12 Mayıs 2012 Cumartesi

Ve ŞAMPİYON GALATASARAY



Spor Toto Süper Lig’in normal sezonunu, yani 34 haftayı tam 9 puan farkla lider olarak tamamlayan Galatasaray, normal şartlarda oldukça rahat bir şekilde şampiyonluğa ulaşacaktı. Ancak o kadar tuhaf bir sezon yaşıyoruz ki, bu tuhaflıkların en başlıcası olduğunu düşündüğüm Play-off sistemi, ligin tüm kaderinin ilk 4’teki takımların birbirleri arasında oynayacağı maçlara bırakmaktaydı.

Play-off maçlarına ise bariz bir şekilde Fenerbahçe’nin damga vurduğunu görmekteydik. Sarı-Lacivertliler, play-off’ta bugüne kadar oynadığı 5 maçta 4 galibiyet 1 mağlubiyet almıştı. Bu durum da şampiyonluk maçının bugünkü son maça, Şükrü Saraçoğlu’ndaki Süper Final’in “final” maçına kalmasına yol açmıştı. İşte o maçta, ligin son, şampiyonluk maçında Galatasaray, Fenerbahçe ile 0-0 berabere kalarak sonunda haftalardır beklediği şampiyonluğa bu sefer ulaşmış oldu !


Bu denli önemli bir maçı aslında paragraflara sığdırabilmek hiç de kolay değil, ancak haydi başlayalım… Maç öncesinde sahaya çıkan 11’lere baktığımızda; Galatasaray’ın ideale yakın bir kadro ile sahaya çıktığını, Fenerbahçe’de ise bazı sürprizler olduğunu gördük. Evet, Alex’in yarı-sakat olduğunu, büyük ihtimalle 11’de başlamayıp 2. yarı oyuna dahil olabileceğini tahmin ediyorduk, ancak bir diğer yarı-sakat olmasına rağmen bu tip durumlara çok alışkın olan Gökhan Gönül’ün Orhan Şam yerine 11 başlamasını bekliyordum açıkçası. Ve son olarak, son maçlarda ciddi anlamda yükselen form grafiği ile Henri Bienvenü, Semih’e göre daha doğru bir tercih olabilir miydi acaba Fenerbahçe açısından ?

Biliyorsunuz ki, Fenerbahçe’nin şampiyon olabilmesi için mutlaka galip gelmesi gerekmekte, Galatasaray’ın ise yenilmemesi yeterli olmaktaydı. Bu durum ise, maçın gidişatı açısından direkt etkili oldu. Fenerbahçe, maç boyunca topa daha çok sahip olan, oyunu daha çok kontrol eden, zaman zaman rakibi baskı altına alan taraf iken, Galatasaray ise büyük çoğunlukla kendisi için akıllıca olan, oyunun temposunu düşüren, tabir-i caizse beraberliğe yatan bir oyun anlayışını benimsedi ve başarılı da oldular.

Galatasaray penceresinden maça bakarsak, beklenildiği üzere, oyunun temposunun yükselmesi rakibinin işine gelecek olan Sarı-Kırmızılılar, yapmaları gerektiği üzere tempoyu düşürdüler. Öyle ki, Fenerbahçe kalecisi Volkan Demirel’in eline top dahi değmedi (ki kendisi FB-GS maçlarının kahramanı olur çoğunlukla). Ek olarak, maçın ilk dakikalarından son dakikalarına kadar, oyun her durduktan sonra oldukça ağır hareketlerde bulunarak oyunu yavaşlattılar. Bunlar göze hoş gelen futbolun önüne geçse de, sezon boyunca göze en hoş gelen, en akıcı futbolu oynayan Galatasaray’ı bu konuda eleştiremiyorum, çünkü zaten yıllardır Saraçoğlu’nda galibiyeti bulunmayan Cimbom, bu maçta da öyle yüksek bir tempoyla oynasa, istediği sonucu alamayacaktı.


