16 Şubat 2012 Perşembe

3 sayı ve smaç yarışması katılımcıları belli oldu






All-Star kadrolarının açıklanmasından sonra, gözler yetenek yarışmalarında boy gösterecek çevrilmişti. Dün 3 sayı yarışması ve bugün smaç yarışmasına katılacak oyuncular açıklandı. Öncelikle 3 sayı yarışmasından başlamak istiyorum. Yarışmacılar şu şekilde: geçen senenin şampiyonu Miami Heat oyuncusu James Jones, Atlanda Hawks’tan Joe Johnson, New Jersey Nets’ten Anthony Morrow, Minnesota Timberwolves’tan Kevin Love, Orlando Magic’ten Ryan Anderson ve yine Miami Heat’ten Mario Chalmers.


Bu seneki yarışmada NBA’de an itibariyle 3 sayı yüzdesinde ilk 5 te olan isimlerden sadece Mario Chalmers yarışmada yer alacak. Birinci sırada bulunan Brandon Rush, ikinci sıradaki Mike Miller, üçüncü sıradaki Ray Allen ve dördüncü sıradaki çaylak Klay Thompson yarışmaya çağrılmadılar. Öncelikle şahsi görüşümü belirtmek istiyorum. Yarışmaya katılan oyuncu sayısı çok az. Ayrıca bu oyuncuları neye göre kategorize ediyorlar bilmiyorum. Eğer yüzdeye bakıyorlar ise Chalmers 5, Ryan Anderson 16, Anthony Morrow 28, Kevin Love 64, Joe Johnson 69. sırada. James Jones zaten takımında yeteri kadar süre almadığı için ilk 100 içerisinde değil. Belli ki yüzdeye göre almıyorlar zira Joe Johnson’a gelene kadar Kyle Korver’lar, Steve Novak’lar, Ray Allen’lar, Jodie Meeks’ler var. Hatta Hidayet bile 48. Sırada. Yüzdeler tabiki pek sağlıklı rakamlar değil zira Mehmet Okur’da ilk 100 içerisinde gözüküyor ama oynadığı maç sayısı sadece 17.


NBA’de “pure shooter” olarak bilinen oyuncular vardır. Geçmişten Larry Bird, Craig Hodges, Peja Stojakovic, Mark Price, Reggie Miller akla gelen ilk isimler. 3 sayı yarışmalarında bu gibi isimleri izlemek bence daha keyifli. Bu benim kendi görüşüm. Bu yarışma Antoine Walker faciası da gördü. Günümüzde ise Kyle Korver, Ray Allen, Steve Novak, Jason Kapono, JJ Redick gibi isimler var. Bence yüzdeleri ne durumda olursa olsun bu gibi isimler çağrılmalı yanına da o sene gösterdiği performansla yarışmaya katılmayı hak edenler ve geçen senenin şampiyonu eklenmeli bence. ( Mario Chalmers ve James Jones gibi ) Dediğim gibi yarışmacı sayısı bence çok az ve bu yüzden Jodie Meeks, Korver, Allen gibi isimler es geçildi bu sene. ( bunlara Brandon Jennings’i de ekleyebiliriz. )


Smaç yarışmasına gelirsek. Her sene LeBron James adı geçiyor ama adam bir türlü katılmıyor. Sebeplerini bilmiyoruz. Geçmişte daha çaylak dönemlerinde olsalar bile Allen Iverson, Kobe Bryant ve Tracy McGrady çağrılmış ( Iverson sakatlığından dolayı katılmamıştı ) Vince Carter, Blake Griffin, Jason Richardson gibi atletik yetenekleri muazzam oyuncular boy göstermişti. ( sadece birkaç örnek verdim daha birçok zamanında süperstar kategorisinde olan oyuncular da katıldı ) Bu sene Blake Griffin'in de katılmayacağını açıklayarak herkesi üzdüğünü düşünüyorum. Eminim ki hayranları ve sponsorlar çok ısrar etmişlerdir ama sonuçta Griffin bu sene şampiyonluk ünvanını korumayı tercih etmedi. Diğer katılımcılar ise süper atlet Paul George, en az onun kadar atlet çaylak Derrick Williams ve NBA’de o kadar adam varken niye çağrıldıklarını anlamadığım Iman Shumpert ve Chase Budinger. Özellikle Chase Budinger ismi beni çok şaşırttı. Budinger NBA’e girdiği günden beri smaçlarıyla mı yoksa 3 sayılık atışlarıyla mı üne kavuştu ?. Yukarıda bahsettiğim “pure shooter” kıvamında bir oyuncu ve niye 3 sayı yarışmasına çağrılmayıp, smaç yarışmasına çağrıldı anlam veremiyorum. 3 sayı yarışmasında dert yandığım, yarışmacı sayısı konusunu burada da gündeme getirmek istiyorum. Eskiden daha çok yarışmacı çağrılırdı bu yarışmaya. Vince Carter’ın efsaneleştiği yarışmada; T-Mac, Vince, Steve Francis, Jerry Stackhouse gibi isimler bir arada yarışmıştı. Hakikaten smaç yarışmaları artık öyle bir düzeye geldi ki yaratıcılık daha da önemli bir unsur haline geldi. Şu yarışmada Jeremy Evans, DeAndre Jordan, David Lee gibi daha birçok oyuncu Budinger ve Shumpert’tan daha çok hakkediyor diye düşünüyorum.


