4 Mayıs 2012 Cuma

OKC Thunder ve Miami işi bitirdi sayılır



Nba'in yüzüğe en yakın diyebileceğimiz 4 takımdan ikisi olan Oklahoma City ve Miami ilk tur eşleşmelerinde, 3 maçta 3 galibiyet yaparak şimdiden işi bitirdi sayılır. Aslında bu iki kodaman takımın rakiplerine bakınca, serilerin bu kadar kolay geçmesini beklemiyordum. Oklahoma'nın son şampiyon ihtiyar delikanlılar Dallas Mavericks'e deplasmanda da ilk maçı vermemesi, kendileri adına çok önemli. En kötü ihtimalle 4-1 bitirecekler ki, maç kaybetmeden seriyi geçme ihtimalleri de hiç az değil. Her ne kadar Dallas'ın iyi bir sene geçirmediği gerçeği de olsa, ilk turda son şampiyona karşı "set" vermeden ilerlemek OKC gibi genç bir yapıya sahip olan takım için oldukça değerli olur.

Öteki yakada ise Miami eski büyük rakibi New York Knicks'i param parça etmiş durumda. İlk tur karşılaşmaları içinde en büyük hayal kırıklığını bir kez daha Knicks'in yaşattığını söyleyebiliriz. Miami'nin yükselttiği vitese hiç cevap veremeyip, dağıldıkça dağıldı goygoycular takımı. Takımın kısalarındaki iktidarsızlık, olayı buraya getiren en büyük etken bence. Amare'nin yaptığı ise "sözüm meclisten dışarı" tam bir dingillik. Zaten kötü oynuyorsun ama böyle anti-profesyonel bir şekilde takımı sensiz bırakmak maksimum kontrat alan biri için kabul edilemez. Bence seneye takas edilmesi lazım, kafası buralarda değil.

Bu iki kalın enseli takımın ardından, San Antonio Spurs de kısa bir süre sonra 3-0'ı yakalayacak gibi. Hatta en net bir şekilde 4-0 bitecek seri olarak karşımızda duruyor. Lakers da şu anda 2-0 önde ama Lakers diğer bahsettiğim seriler kadar rahat devam etmeyecektir. Şimdi Rocky Mountains'a gidiyorlar ve evinde oynayacak olan Denver'ın en az 1 maç alacağını düşünüyorum. Hele ki (sanmıyorum) denk gelir de iki maçı kazanabilirlerse çok şenlikli devam eder kalan maçlar. 

Jose Mourinho: Yenilmeyenleri Yenen Adam



O kesinlikle özel bir adam. Kendi betimlemesiyle "Mavi güzel bir koltuk, Şampiyonlar Ligi Kupası tanrı ve ben". Nereye gitse, hangi mücadeleye girse başarıyı bavulunda taşıyan bir fenomen. O'nu en iyi tanımlayan kelime bu sanırım: Fenomen. Gerek futbol dehası, gerekse saha dışındaki tavırlarıyla, kendine has bir adam.

Mourinho şu anda Barcelona'ya 7 puan fark atarak son iki haftaya liderliği garantileyerek giren bir takımın lideri. Şaka değil, Barça gibi bir takıma 7 puan fark. 30 Galibiyet, 4 beraberlik ve sadece 2 mağlubiyet. 36 maçta 115 gol atmış ve sadece 30 gol yemiş. İnanılmaz bir performans.. Kariyerinde Manchester United, Juventus - Milan gibi devleri geride bırakıp çok kupa kaldırmıştı Mourinho ama tahmin ediyorum ki bu sefer onun için de çok farklı. Yenilmez diye tabir edilen, uzay takımı Barcelona'ya koltuğuna kurulmuş bir şekilde dikiz aynasından bakıyor Portekizli.

