9 Şubat 2012 Perşembe

Türkiye sizinle gurur duyuyor! Helal olsun Galatasaray!



Abdi İpekçi'de tarihi bir gece! Avrupa basketbolunun tartışmasız bir numarası, en büyük gücü ve Euroleague şampiyonluğunun en büyük adayı olan CSKA Moskova Galatasaray'a boyun eğdi. Yaklaşık 20 maçtır hiç bir takıma yenilmeyen rus temsilcisi sadece bizim elimizden kurtulamadı. Muhteşem bir taraftar ve takımın ortaya koyduğu muhteşem efor bu galibiyeti getiren baş etkenlerdi. Oysa ki, maç başlarken ne CSKA kaybedeceğini ne de belki biz temsilcimizin kazanacağını tahmin ediyorduk ama neredeyse imkansızı başardık! Yıldızlar karması CSKA Moskova'ya alınabilecek tüm önlemleri aldı Galatasaray ve maç boyunca her topun kıymetini bildi. Muhtemelen CSKA da bu denli yüksek konsantrasyonlu ve arzulu bir takım beklemiyordu. Böyle taraftara, böyle güzel atmosfere bu büyük galibiyet muazzam oldu. Emeği geçen herkesi tek tek bulup tebrik etmek lazım. CSKA Moskova gibi tecrübeli bir takım bile, bugün bu inanılmaz atmosfere üstün gelemedi.

Koç Mahmuti'nin öğrencileri belki de fiziksel olarak çok dezavantajlıydılar (düşünün Kirilenko 2.13 ve 3 numara oynuyor) bugün ama maçın dengede gitmesini sağlayan temel faktör demin de bahsettiğim gibi sahada olan her oyuncunun (Shumpert hariç) muazzam bir konsantrasyon ile mücadele etmesiydi. Tekli performans olarak öne fırlayan oyuncularımız başta Shipp ve Andric oldu. Her topu kovalayan her rebound'u takip eden ve Shipp bence yine ve yine takımın çarklarının dönmesini sağladı. CSKA'nın üstün savunmasına rağmen hücumda hemen hemen bütün maç çok doğru oynadık. Shipp'in ve Jamon Gordon'ın her eline aldıkları topta potayı düşünmeleri Rus ekibinin dengesini bozdu ve bu şekilde dribbling-pas hücumu üzerinden çok doğru atışlar bulduk. Yine Jamon ve Ender Arslan'ın Andric'i çok iyi beslemesiyle pota altını verimli kullanabildik. Andric'in pota altındaki bitiriciliği son derece kritikti bugün temsilcimiz adına. Kötü bir performans ortaya koyan Furkan da ona eşlik edebilseydi belki daha da güzel olabilirdi. Bir kaç satır da genç Göksenin Köksal için! Olympiakos maçında Spanoulis, CSKA maçında Teodosic.. Avrupa'nın en elit oyuncularına parkeyi zindan ediyor bu genç yürek. Tecrübesizliğinin verdiği bazı faulleri kıstığı ve gelişimine devam ettiği sürece çok önemli bir oyuncuya dönüşebileceğini göreceğiz.

Anadolu Efes ile çok üzüldük ama bugün Galatasaray ile çok sevindik. Galatasaray bu galibiyetle beraber 2 galibiyet 2 mağlubiyet derecesiyle Olympiakos'un ardından 3. sırada. Haftaya Anadolu Efes ile İstanbul'da mücadele ettikten sonra en kritik maç olan Yunanistan deplasmanına gidecekler. Gönül isterdi bu gruptan (tabi ki imkansızdı o başka) Anadolu Efes ve Galatasaray Çeyrek Final'e gitsin. Ancak şu anki tabloda Türk takımları arasında üst tur için (Fenerbahçe Ülker de an itibariyle Pana'ya deplasmanda yeniliyor) en şanslı olan ekip Galatasaray. Bu takımın Euroleague'e elemelerden katıldığını unutmayalım. Taraflı, tarafsız çok büyük saygıyı hakediyorlar. Bu gece CSKA'yı ilk defa yenen takım bir Türk takımı oldu. Türkiye sizinle gurur duyuyor çocuklar, yürüyedurun..