“Sistem”in başarısı; Galatasaray Medical Park




Dillere pelesenk olmuş bir spor terimi artık “sistem”. Hep yerleştirilmesi ve oturtulması gerektiğinden bahsedilir. Sistem dediğimiz şeyin en zor aşaması da bu yerleştirme ve uyumlu bir şekilde işlemesini sağlama sürecidir. Birçok takımın olumlu sonuç alamamasının temelinde de bu süreçte kaybedilenleri hazmedemeyip vazgeçmeleri yatar. Galatasaray’ın en büyük şansı ve Oktay Mahmuti’nin en büyük başarısı da bu sürecin çok kısa sürede sona ermesidir. Takım bu oturtulmak istenen sisteme beklenildiğinden çok daha rahat uyum sağlayınca, hiçbir şey (başta zaman) kaybedilmeden başarıya doğru giden yola girilmiş oldu.

Geçtiğimiz sene kurulmuş olan sistemin ve oyun anlayışının ikinci ve geliştirme yılı bu sene. Bu anlamda oynanmak istenen oyuna %100 ulaşılmış değil. Zaten 1-2 senede her sistem otursaydı, spor organizasyonlarını ve takımlarını yönetmek çok daha kolay olurdu. Ancak bu sene kadro kalitesinin geliştirilmesi, oyuncuların birbirlerine ve oyun anlayışına daha çok alışmasıyla beraber takımın performansında ciddi bir yükselme var.

Ben genel olarak Galatasaray’ı Türkiye’nin Philadelphia 76’ers’ına benzetiyorum. Sağlam ve baskılı savunma, fast/breakler, her top için savaş (ecnebicede “hustle” diye geçen ve tam karşılığı olmayan) ve hücumda hızlı ve etkili top paylaşımı. Galatasaray’ın en yoğun sıkıntı yaşadığı nokta da son bahsettiğim top paylaşımı konusuydu. Çünkü top paylaşımını esas efektif hale getiren öğe dribbling/pas sistemidir. Rakibi ekarte edip doğru pası çıkarttığınız zaman hücumun %60’ını bitirirsiniz. Bu geçen sene bir türlü çözülemeyen hastalığın panzehirini Jamon Lucas Gordon ile buldu Galatasaray M.P. Hem potaya gidebilen ve gittiğinde bitirebilen, hem de oyun kurup pas dağıtımını “istikrarlı” olarak iyi yapan bir adam Gordon. Hatta bunların yanında potaya sırtı dönük oynayıp sayı üretebilmesi de tatlının üzerindeki kaymak gibi. Kısacası takımın hücum repertuarını tek başına bile bir kademe yükseltiyor.