Geçtiğimiz dönemde Real Madrid'de kalmak ve kulübün tarihinde önemli bir yere sahip olmak istediğini açıklamıştı. Bununla beraber onun Ada'ya döneceğine yönelik söylentiler de son buldu. Çok sıkılıp, haydi artık "yeni bir maceraya atılma zamanı" diye düşünmezse zaten daha Madrid'de yapacağı çok iş var. Ne diyelim, yürüyedur Mourinho.

3 Mayıs 2012 Perşembe

Selam 3 puan, ben Beşiktaş !



Süper Final’in sonlarına doğru yaklaşmaktayız. Artık puan kayıplarının telafisi olmadığı bir sürece girmiş bulunmakta tüm takımlar. Böyle bir dönemde dün Galatasaray’ın evinde Trabzonspor’a puan kaybetmesi, acaba zirve kızışacak mı sorularını akıllara getiriyordu illa ki. Ancak dünkü sürpriz sonrası bugün Beşiktaş’ın Fenerbahçe’yi evinde 1-0 yenmesinin de ayrı bir sürpriz sonuç olduğunu ve zirve yarışında geçen haftaya nazaran çok da bir şey değişmemesini sağladığını belirtelim.

Beşiktaş, belki de tarihinin en başarısız lig 2. yarısını oynadıktan sonra, Play-Off’ta performansını yükseltmesi ve en azından Avrupa’yı garantilemesi bekleniyordu. Aslına bakarsak Beşiktaş’ın performansı nispeten arttı, ancak gerek Galatasaray maçında, gerek geçen hafta oynanan Fenerbahçe maçında belki şanssızlık belki de beceriksizlik, puan bile almasını engelledi Siyah-Beyazlıların. Ta ki bu maça kadar.

Beşiktaş’a bugün maçı getiren en önemli özelliğin ise, takım savunmasını iyi yapması olarak görüyorum. Bloklar olarak çok iyi kayan, birbirlerinin açıklarını iyi kapatan Beşiktaşlı futbolcular, özellikle merkezi (bekleri değil orta bölümü) çok iyi savununca bu sonuç kaçınılmaz oldu. Bu bahsettiğim özellikte ön plana çıkanlar ise, kesinlikle Egemen Korkmaz’ın kusursuza yakın, İbrahim Toraman’ın uzun zamandır görmediğimiz şekilde yanındaki stoperle uyumlu ve sakin, Ernst’in o bölgedeki oyuncuları kilitleyen oyunu olarak söylenebilir.


Fenerbahçe’yi ise oldukça durgun gördüğümü belirtmem gerekiyor. Şampiyonluk yolundaki rakibinin önceki akşam puan kaybetmesiyle beraber maça coşkulu başlayan Sarı-Lacivertliler, dakikalar geçtikçe temposunu kaybetti. Ve özellikle ikinci yarıda sahada yoklardı diyeceğim nerdeyse. Açıkçası Fenerbahçe’nin maçtan bu kadar rahat kopacağını düşünmüyordum, ancak yanıldım. Özellikle son 15-20 dakika inanılmaz dağınık oynadı Sarı Kanaryalar. Bunda hangi etkenler etkili olabilir ? Bence Alex’in sakatlıktan yeni çıkmış olması ve bariz bir şekilde çekingen ve kendini çok riske atmayarak oynayışı, bu durumda baş rolü üstlenen faktör oldu. Bir diğer faktörün ise, Beşiktaşlı futbolcuların, Fenerbahçeli futbolculara nazaran çok daha mücadeleci oyun anlayışını benimsemeleri ve fiziksel olarak daha diri gözükmeleri olarak gösterilebilir.

Bu skorla Süper Final’de Fenerbahçe ilk mağlubiyetini almış oldu. Artık büyük ölçüde belli oldu ki, dananın kuyruğu son haftada, Şükrü Saraçoğlu’da oynanacak Fenerbahçe-Galatasaray maçıyla kopacak ve şampiyon belirlenecek.

