14 Aralık 2011 Çarşamba
Beşiktaş, grup lideriğini Stoke'ladı !
13 Aralık 2011 Salı
Tutmayın küçük enişteyi! (L.A Clippers)
Belki de Amerika’nın en parlak ve ışıltılı şehri; Los Angeles. Bir de bu şehirde bir basketbol takımı Lakers; tarihi başarılarla dolu, NBA denince akla gelen ilk markalardan.. İşte bu göz alıcı isimlerin yanında bir basketbol takımı daha var; Clippers. Ayın karanlık yüzündeki bu basketbol takımı L.A Clippers’ın tarihi ise büyük abisinin gölgesinde hiç gün yüzü görememiş. Şimdilerde ise yeni ve yetenekli bir jenerasyon yakaladı bu makus talihli takım. Bu sefer daha bir optimist bakıyor geleceğe Los Angeles’ın ezilen cephesi.
Yeni jenerasyonun ilgi çekici oyuncularının başlarında gelen Eric Gordon ve Blake Griffin bu yeni oluşturulan Clippers takımının da en önemli yıldızları. Muazzam bir atlet olan ve gününde olduğu zaman neredeyse durdurulamaz bir silah olan Blake Griffin’in geçtiğimiz sezon yarattığı havayı sırf All-star haftasonuna bakarak bile çok net bir şekilde görebiliriz. Eric Gordon ise Kaan Kural’ın tabiriyle yeni Ray Allen olma yolunda ilerliyor. Yüksek atletizmini mükemmele yakın bir dış şut ile birleştiren Gordon hangi takıma gitse, o takımın önemli bir parçası olabilecek kalibrede. İnşa edilmeye başlanmış ve önümüzdeki yıllarda geliştirilecek olan bu takımın temelini de şüphesiz ki bu iki genç yıldız oluşturacak. 4 numara ve 2 numara tamam, peki ya diğer bölgeler?
Bu ikilinin baş yancısı ise genç, dinamik ve patlayıcı enerjisiyle pota altı oyuncusu DeAndre Jordan. Bu sene sınırlı serbest kalan DeAndre Jordan’ı Golden State’in teklifini match ederek bana göre gayet doğru bir kararla takımda tuttu Clippers. Keza Blake Griffin gibi muazzam bir hücum oyuncusuna sahipken 5 numarayı da Jordan gibi savunma özellikleri ağır basan (ciddi bir blok tehdidi) ve atletik kabiliyetleriyle takıma uyum sağlayabilecek bir pota altıyla doldurmak bence gayet güzel bir hamle. Jordan’ın biraz da sırtı dönük hücumu gelişmiş olsaydı mükemmel bir ikili olabilirdi bu gençler.
Pivot pozisyonunu da böyle doldurduk, kaldı geriye oyun kurucu ve kısa forvet. Oyun kurucu için baş hedef hiç şüphe yok ki Chris Paul’dü. Geçtiğimiz günlerde çok önemli bir teklifle Stern’in kapısını çalan Clippers, NBA’in önlenemez aç gözlülüğüyle yerine oturtulmuştu. Minnesota’nın 2012 draft hakkının başrolde olduğu ve yanında genç oyuncular + Kam-an ile süslenen bu teklif bana kalırsa gayet makuldü. Tabi ki Eric Gordon’ın Clippers’ta kalması şartıyla! Ancak bu iki ekibin görüşmelerinin tamamen sona ermediği ve tekrar masaya oturacakları söyleniyordu. Clippers ise bir adım geriye atmış durumda. Ne olur bilmem.