Galatasaray sezona, hazırlık dönemine çok erken başlamasının etkisiyle çatır çatır girdi. Bu durumun bir nedeni aslında rakiplerinin onlar kadar hazır olmamasıydı. Çünkü aslına bakacak olursak takım içi roller tam olarak belirlenmiş ve oturmuş değildi. Neyse gel zaman git zaman bu sefer sezonu erken açmanın handikapı etkisini gösterdi ve yorgunlukla beraber takım düşüşe geçti. Çok normal bir süreç. Yalnız bu performans düşüklüğü esnasında demin bahsettiğim sezon içi belirlenememiş bazı dinamikler daha keskin bir hale geldi. Örneğin savunmada ciddi şekilde aksayan, reboundlarda fazla bir varlık gösteremeyen (hele ki Andric ile yan yana oynadıklarında ciddi bir zaaf ortaya çıkıyordu), hücumda ise istikrarlı bir katkı veremeyen Darius Songaila ile yollar ayrıldı. Geç kalınmış bir hareket olarak da görülüp değerlendirilebilir. Keza ben de öyle düşünüyorum. Litvanya’lı oyuncunun yerine Hemofarm’dan Boris Savoviç alınsa da dakikaları kapan ve iyi değerlendiren adam Cevher Özer oldu. Cevher’in sezon içerisinde özellikle de Euroleague maçlarında gördüğümüz özgüven sıkıntısı bu gelişmeyle beraber minimize edildi. Keza şu dönemde çok ciddi ve ihtiyaç duyulan bir katkı veriyor Cevher. Dış şut istikrarını koruyabilirse, rotasyonun kesinlikle değişilmez oyuncularından biri olabilir. Yalnız 4 numaralardan bahsetmişken, Oktay Mahmuti’ye az sayıda yönelttiğim eleştirilerimden birine de yer vermem gerekiyor. Ne yazık ki, koçun 4 numara rotasyonuyla ilgili ciddi bir “oyuncuyu unutma” sıkıntısı var. Örneğin maçlara Savoviç başlıyor ve normal rotasyonunda oyundan alınıyor. Ancak çok iyi bir başlangıç yaptıktan sonra (ki çok da sık olmuyor), en az 10 dakika hiç oyuna girmiyor. Böylelikle soğuyor ve girdiğinde kaldığı yerden devam edemiyor. Aynı sıkıntıyı Songaila da uzun süre yaşadı.



Ancak takım çarkının dişlileri arasında çıtırt diye yerine oturan en önemli değişiklik Lakovic özelinde oldu. “Takımın lideri” rolü için transfer edilen Lakovic 1-2 ay boyunca bu konuda çok ciddi sıkıntı yaşadı. Elinden gelen her şeyi yapsa da fiziksel olarak üst düzey olmaması, onun takımı taşımasına engel oldu. Galatasaray’ın ve Mahmuti’nin Lakovic’ten bu yapamadığı liderlikte ısrar etmeyerek “takımın bir parçası”na dönüştürmesi çok önemli bir gelişme oldu. Bu değişimi yukarıda Galatasaray’a benzettiğim Philadelphia 76’ers’da çok verimli bir şekilde Andre Iguodala’da uyguladı. Bu anlamda da benzeştirebiliriz iki takımı. Ancak Galatasaray’da şu an bu saha içi liderlik rolüne Lucas Gordon soyunmuş durumda ve şimdiye kadar da çok başarılı bir şekilde bu işini yürütüyor.

Takım savunması Galatasaray’ın kilit noktası, olmazsa olmazı. O yüzden ne olursa olsun savunma direncini ve topa baskıyı üst düzeyde tutmak zorunda Mahmuti’nin öğrencileri. Josh Shipp (takımın görünmez kahramanı) ve Jamon Lucas Gordon aynı anda sahada olduğu zaman gözle görülür bir fark oluyor savunma hattında. Ancak yepyeni bir savunma gücü ortaya çıktı bu sene. 21 yaşındaki alt yapı ürünü Hüseyin Göksenin Köksal.. Savunduğu oyuncunun üzerine adeta kâbus gibi çöküyor ve kim olursa olsun rahat adım attırmıyor. Hücumunun da üzerine koyarak devam edebilirse, ki her geçen maç daha iyiye gittiğini düşünüyorum, son derece değerli bir oyuncu olabilir.

Şahsi olarak Boris Savoviç’in geldiğinden beri ortaya koyduğu oyundan çok tatmin olmuş değilim. Ancak kendisini çok fazla gösteremedi henüz. Bu anlamda erken bir yargıya varmak istemem ama şu haliyle üst düzey bir "Euroleague serüveninin oyuncusu" gömleğinin kendisine büyük geldiğini düşünüyorum. Cevher’in şu sıralar yakaladığı form grafiğinin yüksek olması 4 numarada sorun olmadığı anlamına gelmiyor. Özellikle de Preston Shumpert serbest düşüşe geçmiş durumdayken. Gerçekten hiç ama hiç iyi bir durumda değil. Hâlbuki geçtiğimiz sezon ligde şampiyonluk mücadelesi veren takımın baş skoreriydi. Halide Edip Adıvar’ın çok önemli bir sözü vardır; “Gecenin en karanlık olduğu an, gün doğuşunun en yakın olduğu zamandır” der, Shumpert özelinde söylemek için büyük bir söz oldu ama kısacası performansını yukarılara çekmesi gerekiyor.