Beko Basketbol Ligi'nde playofflar başlıyor



Beko Basketbol Ligi'nde playoff serileri 5-6 mayısta başlıyor. Başlamadan bir eşleşmeleri hatırlatalım istedim. Buyurunuz..

5 Mayıs:

17.30 Banvit - Aliağa Petkim
20.00 Galatasaray M.P - Tofaş

6 Mayıs:

15.00 Beşiktaş Milangaz - Fenerbahçe Ülker
20.00 Anadolu Efes - Pınar Karşıyaka

İlk karşılaşmalar itibariyle en ilgi çekici seri kesinlikle Beşiktaş Milangaz - Fenerbahçe Ülker. Gayet keyifli ve yüksek dozda mücadelenin sahaya konulacağı birkaç maç izleyeceğiz. Avrupa'dan ülkemize bir kupa getirme başarısına ulaşan ama kıt kadro derinliğinin olumsuz etkileyebileceği Beşiktaş mı, yoksa hayal kırıklığı bir sene geçiren ama playofflarda her şeye yeniden başlama amacındaki Fenerbahçe Ülker mi?

Diğer üç karşılaşmada favorilerin tekleyeceğini sanmıyorum. Pınar Karşıyaka rakibi ısırabilecek ve sorun yaratabilecek kapasitede sıkı bir takım ama Zouros ile beraber savunmasını üst düzeye taşıyan Efes'in bu seride çok fazla zorluk çekeceğini sanmıyorum. Lider Galatasaray Medical Park'ın ise son haftalardaki düşen form grafiğini ilk maçlarla beraber tekrardan yukarılara çekeceğini düşünüyorum. Bu konuda Tofaş eşleşmesi kendileri için oldukça değerli. Son eşleşme ise Banvit ve Aliağa arasında.. Burada da Bandırma ekibi net favori ve sürpriz çıkması oldukça zor. Banvit artık öyle bir takım oldu ki, herkesi yenebilecek kapasitede ve bu yolda Aliağa'nın sıkıntı çıkartmasını beklemiyorum.

Özellikle ikinci turdan itibaren müthiş maçlar izlemeye başlayabiliriz. Haydi bakalım hayırlısı..

Nba'de yılın savunmacısı: Tyson Chandler!



Diğer bir güzide ödül daha sahibini buldu ve "yılın savunmacısı" olma onuru New York Knicks'in pivotu Tyson Chandler'a nasip oldu. Aslında sadece istatistiksel bir bakış açısıyla değerlendirirsek, Chandler'ın diğer başka isimlerin arkasında kaldığını söyleyebiliriz. Tyson bu sezon 11.3 sayı, 10 rebound, 1.5 blok ve 1 top çalma ortalamalarıyla mücadele etti. Ancak bunlar anam babam usulü istatistikler ve sadece bunları değerlendirmeye alırsak at gözlüklerimizi takıp öyle konuşmuş oluruz. O yüzden saha içindeki etkilere de bakmamız gerekiyor.

Bu bağlamda Tyson Chandler'ın bu ödülü hak ettiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Savunma anlayışı yerlerde gezinen, yol geçen hanından hallice durumda olan New York Knicks'in arkadaki komutanı oldu Chandler. Bütün takım savunmasını saha içinde tek başına koordine edip, Knicks'in bu konuda belli bir seviyeye yükselmesini sağladı. Kişisel olarak zaten elit bir savunmacı olan Chandler, bu sene kendi match-up'larından çok diğer takım arkadaşlarının açıklarını kapatmaya efor harcadı.

Özetle şöyle diyebiliriz, sezon başında savunmada darma dağın bir görüntü çizen Knicks, zaman ilerledikçe daha çok hücumuyla ilgili eleştiriler almaya başladı. Bu değişimi sağlayan adam da Tyson Chandler. Knicks adına doğru bir tercih miydi? Onu ayrıca tartışırız. Ancak bu sene Knicks adına belki de en verimli olan oyuncuydu. Yiğidi öldür hakkını yeme.