Chris Paul’e yapılan ilk teklifin reddedilmesinin ardından, Clippers yönetimi tecrübeli oyun kurucu Chauncey Billups ile sözleşme imzaladı. Bence son derece yerinde bir hamle. Takım politikası gereğince, Billups’ın alacağı para açıklanmamış. Ancak bazı kaynaklar tarafından bu miktarın 2m dolar civarı olacağını belirtiliyor. Demin yukarıda saydığımız gibi atletik ve genç oyunculardan kurulu Clippers’ın dümeninin, Billups gibi tecrübeli ve kaliteli bir oyuncuya teslim edilmesi çok doğru. Ayrıca Los Angeles Clippers takımının hızlı tempoda oynaması gerektiğini düşünüyorum. Keza Billups’ın da ortalamanın biraz üzerinde tempo yapan Denver Nuggets’taki performansını hepimiz yakinen biliyoruz ama daha da hızlı bir tempo olan New York Knicks’e pek uygun olmadığını tecrübe ettik. Bu anlamda Clippers’taki olası performansı benim açımdan merak uyandırıcı. Yalnız Vinny Del Negro’nun da Mike Di’Antoni basketbolu oynatmayacağını düşünecek olursak, Billups bu işi gayet güzel bir şekilde kıvırır. Takımın saha içindeki beyni olması açısından yükü gayet ağır olacak. Tabi ki şöyle de bir şey var; bu oyuncu takas malzemesi olarak alınmış olabilir. Hiç sanmıyorum o başka, 35 yaşındaki Billups’ı takas malzemesi olarak kullanmak çok cazip değil. Bu kadar kısa sürede bu çok takas olurken insan ister istemez paranoyaklaşıyor.
Geriye kalıyor ilk 5’in son parçası; kısa forvet. Bu bölgeye de bir başka tecrübeli oyuncu Caron Butler’ı monte etti Clippers. Yani free agent havuzundan bir başka kaliteli takviye daha. Geçtiğimiz sezon Dallas Mavericks’teki 26 maçında 15 sayı 4 rebound ortalaması yakalayan otuz yaşındaki oyuncu Los Angeles şehrinin küçük çocuğu için çok yerinde bir transfer. Keza Billups’ın da Caron Butler’ın da profesyonellik olarak üst düzey olan ve egoları düşük olan oyuncular olması, bu genç ve dinamit gibi olan ekip için ayrı bir önem de arz ediyor. Baron Davis ile Billups'ı kıyaslayacak olursak, ne demek istediğimi daha net görebiliriz.
Gelelim ilk 5’in dışına. Yedekler ve koç Vinny Del Negro. Mo Williams, Al-Faruq Aminu, Chris Kaman ve Eric Bledsoe bana kalırsa yedeklerin içinde ön plana çıkanlar. Ancak tabi ki, bu oyuncuların biri ve ya birden fazlası olası bir takasta takımdan ayrılabilir. Şu içinde bulunduğumuz günler takas açısından akıl almaz hızlı geçiyor. Yani hiç beklenmedik anlarda, beklenmedik anlaşmalar söz konusu olabiliyor. Bu açıdan şimdilik bu oyuncularla ilgili çok yorum yapmayalım. Muhtemelen gidecek olanlar olacak çünkü, sonradan dediğimizi yutmayalım. Ancak bana göre kenarda bekleyen oyuncular ,şu an için çok üst düzey olmasa da, (bir Odom değiller tabi ki!) hiç fena değiller.
Ancak çok rahat üzerine konuşabileceğimiz bir konu var önümüzde; koç Vinny Del Negro. Ligin en kalitesiz birkaç koçundan biri olduğu kesin. Bu kadar keyif vadeden bir takımın başında Del Negro’nun olması da tabi ki bizim açımızdan üzücü. Oyuncuların ulaşabilecekleri seviyeye ulaşamamasındaki önemli etkenlerden biri olacaktır ve aynı zamanda takımın ulaşabileceği düzeyi törpüleyecektir. Hem saha içinde biçilen rollerde hem de maç içinde yaptığı veya yapmadığı hamlelerle birçok kez sınıfta kalmış bir hoca Vinny Del Negro. Son reel örnek olarak Chicago Bulls kazık gibi önümüzde dikiliyor işte. Bulls’un Del Negro ile yollarını ayırıp Tom Thibodeau ile yola devam etme kararının ardından yaptığı aşama dağlar kadar. Umalım da Los Angeles Clippers da bu kararı çok fazla uzatmaz ve başka bir koçla yoluna devam eder. Hele hele bir süper yıldız daha (Griffin benim için süper yıldızdır.) takıma katılırsa, başarısızlık emaresi gösterdiği anda kovulacaktır. En azından orası kesin diye bakıyorum.