8 Şubat 2012 Çarşamba

Boston Celtics Değerlendirmesi


NBA’de takım analizlerini yapmaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Sıradaki takımımız Boston Celtics. Boston an itibariyle doğu konferansında yedinci sırada. 14 galibiyet, 10 mağlubiyet ile. Özellikle son 10 maç performansına bakarsak NBA’in şu anda en formda ekibi konumunda yoncalar. Paul Pierce’ın sezona sakat girmesi ve ilk üç maçı kaçırması, ve sakatlıktan döndükten sonra takımın yavaş yavaş toparlanması ve eskisi kadar olmasa da yine sert savunma takım hüviyetlerine kavuşmaları ile son on maçta 9 galibiyet 1 mağlubiyet aldılar. Tabii ki doğu konferansında şampiyonluk adayları arasında aşağı sıradalar zira ortada Chicago ve Miami gerçeği var. Bu on maçlık maratonda Rajon Rondo’nun yokluğuna rağmen özellikle Paul Pierce ve Kevin Garnett’in birer vites yükseltip adeta takımı taşıdılar. Sezon başladıktan sonra takıma kattıkları Mickael Pietrus’un beklenenden daha iyi bir performans gösterdiğini düşünüyorum. Rondo2nun yokluğunda yedek oyun kurucular Avery Bradley ve çaylak E’Twaun Moore’un çok önemli katkılar vererek gerektiğinde faydalı olabileceklerini gösterdiler. Ama pota altında hala sıkıntı yaşıyorlar. Jermaine O’Neal ‘ın zaten bitik dizleri 25 dakikadan fazlasını kaldıracak vaziyette değil. Kevin Garnett de yaşlandı. Gerekli sertliği sağlayacak yegane isim Brandon Bass. O da bir sakatlık yaşadı ama dün gece oynanan Charlotte maçında sahalara döndü ve gayet te iyi bir performans gösterdi. Boston’ın belli bir çekirdek kadrosu var. KG,PP34, Ray Allen ve Rajon Rondo. Bu 4’lünün dakikalarını 33-36 dakika civarında tutmaya çalışıyor koç Doc Rivers. Tabi maçın gidişatına göre daha da az olabiliyor bu dakikalar. Bu sene normal sıralamada birinci, ikinci olma gibi bir niyetleri yok. Onlar Play-off’ta eşleşecekleri takımı kendileri seçmek için sezon sonuna doğru bilerek maç kaybedeceklerini düşünüyorum. Sezon sonunda büyük bir aksilik olmazsa, doğu konferansının birinci ve ikinci sırasını Chicago ve Miami alacak. Boston bu takımlardan herhangi biriyle oynamamak için ilk amaçları sezonu 6. Sıra veya üstünde bitirmek olacak. Çünkü artık kadroları iyice yaşlandı ve böyle kurnaz taktiklere ihtiyaçları var. Çünkü hala 20’lik potansiyelli gençlere taş çıkartıyorlar ve kariyerlerinin son demlerinde bir şampiyonluk daha için depolarında fazla benzin kalmadı.

3 Şubat 2012 Cuma

Olcan Adın eklenmiş Trabzonspor geliyor..



Benim transfer döneminde özel olarak üzerinde durduğum oyuncuların başında Olcan Adın geliyordu. Alacak olan takımın önemli bir iş yapacağını ve pozitif etkinin direkt olarak görülebileceğinin bir çok kez üzerinde durmaya çalışmıştım. Aynı şekilde Trabzonspor ile ilgili de takım 10. sıralardayken panik yapılmaması gerektiğini ve 1-2 nokta transferle takımın yukarıya hızlıca tırmanabileceğini düşünüyordum. Bu iki ayrı değişkenin bir araya gelmesinden sonra geçen sürecin ardından yanılmamış olmak beni mutlu etti. Trabzonspor'lu olmadığımı da ekleyeyim tam buraya.

Versatil bir oyuncu olan Olcan ciddi bir akıcılık sıkıntısı yaşayan Trabzonspor hücum hattına çeşitlilik getirdi. Olcan'ın hemen hemen hiç bir özelliğine çok zayıf diyemeyiz ama benim bakış açıma göre verdiği en değerli iki katkı var; "topla beraber hızlı olmak" ve "kanat olmaya rağmen oyun kurabilmek". Bu iki saha içi katkıyı direkt olarak alan Trabzonspor, bu sayede "at topu Burak'a" fıtığından biraz uzaklaşmaya başladı. Hala daha ideal oyun üretimi sağlanmış olmasa da ilk yarıda yaşanan sorunlar bazılarının üzerini çizebiliyoruz. Örneğin; yine daha önce defalarca bahsetmeye çalıştığım "Halil'in sol açık oynamasından kaynaklı bu bölgenin verimli kullanılamaması sorunu" tamamen bitmiş durumda.

Burak Yılmaz için defalarca ayın lafları tekrarlamaya gerek yok. Gerçekten muazzam bir form düzeyi tutturdu ve bu şekilde devam ediyor. 35 gol civarında sezonu bitirmesi çok muhtemel. Şu sıralar aldığı en büyük eleştiri fazla bencil olduğu yönünde. Ben de bu eleştiriye katılmakla beraber bu kadar yüksek bir seviye tutturmuş golcülerin hepsinde bu bencilliğin olduğunu da unutmamak lazım diyorum. Kısacası bu kadar gol atmanın tabi ki bir dikeni de olacak. Yani bazı maçlarda Burak'ın pas atmak yerine kaleye salladığı toplar o maçlar için puan kaybına sebep oluyor. Ancak Cristiano Ronaldo'yu izlerken de ne denli kolay pasları atmadığına defalarca şahit olduk. Yani bir seviyeye kadar tolore etmek gerektiği kanısındayım.