Biraz da Galatasaray’ın başarıyı kalıcı hale getirme amaçlı yaptığı gençlik yatırımlarından bahsedelim. Furkan’ı artık yakından tanıyoruz ve biliyoruz. Çok detaylı bahsetmesem de, mutlaka ve mutlaka çember çevresindeki bitiriciliğini geliştirmek zorunda olduğunu söyleyelim. Reboundlarda çok başarılı ve özverili ancak kendisini bir üst seviyenin oyuncusu yapacak olan şey hücum gücü. Çok genç ve potansiyelli bir isim, bu nedenle boyalı alan hücumunu geliştireceğine şüphem yok. Bir diğer heyecan verici genç oyuncu ise Karşıyaka’da kiralık forma giyen İlkan Karaman. Türk oyuncuların muhtemelen %95’inde görmediğimiz bir atletik yapıya sahip. Reboundların peşini bırakmayan, hareketli ve dinamik bir oyuncu. Orta mesafe şutuna biraz daha özen gösterirse önümüzdeki sene Sarı-Kırmızılılarda değerli bir yere sahip olacaktır. İlkan konusu açılmışken, sistemi ve hedefi olan takımlarda kiralık olarak süre almanın genç oyuncularda ne denli bir bulunmaz nimet olduğunun altını çizmemiz gerekiyor. Şimdiye kadar görünen o ki, İlkan bu şansı son derece iyi kullanıyor. Bir diğer kiralık verilmiş oyuncu ise Antalya’da forma giyen Melih. Melih ile ilgili düşüncem İlkan kadar pozitif değil. Sadece dış şut çekmeye konsantre olmak diğer yönlerini geliştirmesine engel oldu. Onun şimdiki görünümünün üzerine koymaması durumunda önümüzdeki sezon da kiralık verilmesi benim açımdan sürpriz olmaz.

Galatasaray’ın bütün saha içi eforlarının yanında aldığı inanılmaz da bir taraftar desteği var. Hani bir laf vardır; “iyi savunma iyi hücumu da beraberinde getirir” diye. İyi ve sağlam bir takım da aynı karakterdeki taraftarı beraberinde getirir. Özellikle Euroleague maçlarında yaratılan atmosfer ve takıma sağlanan itici güç muazzam. Çeşitli görsel şovlarla da bu atmosferleri şahlandırıyorlar. Oktay Mahmuti’nin de birçok demecinde bahsettiği gibi taraftar artık bu takımın bir parçası. Beraberce başarıya yürüyorlar ve “son topa kadar” savaşlarını sürdürüyorlar. Bize de takdir ve tebrik etmek düşüyor.

Uzuncana ve detaylıca bir değerlendirme oldu bu sefer. Dilim döndüğünce düşündüklerimi aktarmaya çalıştım ki yine de unuttuğum bazı noktalar vardır. Doğru yönetilen bir spor branşı bulmanın zor olduğu günlerde Hakan Üstünberk'in fitilini ateşlediği Galatasaray Medical Park basketbol takımı saygı duyulmayı hakediyor. Yolun açık olsun Galatasaray ve Oktay Mahmuti..

15 Şubat 2012 Çarşamba

Sevgililer günü hediyesi



14 Şubat Sevgililer günü akşamı, rakip UEFA’da geçen yılın finalisti Braga. Herkes bu kadar formsuz ve kötüye giden bir Beşiktaş’tan bu maç, en azından işi rövanşa taşıyabilecek skoru alabilmesini temenni ediyordu. Fakat büyük bir sürpriz bizleri bekliyordu. Bırakın avantajlı skorla dönmeyi, Beşiktaş, deplasmanda 2-0’lık galibiyetle tur kapısını aralamış oldu ve taraftarına, Beşiktaş aşıklarına müthiş bir hediye vermiş oldu.

Öncelikle Carlos Carvalhal’in rakibi iyi analiz ettiğini düşünüyorum. Bunda da kendisinin doğma büyüme Braga’lı olması, rakibi çok iyi tanımasının önemli bir payı var. 4-6-0 gibi bir taktikle maça başlayan Beşiktaş (Quaresma forvet olarak görülebilir bu taktikte ama onun da serbest oynadığını, zaman zaman kanatlara geldiğini gördük), orta sahayı çok kalabalık tutarak rakibin etkili silahını, 2-3 pasla hızlı hücuma çıkma özelliğini kilitlemeyi amaçladı ve bunu başardı. Maç 11’e 11 oynanırken de Braga’nın çok ciddi bir pozisyona girdiğini söyleyemeyiz.