Galatasaray’da Elmander’in sakatlığı, Fenerbahçe’nin oyununu ciddi anlamda olumlu etkiledi. Neden mi ? Elmander, Galatasaray için hem önemli bir hücum silahı, hem de daha önemlisi yaptığı hücum pres ile defansı sürekli rahatsız eden, hazırlık paslarını rahat yaptırtmayan tip bir santrafor. Dolayısıyla Elmander’in oyundan çıkışı, Fenerbahçe’nin çok daha rahat hazırlık pası yapmasına, daha rahat hücuma çıkmasına sebep oldu. Cristian – Emre – Selçuk üçlüsünün de, Melo – Selçuk ikilisine bir üstünlük sağlaması, topun daha çok Fenerbahçe’de kalmasına neden oldu. Ancak buna rağmen, oyunun hakimi Fenerbahçe olmasına rağmen, zaman zaman bunu başarmış olsa da, maçın genelinde Galatasaray’ı ciddi baskı altına almayı, rakibini boğmayı çok da başaramadı. Bu da bizlere, beklentileri çok dışında golsüz, pozisyon açısından kıt bir maç izletti.

Bir diğer beklentim, maçın çok daha gergin geçmesiydi. Zaman zaman gerginlikler yaşansa da (ki bunlar çok normal, şampiyonluk maçı, gergin bir sezon vs.) saha içinde çok da büyümedi olaylar. Ancak ne yazıkki, maçın son düdüğü çalındıktan, Galatasaray’lı oyuncular soyunma odasına girdikten hemen sonra çıkan olaylar oldukça üzücü. Taraftarlar ellerinde koltuklarla sahaya giriyor, polise saldırıyorlar, polis geri çekilmek zorunda kalıyor. Ve öyle bir sahne var ki, TV’de izlediğimde gerçekten ürperdim. Stadın hemen dışında, bir benzinci önünde 2 adet polis arabası taraftarlar tarafından devrilmiş, ters dönmüş. O araçlar alev alsaymış benzin istasyonunun hemen önünde, nasıl bir facia olurmuş düşünmek bile istemiyorum. Yazık, bu ne öfke ?!


Şampiyonluk kupasının nerede verileceği hala belli olmamış, çünkü bütün stat biber gazıyla dolmuş ve güvenlik tam anlamıyla sağlanabilmiş değil. Şuanda futbol yorumu mu yazıyorum yoksa Suriye’deki bir isyanı mı anlatıyorum kafam karışmış durumda. Nerdeyse tüm Süper Final maçlarında çıktığını gördüğümüz olaylar (sahaya çakı atmalar, taraftarın sahaya girmesi, küfürler, kavgalar) gerçekten bıktırdı beni.

Şunu içtenlikle söylüyorum, tebrikler şampiyon Galatasaray, bence şampiyonluğu fazlasıyla hak ettiler bu sezon ! Tebrikler Fenerbahçe, şike soruşturması sonrası bu denli ayakta kalmaları ve sonuna kadar getirmeleri büyük başarı ! Ancak en önemlisi şu bence : olayların boyutu ciddi can kayıplarına ulaşmadan İYİ Kİ LİG BİTTİ ARTIK !


Euroleague Final-Four 2013'te Londra'da



An itibariyle Ntvspor'dan naklen yayınlanan basın toplantısında, önümüzdeki sene bu organizasyonun Ada'ya taşınacağı açıklandı. Bu sene bizler bu keyifi tatma fırsatını yakaladık ama biletlerin çok pahalı olması nedeniyle gerekli ilgiyi gösteremedik diye düşünüyorum. Önümüzdeki sene ingilizlerin ilgisi ne düzeyde olur merak konusu.

Londra tercihi tabi ki stratejik bir tercih. Basketbol kültürü oluşmamış ve yerleşmemiş olan güzide ada topraklarına bu sporu taşıma amacı üzerine çalışılıyor. Gerek Nba kulüplerinin sezon öncesi veya tatillerde İngiltere'de yaptığı hazırlık karşılaşmaları, gerekse Euroleague'in final-four'u Londra'ya taşıma kararı bu amaca hizmet ediyor. Ancak dini imanı futbol olan ingilizlerin bu sporu ne kadar kucaklayıp, benimseyecekleri tartışmaya açık. Ancak yine de pazar ve potansiyel olarak değerlendirildiğinde yatırım yapmanın mantıklı olduğu bir bölge Birleşik Krallık.