Afrika Kupasından dönecek olan Zokora ve Mart ayında sahaya dönmesi beklenilen Robert Vittek'in yapacakları katkılar oldukça önemli. Zokora'nın ve Vittek'in iyi dönüşler yapmaları Trabzonspor'un playofftaki şansını 1-2 gömlek arttıracak.

YETER YILDIRIM DEMİRÖREN !



Yıldırım Demirören… Yıllardır Beşiktaş Kulübü başkanlığı yapan bu şahıs, Beşiktaş tarihinin başına gelmiş en büyük belalardan biri! Öyle ki, kendisinin başkanlık döneminde nerdeyse her yıl teknik direktör değiştiren, onlarca oyuncu transfer edip zararına yollayan (yıllar boyunca bildiğim kadarıyla yalnızca bir futbolcunun satışından kar edilmiş : John Carew), doğru dürüst bir sportif başarı elde edemeyen bir Beşiktaş’tan bahsedebiliriz. Üstüne üstlük, Beşiktaş Kulübü’nün son açıklanan rakamlara göre borcu 450 milyon TL’yi bulmuş durumda. İşte bu denli büyük bir başkan kendisi (!)

Şüphesiz Beşiktaş taraftarını en çok kızdıran süreç, bu şike soruşturmasında Demirören’in takındığı haldir. Başkanı olduğu kulübün eski asbaşkanı, teknik direktörü ve protokol sorumlusu hapisteyken bile bırakın destek vermeyi, Asbaşkan Adalı’nın aleyhine olabilecek ifadeler veren Demirören, son olarak 26 Ocak’ta TFF Olağanüstü Genel Kurul’unda sarf ettiği “Şike soruşturmasında sadece Fenerbahçemiz yok, 8 takımın adı geçmekte” lafı taraftarın sabrını taşıran son hamle olmuş oldu (Fenerbahçemiz dediği cümle içinde kullandığı diğer takımlar arasında kendi kulübü, Beşiktaş’ta bulunuyor, hatırlatalım). Her ne kadar “o kelime”yi Kulüpler Birliği Başkanı olarak söylemiş olsa da, kendi kulübünün haklarını savunmayı bir kenara bırakmış olması, yalnızca Fenerbahçe’yi savunması oldukça düşündürücü… Kendisinin aylardır Beşiktaş maçına gitmediğini de dipnot olarak ekleyelim.

Bu şahıs, sadece Beşiktaş’ı batırmakla kalmayıp, üstüne üstlük Türk futboluna da el atmış durumda. İşte bu korkutucu. Yaptığı bir açıklama var ki, akıllara zarar ! UEFA’nın şike soruşturmasına müdahale edip ceza verme ihtimali için “Gerekirse tüm kulüpler olarak Avrupa’ya gitmeyiz” diyor. Sen kimsin, ne olduğunu zannediyorsun da bu hakkı kendinde buluyorsun, hem Beşiktaş hem diğer kulüpler adına diye sormak isterim kendisine.

Bir sözüm de Beşiktaş taraftarına olacak… Yıldırım Demirören’in en çok eleştirildiği, tribünlerde “Yeter Yıldırım Demirören” seslerinin her maç yükseldiği dönem sonrası, yaptığı 2 transferle (Quaresma ve Guti) taraftarın gözünü boyamayı başaran bu başkan, tezahüratları “Yetmez Yıldırım Demirören” olarak değiştirmeyi başarmıştır. Bu kadar kolay mıydı eleştirileri bitirmek, kulüpteki kredisini arttırmak ?! Bilinçli Beşiktaş taraftarı, Demirören’in çok çok kötü bir yönetici olduğunu başından beri biliyor ve hala söylüyor, ama bir takım taraftarların yıldız aşkıyla gözleri boyanmıştı ve hatalarının yeni yeni farkına varmaya başladılar. Olan, yine Beşiktaş’a oluyor ne yazık ki. Şu bir gerçek ki, iyi yönetilmeyen kulüp başarıya ulaşamaz, asla !