Maçın kırılma anı ise şüphesiz Braga’nın henüz maçın 3’te 1’lik bölümü geride kalmışken 10 kişi kalması. Hollandalı hakemin bu kırmızıyı gösterirken çok cesur bir hamle yaptığını belirtelim, kendini yere atan oyuncuya (hele ki 30. dakikada) ikinci sarıdan kırmızıyı gösterebilmek kolay değil. Türkiye’de olsa olağanüstü eleştirilebilecek bir hakem izledik dün. Ancak ben, hakemin kendi standardını uyguladığını düşünüyorum. İki takıma da, hiç acımadan bolca kart gösterdi, çok da sert bir maç olmamasına rağmen. Ama dediğim gibi, eğer iki takıma karşı da adaletliyse, eyyamcılık yapmıyorsa bence çok da sıkıntı olmamalı bu durum.

Peki asıl sorulması gereken soru, ligdeki son 4 maçından yalnızca 1 puan çıkarabilmiş, toplam 26 maçın yalnızca 13’ünden galibiyetle ayrılabilmiş Beşiktaş, nasıl oluyor UEFA Avrupa Ligi grubundan lider çıkabiliyor, deplasmanda UEFA son finalisti Braga’yı rahat geçebiliyor ? Bence bu sorunun altında yatan temel sebep oyun anlayışı. Örneğin dün izlediğimiz Braga, Beşiktaş kendi sahasında top çevirirken sıkı bir pres uygulamadı, rakibi çok rahatsız eden bir futbol anlayışları yoktu. Ek olarak, Braga’lı defans oyuncuları, topu kapmaya gayret ettiler, çalım yediklerinde Türkiye’deki gibi tekme atmak yerine topu kovaladılar. Bu saydığım özellikler de Beşiktaş’ın istediği oyunu sahaya yansıtmasına sebep oldu. Beşiktaş’lı futbolcular, özellikle de Portekizliler, teknik futbola daha müsait oyuncular. Fakat Türkiye’de mücadele gücü ve sertlik düzeyi çok yüksek bir futbol oynandığı için de bu tip futbolcuların başarısız olması şaşırtıcı bir durum sayılmasa gerek.

Öyle veya böyle, Türk futbolunun zor zamanlar geçirdiği şu dönemde, rövanşta İnönü’de büyük bir mucize olmazsa temsilcimiz Beşiktaş, UEFA Avrupa Ligi’nde çeyrek finale yükselmiş olacak. Beşiktaş’ta Fernandes – Sivok A.Ş.’nin son maçlarda olduğu gibi yine iş başında olduğunu söyleyerek topu UEFA’daki diğer temsilcimiz Trabzonspor’a atalım ve PSV karşısında gelebilecek iyi sonucu umutla bekleyelim…

Enteresan bir oyuncu; Iman Shumpert




Shumpert bu senenin en dikkat çeken çaylaklarından bir tanesi. New York'un acınası olan kadro derinliğini düşünecek olursak, draft gerilerden seçilmiş bir Iman Shumpert çölde bir vaha gibi kalıyor. Çünkü benchte yanında oturan isimler Jared Jeffries kıvamında. Yalnız Shumpert şu görüntüsüyle tabi ki üst düzey bir oyuncu falan değil ama benim bakış açıma göre potansiyeli yüksek bir genç adam. Yalnız üst düzey bir oyuncu olması için kendisine doğru bir yol çizmeli ve sıkı bir çalışma programıyla eksik yönlerini geliştirmeli. Eğer ki bunları yaparsa gayet değerli bir oyuncu olacağını düşünüyorum. Özellikle de dış savunmacı olarak Nba'in sayılı isimlerinden biri haline gelebilir. Keza dış savunmanın bire bir ölçütü olmasa da top çalma istatistikleri bunu kulağımıza fısıldayan bir ver. Çünkü eşleşmelerine göre genellikle muazzam bir fizik avantajı var. Hele ki 1 numara oynadığı zaman bu fizik farkı uçuruma dönüşüyor ama onu 1 numarada kullanmak oyunun diğer yönü olan hücumda kendi takımı için tam bir terör oluyor. Ne üstün bir pas yeteneği var ne de "oyun kuruculuğun" o'sundan anlıyor. Tam karın ağrısı yani, çekilecek dert değil.