Süper Final'in Final'inin süper analizi



İşler kızıştı.. Heyecan yaratsın diye, beklenmedik bir şekilde peydahlanan ÜBER FİNAL!'in son maçına geldik. Şans bu ya, şampiyonluğun kaderi de bu maça bağlandı. Türk "Classico"suna Şükrü Saraçoğlu'nda tanıklık edilecek, Galatasaray'ın çifte şans hali şampiyonluğa ulaşırken, Fenerbahçe evinde galip gelirse kupaya uzanacak. Buraya kadar bahsettiğim kısım maçın hikayesi. Benim ne kadar esas konuşmak istediğim kısım saha içinde karşımıza gelecek olanlar. Gereğinden uzun süren ve artık bitmesinin hepimiz için daha hayırlı olacağı bir sezonun son maçında son bir teknik / taktik değerlendirmesi yapalım.



Galatasaray'dan başlıyorum. Sittin (doğru mu yazdım acaba?) senedir kazanamadığı bir stada şampiyonluk amacıyla gitmek kolay değil. Hele ki, böyle bir atmosfer ver stres altında Kadıköy'de oluşacak atmosferde top oynamak kolay değil. Bu yolda alınan en büyük darbelerden biri benim açımdan Fatih Terim'in saha kenarındaki yerini alamayacak olmasıydı. Ancak eyyam kokan bir kararın neticesinde Terim takımının başında olabilecek. Bu çok önemli. Çünkü saha içi ve tribünlerden oluşacak bir gerginlik karşısında oyuncularını sakin tutmayı başarmalı Fatih Terim. Tabi ki önce kendisinin sakin kalması lazım o ayrı. Gerekli yerlerde oyuncularına müdahale etmesi, bir basketbol koçu gibi yönetmesi lazım bu maçı.

Gelelim sarı-kırmızılı oyunculara ve taktik dizilişe. Ben ki, her zaman ama her zaman Türkiye'deki büyük takımların çift forvet oynaması gerektiğini savunurum, yarınki maç özelinde Galatasaray ile ilgili bu fikrimi değiştiriyorum. Ben olsam fiziksel gücü bana göre son bir kaç haftadır düşmekte olan Necati veya ne yazık ki pili bitmiş bir Milan Baros yerine kesinlikle Riera ile başlanmalı ve Emre Çolak orta sahanın ortasına kaydırılmalı. Fenerbahçe'nin olası 11'ini düşündüğümüz zaman orta sahanın Cristian-Emre-Selçuk üçlüsüyle kurulacağını tahmin edebiliyoruz. Melo - Selçuk ikilisinin işin özellikle pres kısmında yetersiz kalabileceğini ve bu yüzden orta saha hakimiyetinin kaybedilmemesinin ortayı üçlemeye bağlı olduğunu düşünüyorum. Galatasaray'ın normal oyununda ileride oynayan iki oyuncunun orta sahaya verdiği destek çok önemli. Ancak bunu sağlamak için güçlü bir fiziksel kondisyon şart. Mevcut durumda Elmander'e bu görevde destek olabilecek bir partner göremiyorum.

Göbeğe üçüncü orta saha özellikli oyuncuyu çekmek mücadele gücünü arttırmak açısından oldukça önemli ama hücum gücü için de ciddi bir risk. Emre Çolak'ın bu pozisyonda oynadığı maçlarda yeterince ileri uca gerekli desteği sağlayamadığını gördük. Bu noktada iki pozisyonun yapacağı ekstra işler kritik. Birisi şüphe yok ki, Riera'nın kanadı olur. İspanyol oyuncu geldiğinden beri haklı olarak çok eleştirildi ama son haftalarda fazla sırıtmıyor. Bu maçta oynarsa çizgisinin üzerine çıkması gerekiyor. Kanadı etkili kullanmak, aynı zamanda Gökhan Gönül'ün de hücuma vereceği desteği azaltmak anlamına geliyor. Diğer pozisyon ise, Melo ve Selçuk'dan oluşacak olan orta saha hattı. Önlerinde oynayacak olan oyuncu benim idealimdeki gibi Emre de olsa Fatih Hoca'nın standart sistemindeki Necati de olsa, hücuma verecekleri destek maçın belirleyicilerinden olacak. Özellikle bu hattan gelecek olan uzaktan şutlar, hücum repertuarının çeşitlenmesi için değerli. Hücum repertuarını genişletecek diğer bir unsur da beklerin katkısı. İlk maçta Eboue'nin katkısı müthişti. Ancak o maçta Aykut Kocaman'ın büyük bir hatası vardı; o da Stoch'u yedek oturtmak. Eboue'ye karşı üzerine fazla gelmeyen bir oyuncuyu oynatırsanız, sağ kulvarda at koşturur Fildişi'li. Eboue bu maçta, ilk maçtaki kadar rahat olamayacak ve savunmayı ikinci plana atma şansını bulamayacak.

