3 Mayıs 2012 Perşembe

Şampiyon REAL MADRID



Dünyanın en önemli liglerinden bir tanesi (çoğuna göre de en iyisi) İspanya La Liga’da ŞAMPİYON REAL MADRID ! Ligin 36. haftasında deplasmanda Athletic Bilbao’yu 3-0’la geçen Madrid temsilcisi, son 3 yıldır şampiyonluğu hiç kimselere bırakmayan Barcelona’nın serisini bozmuş ve ligin bitimine 2 hafta kala rakibiyle arasındaki 7 puan farkı koruyarak mutlu sona ulaşmış oldu.

La Liga’da yıllardır 2 takımın liderlik mücadelesinden, geri kalanın 3.lük için birbiriyle yarıştığı bir ligden söz edebiliriz. Ciddi anlamda Barcelona ve Real Madrid, hem İspanya ligi için hem de dünyanın herhangi bir yeri için fazla üst seviyedeler. Öyle ki, daha ligin bitmesine 2 hafta varken Real Madrid’in puanı 94, Barcelona’nın puanı 87 ! Hayal dahi edilemeyecek puanlar, ki son iki maçlarını da kazanacaklarını varsayarsak muhtemelen sezonu 100 ve 93 puanla tamamlayacaklar. 3.Valencia ise ne yazıkki yalnızca 58 puanda kalmış, bu denli bir uçurum mevcut…


Son 3 yıla baktığımızda, sürekli Barcelona’nın şampiyonluk ipini göğüslediğini görmekteydik. Real’in bu şampiyonluğu çoğu kişiyi mutlu etmiş olacaktır, çünkü Barcelona’nın oynadığı “aynı” oyun tarzı, insanlara sıkıcı gelmeye başlamıştı. Artık Real’in bu şampiyonluğu, Barcelona’nın bazı adımlar atmasını, transfer hamlelerinde bulunmasını sağlayacaktır ve bu da rekabeti arttıracak, muhtemelen önümüzdeki sezon çok daha çekişmeli bir mücadele izleyebiliriz bu 2 dev arasında.

Evet Cristiano Ronaldo üstadımız, yaklaşık 45 gol civarında sezonu noktalayacak, evet Higuain sakatlıklar yaşamasına rağmen ciddi bir gol sayısına ulaşmış durumda, evet Mesut Özil inanılmaz katkı vermekte… Ancak şampiyonlukta aslan payının Jose Mourinho olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar saha dışında yaptığı rakipleri irrite edici açıklamalar olsa da, kazanma hırsı bazen ortaya ilginç görüntüler çıkarsa da, taraflı tarafsız herkesin kabul ettiği bir şey var ki, bu beyefendi dünyanın en iyi teknik direktörü, artık bunu tartışmaya dahi gerek olmadığı kanaatindeyim. Porto, Chelsea, Inter, ve son olarak Real Madrid. Gidip de başarısız olduğu bir tek takım yok !


Son olarak da Real Madrid kadrosunda bulunan 3 Türk oyuncuyu değerlendirelim. Mesut Özil, son 2 sezondur benim gözümde önceden tahmin edemeyeceğim derecede inanılmaz büyüdü. Öyle ki, dünyanın en iyi 10 oyuncusu arasında çok rahat Mesut’un ismini de sayabilirim. Müthiş bir teknik, oyun görüşü.. Nuri Şahin ve Hamit Altıntop için ise ne yazık ki bu sezon diyebileceğimiz tek şey : Hayal kırıklığı. Hamit’in zaten çok faydalı olacağını düşünmüyordum, ancak Nuri’den ümidim vardı. Fakat 2 oyuncumuzun da 11 oyuncusu haline gelememesi, forma bulamamasının ana bir sebebi var, o da sezon öncesi hazırlık kampını kaçırmış olmalarıdır (sakatlıkları yüzünden). Umarız seneye iyi bir hazırlık kampı geçirir oyuncularımız ve Real Madrid 11’inde 3 Türk futbolcu izleriz…