Marko Jaric nedeniyle 2000’lerin ortalarına doğru sempatimin oluştuğu Clippers, belki de bu jenerasyon ile tarihinin en önemli başarılarına koşabilir. Belki gelişecek 1-2 takas ile bir önemli yıldızın daha kadroya eklenmesi + güzelinden bir koç değişikliği ile bu hedefler daha da somut olabilir. Bakalım yılların dalga konusu olan takımı Los Angeles Clippers bedbaht kaderini değiştirebilecek mi? En azından şimdilik; tutmayın küçük enişteyi!
11 Aralık 2011 Pazar
Formda Aslan Yorgun Fırtına'yı parçaladı
Bir tarafta Şampiyonlar Ligi kader maçından beraberlikle dönen ve yorgun Trabzonspor, diğer tarafta birkaç gün önce Arena’da ezeli rakibine büyük üstünlük sağlayan Galatasaray. Fenerbahçe maçında muazzam bir performans koyan Galatasaray’ın bu hafta bu performansı sergileyip sergilemeyeceği soru işaretiydi ancak aslında bu performansa da pek ihtiyaç duymadı.
Fatih Terim’in bir kez daha doğru kararı vererek çift forvet çıkarttığı Galatasaray, maça hızlı başladı ve daha 5. dakikada Elmander ile öne geçti. Bu tarz zorlu geçmesi beklenecek bir maçta erken bulunacak bir golün ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük. Keza Trabzonspor kendine 25. dakikadan sonra gelebildi. Zaten maç boyunca Trabzonspor’un etkili olabildiği tek süreç bu bölümdü. Birkaç "çok etkili olmayan" pozisyonun ardından ilk yarı sonuna doğru ikinci golü de kalesinde gördü Trabzonspor.
Ancak Trabzonspor ile ilgili soru işareti Zokora’nın atılmasıyla beraber maçtan tamamen kopmuş olmaları. Tamam bir takım yorgun olabilir, son derece yanlış bir kararla on kişi kalmış olabilir ama kendi evinde önemli bir rakibiyle oynarken maçı bu kadar boş vermemesi gerekir. Taraftarın da bu süreçte takımını desteklemekten çok, eski Trabzonsporluları yuhalamasını doğru bulmuyorum. Keza Engin’in takımında kadro dışı kalıp transfer olduğunu düşünürsek, tepki alması pek anlamlı değil benim açımdan. Ancak Tolga Zengin’in suratında patlayan su şişesi tam bir rezalet. Zira Tolga da bu duruma çok sinirlendi ve hatta maçtan tamamen koptu. Sonraki pozisyonlarda dikkat edecek olursak, Tolga’nın normal şartlarda yapmayacağı hatalar yaptığını görüyoruz. Burak’ın da son haftalarda performansının düşmesini, iyi yaptığı işlerden çok yapamadığı işlerle uğraşmasına bağlıyorum. Şunu net olarak görebiliyoruz ki, Burak’ın tek vuruşları (kontrol etmeden gelişine) iyi değil. O da bunu yapmaya çalışıp duruyor. Son olarak da “Sapara?” demek istiyorum.
Ve kazanan tarafa dönelim. Galatasaray bence şuan açık ara ligin en formda takımı. Sene başından beri (hatta geçen seneden beri) çift forvetin zaruri olduğunu tekrar tekrar söylemiştim. Baros-Elmander ikilisi de bunu her maçta kanıtlıyor. Elmander’i de hantal diye eleştirenler de sanıyorum ki bu fikirlerinden vazgeçmişlerdir. Bir forvette olması gereken hemen hemen her özelliğe sahip komple bir oyuncu. Galatasaray için bonservissiz olarak transfer edilmiş olması çok büyük şans. Çok önemli ve fark edilmesi gereken kısım ise Galatasaray’ın takım savunması. Orta saha ve savunma hattı ise müthiş bir uyum sağlamış durumda. Bu köprüyü sağlayan adamlar ise kesinlikle Ujfalusi ve Melo. Kısacası yıllardır savunmada büyük sıkıntı çeken Aslan’ın bu sene bu önemli zaafını kapattığını söyleyebiliriz.