Savunma hattında ise son haftalarda yaşanan düşüş görmezden gelinemez. Yarınki maç özelinde Ujfalusi'nin hatasız oyununa ve savunma hattını komuta etmesine çok ihtiyacı var Galatasaray'ın. Acemice yapılan hataları  affetmeyen Stoch gibi, Alex gibi ayakları var Fenerbahçe'nin. Bu nedenle hatasıza yakın bir oyun sergilemek şart. Maçın en ağır rollerini üstlenecek olan Melo ve Selçuk'un oyunun bu tarafında da etkili olması şart. Orta sahayı geçtikten sonra Fenerbahçe'nin rahat pas yapmasına izin vermek, gole davetiye çıkartmak olur. Çünkü Stoch ve Cristian'ın bu sene uzaktan bulduğu goller Fenerbahçe'nin hücum gücünün ciddi bir bölümünü oluşturuyor. Bu nedenle o alanı kapatmak da orta saha oyuncularına düşüyor. Son tandem ise Muslera. Muslera ile ilgili çok fazla bir şey söylemeye gerek yok. Çünkü bu maçın kalecileri dünya standardında önemli kaleciler ve maçın kaderine damga vurabilirler. 



Gelelim ev sahibi Fenerbahçe'ye. Sarı-lacivertliler için en büyük soru tabi ki Alex'in ilk 11 başlayıp başlamayacağı. Benim tercihim Alex'i yedek oturtup, maçın gidişatına göre sonradan değerlendirmek olurdu. Sakatlıktan yeni çıkmış ve fiziksel durumu yeterli seviyede olmayan bir Alex'in Fenerbahçe'ye çok fazla bir katkısı olmuyor. Öte yandan Alex'siz Fenerbahçe iki kanatta Stoch ve Dia'yı kullandığı zaman, hücumuna ciddi bir hız ve efektiflik katmış oluyor. İki kanattan birden etkili olabilen bir takımın rakibi de kolay kolay hücuma çıkamıyor doğal olarak. Bekleri sürekli savunma ağırlıklı oynatmanız gerekiyor ve hücumda takım yalnız kalıyor. Bu nedenle hazır olmayan Alex'in yedek oturacağını tahmin ediyorum. Ancak sağ kanatta tercih Mehmet Topuz'dan yana kullanılacaktır. Aykut Kocaman'ın ciddi bir şansı Bienvenu'nün yükselen formu. Geldiği zaman ne kadar eleştiri konusu olduysa da, şu sıralar katkı vermediğini söylemek yalan olur. Semih Kaya'nın da özellikle böyle hareketli oyuncuları savunmada sıkıntı yaşadığını düşünecek olursak, Bienvenu'nün yeri benim için yarın garanti. Stoch ve Bienvenu başlıca gol silahları olacak gibi gözüküyor.

Cristian'ın bu sene yaptığı atılımı takdir etmek gerekiyor. Gerçekten iyi top oynuyor. İyi pas dağıtmasının yanında, şutlarıyla ekstradan katkı sağlıyor ve bunları yaparken savunma görevlerini de ihmal etmiyor. Onun yüksek formuna eşlik eden Emre gibi bir oyuncu da olunca, orta sahada ciddi bir üstünlük sağlayabiliyor Fenerbahçe. Bu maçta da takımın omurgasını bu iki oyuncu oluşturacak. Galatasaray'da Selçuk ve Melo'nun işi ne kadar önemliyse, burada da Cristian Baroni ve Emre'nin yapacakları o kadar önemli. Selçuk Şahin orta sahanın zayıf halkası ama yanındaki arkadaşları iyi top oynadıkça onun da sorumlulukları o ölçüde azalıyor. Ayrıca Selçuk'un Galatasaray maçlarındaki şansını da hepimiz biliyoruz..