Yazımı bitirirken son olarak Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun Manuel Fernandes’e vermiş olduğu cezadan bahsetmek istiyorum. Engin Baytar’ın rakibine kafa atıp direk kırmızı kart gördüğü pozisyon sonrası oyuncuya 2 maç ceza veren sayın (!) PFDK yöneticileri, çift sarı karttan kırmızı görüp hakeme sert itiraz eden Fernandes’e 2 maç ceza veriyor (2. maç Fenerbahçe derbisine denk geliyor hatırlatalım). Buna ek olarak, (her ne kadar bu tarz yorumlara girmek istemesem de) geçen maçta Beşiktaş’ın rakibi Kayserispor’lu oyuncuya çok net ikinci sarıdan kırmızıyı veremeyen M.Kamil Abitoğlu, Mersin İdman Yurdu maçında Simao’nun penaltısı artı kırmızı kartı veremeyen Kuddusi Müftüoğlu… İnceden inceden Beşiktaş’ı sindirmeye başlayan bir TFF göze çarpmakta. 109 yıllık Beşiktaş Kulübü’nün Başkanı olarak Yıldırım Demirören’in görevi, kulübünün haklarını savunmaktır ! Çok sevdiğim bir spor yorumcusu olan Güntekin Onay’ın (Demirören’in sahibi olduğu Vatan Gazetesi’nde yazar olmasına rağmen) az bile söylediği, cesurca eleştirisi ile sonlandırıyorum yazımı. Üslübum biraz sert olduysa hepinizden affola…


1 Şubat 2012 Çarşamba

Ersan İlyasova seneye nereye gidecek?




Nba'de ülkemizi Milwaukee Bucks forması altında temsil eden Ersan İlyasova'nın kontratı bu sene bitiyor. Bence Nba'in potansiyelini kullanamama açısından en yazık olan oyuncularından biri Ersan. Basketbolun hem hücum yönünde hem de savunma yönünde değerli meziyetleri olan, 2.08'lik uzun boyu ve güçlü sezgileriyle rebound dalında da ciddi bir potansiyel olan temsilcimiz; belki de kendine en uygun olmayan takımda yıllardır mücadele etmeye çalışıyor. Scott Skiles'ın ekibi Milwaukee Bucks takım oyunundan olabildiğince uzak, herkesin kendi halinde hücum etmeye çalıştığı şahsen hiç beğenmediğim bir ekip. Ancak yine de çok iyi bir profesyonel olan temsilcimiz mutsuzluğuna rağmen elinden geleni hiç bir zaman ardına koymadı. Keza ciddi bir skor potansiyeli olsa da takımın dümeninin Brandon Jennings gibi oyun kuruculuk meziyetlerinden yoksun bir gardda olması da benim için ayrı bir hoşnutsuzluk yaratıyor. Neyse, Ersan'ın kontratı bu sene bitiyor dedik. Peki Ersan önümüzdeki sezon için nasıl bir karar almayı düşünüyor.

Ersan'ın Milwaukee'den illallah ettiğini anlamak çok zor değil, keza Anadolu Efes'te sezon bitirmek ve bu yıl Nba'e dönmek istemediğini hepimiz biliyoruz. Efes'te oynanılan "takım oyunu" içinde çok fazla ön plana çıkmaya çalışmadan ne kadar ciddi katkı verdiğini de hatırlatmadan geçmeyeyim. Bu tarz etkenler Ersan'ın aklında önümüzdeki sene Avrupa'da oynama düşüncesini oluşturmuş. Son verdiği demeçlerde kendisine Avrupa'dan 5 takımdan bu sene için teklif aldığını ama Bucks'ın kendisini bırakmadığını anlatmış. Yalnız bu sene için neyse de (gerçi geçti artık) önümüzdeki sezonlarda Ersan'ın Nba'den ayrılacağını düşünmüyorum. Keza çaylak kontratının son senesinde şu an 2.5m dolar civarı bir maaş alıyor. Bu yaz tam serbest oyuncu olmasıyla beraber bir çok takımdan bu paranın en az iki katı civarlarında teklifler alabileceğini düşünüyorum. Keza kendisine uygun bir takımda çok ama çok ciddi bir çıkış yapıp şu anda olduğundan çok farklı bir yere ulaşabileceğini düşünüyorum.

Şuan için Ersan'ın verdiği net bir karar yok. Demin bahsettiğim açıklamada önümüzdeki sezon olacakları şimdiden düşünmek istemediğini ve sadece takımının başarısına konsantre olmak istediğini eklemiş. Ancak bana göre net bir şekilde belli olan şey temsilcimizin seneye Bucks forması giymeyecek olması. Yine bence Ersan kesinlikle Nba'de kalacaktır. Gönlümde yatan aslan ise, yaşlanmış kadrosuyla bir dönüşüme başlayan Boston Celtics. Olur mu, bence olur. Son olarak merak edildiyse diye Ersan bu sezon yaptığı istatistikleri de ekleyeyim; 21 dakika / 8.1 sayı / 7.1 rebound..