Şu iki haftadır izlediğimiz Galatasaray’a “Fatih Terim’in Galatasaray’ı” diyebiliriz. Emre Çolak ve Semih Kaya’nın takıma monte edilmesi de ayrıca keyif veren gelişmeler. Bu performanslarını bir seviye yukarı çıkartmak veya uzun vadede korumak da 2-3 nokta transfere bakar. Çünkü takımı ileri çeken oyuncuların (Melo,Eboue,Ujfalusi,Elmander..) yedekleri yok. Yani bu oyuncuların iki tanesinin olmaması bir anda ritimlerini bozabilir.
Barça Classico !!
8 Aralık 2011 Perşembe
Deplasman Kartalı

İki Siyah-Beyazlı ekibin mücadelesinde Beşiktaş, son 12 günde İstanbul dışında oynadığı 4. maçta deplasmanda Manisaspor’u 4-1 lik skorla geçerek 4te4 yaptı ve ligde zirveye bir adım daha yaklaştı.
Aslında bu deplasman serisinde en zor geçeceği düşünülen maç Manisa deplasmanıydı. Neden mi ? Çünkü ligin sürpriz ekiplerinden biri olan Manisaspor, organize bir takım olmuşlar ve formdalardı. Geride kalan 13 maçta az gol atmalarına rağmen sadece 8 gol yiyerek Süper Lig’in en az gol yiyen takımı konumundaydılar aynı zamanda. Keza maç da bu istatistiklere uygun başlamıştı, Manisaspor çok iyi kapanıyor ve pozisyon vermiyordu. Tam da “bu maçı duran toplar belirler” diye geçirirken içimden, Quaresma’nın duran top golü maçın seyrini tamamen değiştirmiş oldu. Bahsettiğim gibi, şuana kadar toplamda 8 gol yiyen Manisaspor, Beşiktaş’tan 90 dakikada tam 4 gol yemiş oldu böylece.
Beşiktaş’ta taktik ve oyuncular artık çok iyi oturdu. Aşağı yukarı çoğu maça aynı yada çok ufak 1-2 mecbur değişiklikle başlıyor Carlos Carvalhal. Bu kadar yoğun maç trafiğinde oyuncuların fizik güçlerinin çok iyi durumda olması, takımın bu galibiyet serisiyle oldukça moralli olması ve oyuncuların birbirine ve sisteme iyice ısınması, Beşiktaş’ı Süper Lig’in şuanda en formda takımı yapmaya fazlasıyla yetmekte.
Öyle ki bu maçta forma giyen oyuncuları şöyle teker teker değerlendirecek olsak, kötü oynadı diyebileceğimiz kimseyi göremiyoruz Kara-Kartallarda. Quaresma olsun, Mustafa Pektemek olsun, görünmez kahramanlar olsun, herkes görevini layıkıyla yaptı. Fakat Beşiktaş’ı bir üst seviyeye taşıyan en önemli parçalardan birinin Manuel Fernandes olduğunu düşünmekteyim. Oynamaya başladığı günden itibaren, her maç biraz daha üstüne koyarak oynuyor ve uzun zamandır oynamamanın kendisine getirmiş olduğu maç eksiğini kapatıyor ve form tutuyor. Formda bir Fernandes de Beşiktaş’ın gücüne güç katıyor doğal olarak. Ek olarak da, Beşiktaş’ın son golünde 50m koşup kendi yarattığı pozisyonda kendisi vurmayıp daha uygun durumdaki Fernandes’i gören ve güzel bir asist yapan Holosko’ya tebriklerimizi iletelim.
Sonuçta, 2 ezeli rakibinin birbiriyle oynadığı ve eski lider Fenerbahçe’nin puan kaybettiği haftada, Beşiktaş amacına ulaştı ve bu galibiyetle liderlik yarışının içine dalış yapmış oldu.