Birçok diğer müthiş atlette olduğu gibi Iman Shumpert'ın şutları da gayet zayıf. Ziyadesiyle yüzdesiz atıyor ve oldukça da fazla top kullanıyor. Aslında Shumpert yedeğe çekilip ve Lin yükselişine başlayınca Iman'ın dakikaları törpülenmiş oldu ve bu istatistikleri azaldı ama sonuçta nasıl bir oyuncu olduğunu görme fırsatını biz yakaladık. Bu fazla top kullanma merakı Shumpert'ın özgüveninin tavanda olmasından kaynaklanıyor. Çoğu zaman şutu kaldırırken hiç tereddüt etmeden potaya yolluyor ama isabetsiz olunca ne fayda. Bu kadar yüksek özgüven çift tarafı keskin bıçak gibi. Sizin de elinizi kesebilir, rakibinizin de bir yerlerini parçalayabilir. Şuana kadar Iman'ın getirdikleri ve götürdükleri ortada diyebiliriz. Bu ibreyi pozitif yöne çekmek için deli gibi şut çalışması yapması lazım. Boşluğu bulduğu zaman o şutu sokan bir oyuncu olursa çok ciddi bir sınıf atlar. Çünkü potaya gitme konusunda hiç fena değil. Bu konuda da üst düzey diyemem ama fena değil, yolunu buluyor.

Önümüzdeki süreçte ve yıllarda da New York'un yedeklerinin birden bire sınıf atlamayacağını varsayarsak Iman Shumpert azımsanamayacak düzeyde süre alacaktır. Biraz daha aklıyla oynarsa, çok çalışırsa ilk 5'e de girebileceğini düşünüyorum. Daha şimdiden Knicks taraftarının ve New York medyasının çok sevdiği bir isim Shumpert. Biz de şöyle goygoylayalım o zaman, Inan Shumpert kendine Inan!

13 Şubat 2012 Pazartesi

Nba'in TOP 15 transfer kazığı!



Benim şahsen çok taktığım bir konudur bu. Hak etmeyen oyunculara abartılı maaşlarla büyük kontratlar imzalayıp sonra oturup hayıflanan sevgili takım sahipleri, sonra “kâr edemiyoruz biz!” diye mızmızlanıyorlar. Gerçekten de bazı takımlar çok kötü yönetiliyor. Bir kısmı böyle gelmiş böyle gider, diğeri ise iyi gitmelerine rağmen mantıksız hamlelerle organizasyonu ipotek altına alıyorlar (Bknz. Detroit Pistons). Ben de HoopsHype sitesinden maaş verilerini alarak aktif oynayan oyuncular içinde bana göre patlayan top 15 kontratı listeledim. Tabi bu kontratların patlamalarının sakatlık, takım içi sorunlar, beklenmedik takaslar, yaşlılık gibi sebepleri de var. Ancak oyuncuya bakıyorum, verdiği performansa bakıyorum, yanında yazan bol sıfırlı dolarlara bakıyorum, daha da bakmıyorum zaten. Kimi sağlam kazıklar da bu sezon başında çıkan amnesty sayesinde temizlendi, onu da unutmayalım. Bunlar “kalan sağlar”..



1- Rashard Lewis / Washington Wizards: 22,152,000$

2- Elton Brand / Philadelphia 76ers: 17,059,729$

3- Antawn Jamison / Cleveland Cavaliers: 15,076,715$

4- Chris Kaman / New Orleans Hornets: 14,030,000$

5- Ben Gordon / Detroit Pistons: 11,600,000$



6- Hidayet Türkoğlu / Orlando Magic: 10,600,000$

7- Andris Biedrins / Golden State Warriors: 9,000,000$

8- Carl Landry / New Orleans Hornets: 9,000,000$

9- Leandro Barbosa / Toronto Raptors: 7,600,000$

10- Charlie Villanueava / Detroit Pistons: 7,540,000$



11- Kwame Brown / Golden State Warriors: 7,000,000$

12- DeSagana Diop / Charlotte Bobcats: 6,925,400$

13- Metta World Peace / Los Angeles Lakers: 6,790,640$

14- Jermaine O’neal / Boston Celtics: 6,220,000$

15- Luke Walton / Los Angeles Lakers: 5,680,000$