsak da; 5-6 ay boyunca hapis yatmış birinin, çıkıp 1 ay sonra takım çalıştırmaya başlaması da gayet insafsız. Psikolojik olarak son derece hırpalayıcı geçen bu ayların ardından lig stresine ve temposuna direkt (teknik direktör) olarak geri dönmeyi ruhen kaldıramayabilir. Çünkü yeniden eleştirilecek, şöyle olacak böyle olacak.
Genel direktörlük ise gayet yerinde bir tercih. Bu görev doğrultusunda yine takımla ilişkili olacak ve başka bir deyişle takımın içinde olacak. Carvalhal ile ortak çalışıp fikir alış verişinde bulunacak. Sezon sonu bir değişiklik olur mu olmaz mı bilemem. Ancak bir sene boyunca takımı çalıştıran adama “Carlos hacı sen şimdi yardımcı antrenör ol bakalım” demek bana gülünç geliyor. Şuan için bu yeni kurulan yapı en azından benim açımdan doğru.
İhtiyar Şampiyonlar geri dönüyor, Dallas Mavericks!
Geçtiğimiz sezonu şampiyon tamamlayarak kariyerlerindeki ilk yüzüklere ulaşmıştı; Dirk Nowitzki ve Jason Kidd. Böylesine büyük iki yıldızın kariyerlerinin sonbaharında bu başarıya ulaşması şahsen beni çok memnun etti. Çünkü yeni neslin büyük güçleri Miami ve Oklahoma gibi takımlar her geçen sene daha da palazlanırken bu Dallas’ın ihtiyar oğlanlarının son şansıydı belki de.
Bu sezona belki daha bile yaşlı bir kadroyla (ilk 5’in yaş ortalaması 34) giriyor Texas ekibi. Aslında Mark Cuban birkaç hafta önce yaptığı açıklamada, Nba’deki yeni düzenlemelerin ardından eskisi kadar atik olmayacağının ve bütçeyi daha sakin kullanacağının sinyallerini vermişti. Şans bu ki, çok atik davranmasına gerek kalmadan her şampiyon adayının takımında banko isteyeceği joker Lamar Odom’ı hediye ettiler Los Angeles taraflarından. Tamam, Odom çok iyi eyvallah da takım mimarisine bakacak olursak doğru ya da en gerekli parça mı emin değilim.
Tyson Chandler. Açık ara Dallas’ın en fazla yokluğunu hissedeceği ve yerini dolduramayacağı isim. Takımdaki “kaleci” rolünü gayet başarılı uygulamasının yanında Dirk Nowitzki ile beraber de gayet uyumlu bir ikililerdi. Şimdi onun gidişiyle beraber pivot pozisyonu Brendan Haywood ve yedek olarak Ian Mahinmi’ye kalmış durumda. Her ne kadar Haywood ve Mahinmi yeterli olduklarını düşündüklerini söyleseler de bence hiç tartışmaya gerek yok ki son derece yetersiz. Son olarak Sean Wiliams’ı kadroya katıp bu bölgenin rotasyonunu biraz rahatlatmak istiyor Dallas. İyi bir blokçu olsa da ne kadar yeterli olur bilemem. Sanıyorum ki Mavericks için en olumsuz durum 5 numarada Dirk’i kullanmak olur. 5 numara savunmasında fazlasıyla hırpalanır ve sıkışık maç temposunda en istenmeyen durum Dirk’in yorulması olur. Keza Rick Carlisle da yaptığı açıklamalarda süper yıldızını olabildiğince ekonomik kullanacağını belirtiyor. Lamar Odom işin bu yönünde de çok kritik bir rol üstlenecek.
Dümende ise bir değişiklik yok. Bir kez daha top ve oyun yönetimi Jason Kidd’e emanet. Tabi ki, muazzam yıllarını geride bıraktı ve o form seviyesine çıkması imkansız. Ancak Kidd’i bugün geldiği noktaya getiren yetenekleri olduğu kadar zekası da. Ki zeka yaşlanmaz. O da bunun farkında ve oyununu arkadaşlarını doğru yerlerde topla buluşturmaya ve doğru pozisyonlara sokmaya kanalize ediyor. Bu anlamda hücumda ölüsü bile iş yapar Kidd’in. Yalnız savunma yönü biraz sıkıntılı. Nba’de 18. sezonunu geçiren bir oyuncunun ayaklarının yavaşlamaması imkansız. Keza usta oyuncu da ister istemez bundan nasibini aldı ve günümüzün “çılgın” kısalarını savunmak kolay iş değil. Bu tarz maçlarda Kidd’in yedeği Delonte West’in performansının önemli olduğunu düşünüyorum. Müthiş bir savunmacı olarak tanımlamasak da vasatın üzerinde bir savunma katkısı verir Delonte. Diğer kısaların Böbuğa ve Terry olduğunu düşünürsek işin savunma kısmını en iyi West kotarır.
Jason Terry demişken, Lamar Odom ile aynı takımda bulunmaları enteresan. En iyi 6. Adam ödülüne layık görülmüş iki oyuncu birden bu sezon Dallas’a çalışacak. Şüphesiz ki, çok güçlü rakiplerle mücadele etmek için benchten gelen oyuncularınız iyi katkı vermelidir. Odom ve Terry ise bu katkıyı en iyi verenlerden. Başka bir açıdan bu iki oyuncunun hücum potansiyelleri, Nowitzki’yi dinlendirmek için de güçlü bir koz olarak Rick Carlisle’ın elinde bulunacak.
Vince Carter ve Shawn Marion ise Dallas ilk 5’inin diğer önemli parçaları. Carter için ilginç bir sezon olacaktır, çünkü belki de kariyerinin en iyi senelerini beraber yaşadığı Jason Kidd ile bir araya geldi tekrardan. Her ne kadar ne Carter eski Carter ne Kidd eskisi gibi olsa da, eminim ki yine iyi anlaşacaklardır. New Jersey forması altında Kidd az uçurup kaçırmamıştı Carter’ı sonuçta. Shawn Marion ise geçtiğimiz sezonkinden farklı bir oyun ortaya koymayacaktır diye tahmin ediyorum. Konferans finalinde Oklahoma’ya karşı yaptığı gibi gerektiği yerlerde bir adım ileri atarsa Dallas’ı ileri taşıyacak oyunculardan olacaktır.
Değişmiş bir kadroyla yola çıkıyor son şampiyonumuz. Çok avantajlı olduğu noktalar var, zayıf kaldığı noktalar var ancak hedef değişmiş değil. Bu hedef yolunda çıkacak en büyük engellerden biri, diğer yaşlı kadrolarda olduğu gibi, yoğun maç temposu olacak. Performanslarını yüksek ve istikrarlı bir şekilde (olabildiğince sakatlıksız) devam ettirebilmek Rick Carlisle’ın elinde. Bakalım son şampiyon bu sene neler koyacak sahneye..