Papis Cisse'nin efsanevi golü (video)

Papis Cisse'den Chelsea'ye akıl almaz bir gol. Yuh arkadaş


2 Mayıs 2012 Çarşamba

Arena'da puan kayıpları sürüyor



Daha bir kaç gün önce Avni Aker'de oynanılan karşılaşmanın sonucu, kimi kesimler tarafından maçı satmakla eleştirilen Trabzonspor, bugün çıktı ve çatır çatır mücadele etti. Galatasaray'ı şampiyon yapmak için böyle bir oyuna girişileceğini düşünenlere net bir cevap verdiler. Bugün Trabzonspor tarafından ortaya konulan mücadeleyi tebrik etmek gerekiyor.

Maça gelecek olursak, başlangıç düdüğünden bitişe kadar kısır ve iki tarafın da pozisyona girmekte sıkıntı yaşadığı bir 90 dakika izledik. Galatasaray'ın son oynanılan maçtan sonra rehavete kapıldığını hissettim. Alıştığımız ileride rakibe basan ve kolay top çıkartılmasına izin vermeyen Galatasaray'dan eser yoktu. Açıkçası geçtiğimiz yıllardaki ruhsuz Galatasaray'a yakın bir takım izledik uzun süre. Bu sene ortaya koyulan performansa, hadi performansı geçtim, sıfırdan yaratılan takım kimliğine hiç yakışmadı.

Orta sahaya maçın başından sonuna kadar hakim olamadılar. Zokora'nın Selçuk İnan'ı kilit altına almasının sonucu, Galatasaray oyun kurmakta ve istediği pas trafiğini sağlamakta zorluk yaşadı. Böyle bir durumda Emre Çolak ve Engin Baytar gibi orta saha özellikli kanat oyuncularının yaratıcılık konusunda sorumluluk alması gerekiyordu. Ancak bunu göremedik. Bunun neticesinde topla oynama oranında ciddi bir üstünlük sağlasalar da, topu etkili bir şekilde kullanmakta sorun yaşadılar.

Elmander her zaman mücadele ediyor. Mücadele etmediğini kesinlikle söyleyemem. Fakat kesinlikle playoff öncesi tutturduğu form düzeyinde değil. 6-7 maçtır gol atamaması da bana göre tesadüf değil. Bugün de gol pozisyonuna girdiğini görmedik İsveçli'nin. Yine de tartışmasız olarak forvet hattındaki 1 numaralı isim. Bugün Necati de gününde değildi ve faydalı olamadı. Ancak bir kişi var ki, artık bir Galatasaray'lı olarak onu bu forma altında görmeye dayanamıyorum. Milan Baros. Geçmişte yaşadığımız güzel anılara istinaden çok ağır laflar söylemek istemiyorum ama bana kalırsa rezerv takımdan bir genç çıkartıp forvete koysak, o bile daha verimli olur. Faydasından çok zararı var ve sürekli bir şeylere itiraz eden halini görmekten çok sıkıldım.

Trabzonspor cephesi bugün yaptıklarından mutludur diye tahmin ediyorum. Arena'ya gelen bir takımın zaten maça hükmetmesi zor. Bu nedenle mücadelesini hep üst düzeyde tutması ve Galatasaray'ın pozisyona girmesine izin vermemesi gerekiyor. Trabzonspor da yapması gerekenleri yaptı ve bir puanı alarak evine dönüyor. Takım olarak iyi oynayan Trabzonspor'da kişisel olarak birilerinin fazla öne çıktığını düşünmüyorum. Burak Yılmaz Muslera ile karşı karşıya kaldığı pozisyonu değerlendirebilseydi, belki de Arena'dan galip olarak dönüyor olacaklardı. Bu arada söylemeden geçmeyeyim, bana kalırsa Semih'in pozisyonu penaltıydı.

Nba'de yılın koçu: Gregg Popovich



Aktif Nba koçları arasında bu adamın yerini özel olarak ayırmamız gerekiyor. Büyük koçların ardı ardına Nba sahnesinden ayrıldığı şu dönemde elimizde kalan ender ustalardan biri. Bu ustalığı bu sene bir kez daha net bir şekilde izledik. Bazı diğer koçların sapır sapır döküldüğü ve takımlarını bu sıkışık tempoda idare edemedikleri bir ortamda, Popovich bütün sezon boyunca muazzam bir titizlikle yönetim gösterdi. Çekirdeğini veteran oyuncuların oluşturduğu Spurs'ün rotasyonunu doğru yapmak çok önemliydi, ki bütün sezon inanılmaz bir rotasyon izledik. Adeta kimin ne zaman oynadığı belli olmayan, oynayan herkesin yerine girdiği oyuncuyu aratmadığı bir "takım" San Antonio Spurs. Bunu sağlayan da tabi ki üstat Gregg Popovich. Kadronun Boris Diaw ve Stephen Jackson takviyeleriyle rotasyon konusunda daha da rahatlayan Spurs, playoffa en hazır takım olarak giriyor desek yanlış olmaz sanırım. Sezonun sonlarına doğru özellikle hücumunu bir üst düzeye taşıdılar ve tekrardan şampiyonluğun en büyük adaylarından biri haline geldiler. Zaten esas önemli olan sezonun sonlarına doğru performansı zirveye çekmek ve playoffa olabilecek en üst seviyede girmek. Popovich de bunun için mükemmel bir ayar çekti.

San Antonio Spurs benim için basketbolun Manchester United'ı. Kim ne zaman oynarsa oynasın, uzun zamandır o takımın bir parçasıymış hissiyatını veriyor. Gregg Popovich de basın toplantısında, takımının Nba'deki en "aile"  olabilmiş takım olduğundan bahsetmiş. Ailenin babası olarak da görevini başarıyla yaptığına şüphe yok.

1 Mayıs 2012 Salı

Bizim futbolumuz temiz, esas kirli olan UEFA bir kere!


Aylardır dillere pelesenk olan şu şike muhabbetini konuşmaktan, yazmaktan artık çok sıkıldım. Benim gibi daha birçok başka futbolseveri, bu çok sevdiğimiz oyundan soğutmayı başardılar. Ancak neredeyse 10 aydır oynanan bu tiyatro karşısında bir şeyler yazmamayı, her şeyden önce gururuma yediremiyorum. Kamuoyunu göz göre göre salak yerine koyanların, 75 milyonluk bir ülkede istedikleri gibi at koşturanların yaptıklarını sadece bunaldığım için hazmetmeyi gururuma yediremiyorum. Suç ihtimalinin ortaya çıkmasıyla beraber muhtemel suçun cezasını belirleyen kanunun değiştirilmesini kabul edemiyorum. Hayır arkadaş, yazdıklarımın bir getirisi bir sonucu olmayacak olsa da; kafamdakileri sözcüklere dökmeden rahat edemiyorum.

Beşiktaş gibi saygın bir kulübün koskoca tarihin en saygı duyulmayacak başkanlığını yapan, yönetme yetisinden yoksun ve başarısızlığını defalarca kanıtlamış bir adamın Federasyon başkanı olmasına zaten karşı çıktık. Yapmayın, etmeyin dedik. Biz kimiz ki gerçi, arkadaşlarıyla muhabbetler eden gençler. Ne önemimiz var canım bizim. Ancak bizim gibi düşünen milyonlarca insan vardı. Bu da bizi ne yapıyor? Kamuoyu. Hani o “nasıl olsa bunlar bir şeyden anlamaz” denilen insan güruhu. İşte o biziz.

Şu sürecin başladığından beri devam eden, Galatasaray’ı davanın içine çekme çabası artık muazzam bir boyuta ulaştı. Arkadaş, ben çıkıp Galatasaray tarihinde hiçbir şike olmamıştır demiyorum. Ancak şu son birkaç sezonla ilgili dönüp dolaşıp Galatasaray’ı bu işin içine çekmeye çalışmak tek kelimeyle acizliktir. Soruşturma başladığından beri önce Denizli maçı araştırıldı, bir şey bulunamadı. Sonra muhteşem bir “savunma”nın ürünü olarak Aziz Yıldırım mahkemede Strum Graz – Galatasaray maçını izletti ve “şike böyle yapılır” imasında bulundu. Şaşırdık. Ancak bu en son yaşanılan gelişme iki kelimeyle komedi ve rezalettir. Sırf “bütün takımlar bu işin içinde beylerr yeaaa” kılıfına uydurmak için, geçen hafta oynanan Trabzonspor – Galatasaray maçından dolayı Galatasaray PFDK’ya sevk edilmiş. Yani o maçta şike falan yapıldığına inananlar var sanırım. Gerçekten tebrik etmek gerekiyor. Aynı şekilde Bursaspor’u da bu işin içine çekmeye çalışıyorlar onu da atlamayayım. Zaten işin sonunda Galatasaray ve Bursaspor’un yolu 2. Lige düşerse şaşırmam.

Onlarca sayfalık iddianame, onlarca sayfalık telefon kayıtları.. Yıldırım Demirören’in açıklamalarına göre kimsenin suçlarının içinde bulunmadığı sayfalar topluluğu. Şikenin sahaya inip, inmediği tartışması.. Belki de inmemiştir. Ancak Allah aşkına şu telefon kayıtlarını adam gibi bir okuyup, kıllanmayan, “yok arkadaş Türk futbolu tertemiz” diyebilen bir insana ne denebilir ki? Şike sahaya inmiş midir? Bunun ölçülebilir bir nicel derecesi mi var da değerlendirmesini yapabiliyoruz.. Dünyada böyle bir tartışmanın örneği var mı acaba?

Bir de bugün bir 105. Madde fiyaskosu çıktı, onu duydunuz mu? Kısaca şöyle açıklamaya çalışayım: Bir kulübün şike yaptığına karar verilirse, yaptırımın uygulanması en az bir yıl en fazla beş yıl süreyle ertelenebilir. Bu süreç içerisinde bir kez daha şike yapılırsa, bu sefer cezası uygulanır. Futbol tarihindeki en saçma sapan maddeye Türkiye olarak imza attık. Yahu böyle bir şey olabilir mi? Bir de bunu UEFA’nın karşısına koyacağız gidip. Diyeceğiz ki, bakın biz böyle bir karara vardık.. Sonra adamlar milli ve kulüp takımlarımızı organizasyonlarından def ettikleri zaman, oturup ağlarız. Ya da düşündüm de ağlamayız be, ona da bir kılıf uydururuz “oh iyi oldu deriz”. TFF başkanımızın deyimiyle “ Bakın biz UEFA’da oynuyoruz da ne oluyor? Üç kuruş para alıyoruz alt tarafı.”. Zaten başlıkta da dediğim gibi temiz olan biziz, onlar pis.

Daha çok şey yazılır, çok şey konuşulur. Ancak artık anlamı pek de yok. Futbolumuzla ilgili umutlu olma lüksünü bile elimizden alıyorlar. Türkiye olarak Avrupa’ya gitme ihtimalimizi güzel güzel törpülüyorlar. Keşke Türk futbolunu bu noktaya getiren herkes bir araya gelip Metin Oktay’ın, Baba Hakkı’nın, Lefter Küçükandonyadis’in hepsinden de önce sporun ahlaklı olması gerektiğini bizlere anlatmaya çalışan Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün önünde diz çöküp özür dileyebilselerdi. Çünkü bu ülkenin futbolu için emek vermiş herkesin kemikleri sızlıyor.