Her zaman olduğu gibi bu maçta da Gökhan Gönül'ün performansı Fenerbahçe'ye ekstra güç sağlayabilir. Hakan Balta ne kadar geçen senekine göre çok daha iyi olsa da, Gökhan ve Topuz'un (Dia) üzerine oynamasıyla dağılabilir. Çünkü, hareketli oyuncuları savunmakta her zaman sıkıntı yaşamıştır. Telekom Arena'da oynanılan maçta ilk golün Ziegler'den gelmesi de beklerin ne kadar önemli olduğunu bize gösteriyor. Eğer ki, Ziegler o maçta o desteği vermeseydi Fenerbahçe'nin galibiyetle dönmesi çok daha zor olurdu.

Gelelim savunmaya. Fenerbahçe'nin takım savunmasını üst düzeyde tutması gerekiyor. Ne kadar zaman zaman iyi maçlar çıkartsalar da Yobo - Bekir ikilisi bana güven vermiyor. O yüzden esas yapılması gereken, topun o bölgeye taşınmasına engel olmak. Fenerbahçe'nin bu ikilisinin performansını biraz da Galatasaray'ın oynayacağı oyun belirleyecek bence. Eğer ki, Elmander tek forvet çıkar ve arkasındakilerden gerekli desteği alamaz ise, Fenerbahçe savunması beklediğinden daha rahat bir maç çıkartabilir. Ancak Galatasaray istediği tempoyu yakalar ve takım halinde oyunu Fener yarı sahasına yıkmayı başarırsa, bu bölgeden hatalar gelebileceğini düşünüyorum. Ancak bu hatalar gol olur mu olmaz mı onu bilemem. Çünkü kalede her Galatasaray maçında daha da büyüyen bir Volkan Demirel var. Her kaostan, kavgadan daha iyi bir performans göstererek çıkıyor ve yemek istemediği zaman ona gol atmak gerçekten çok zor.



Son olarak maçın hakemi Cüneyt Çakır ile ilgili bir kaç bir şey söyleyeyim. Avrupa'da ne kadar iyi yönetimler çıkarıyorsa da, Türkiye Ligi'nde yönettiği maçlarda eyyam kokuları burnumuza geliyor. Kadıköy'de 90 dakika boyunca maça olan hakimiyetini yitirmemeli. Keza bu konuda çok sorun yaşayacağını düşünmüyorum. Ancak telafi düdüklerini çalmamalı, ki bu konuda geçmişi kabarık. Her ne kadar Fırat Aydınus'un daha iyi ve formda bir hakem olduğunu düşünsem de, Şampiyonlar Ligi'nde yarı final yöneten bir hakemin varsa, onu bu maça verirsin arkadaş. Buna da karşı çıkmak zor. Saha içi tansiyonu yüksek geçmeye aday olan bir maçın altından kalkabilecek mi bakalım göreceğiz.

Rezil Final'in süper finaline saatler kaldı. Çoğumuzun futboldan soğumasına neden olan olaylar yaşadığımız bu sezonun güzel bir şekilde bitmesi tek temennim. Umarım sahada centilmence bir mücadele geçer ve hak eden taraf kupaya ulaşır. Galatasaray ve Fenerbahçe cephelerinde heyecan oldukça yüksek tabi, ancak gerilim dozu standart bir Fenerbahçe - Galatasaray maçına göre daha az. En azından iki tarafın yöneticileri ortamı yumuşatmak adına ardı ardına açıklamalar yapıyor. Yapmaları da lazım zaten. Tekrar altını çiziyorum, umarım hak eden kazanır ve son gecenin ardından olaysız dağılırız.

10 Mayıs 2012 Perşembe

Beko Basketbol Ligi'nde yarı final beklentileri

İlk tur eşleşmelerinin hepsinin 2-0 son bulmasıyla beraber, yarı final programları şekillendi. Bu turda Galatasaray ile Beşiktaş karşı karşıya gelirken, diğer cephede Anadolu  Efes'in rakibi Banvit olacak.

15 Mayıs Salı 20.00: Galatasaray Medical Park - Beşiktaş Milangaz
16 Mayıs Çarşamba 18.00: Banvit - Anadolu Efes




Galatasaray Medical Park - Beşiktaş Milangaz                                          Tahmin: (3-1)

Bu seviyede artık yarı final dört takım için de oldukça zorlu geçecek. Galatasaray ve Beşiktaş da büyük ihtimalle oldukça yıpratıcı ve mücadele dozu çok yüksek bir seri oynayacaklar. Ersin Dağlı'nın sakatlanmasıyla Türk oyuncu rotasyonunda büyük sıkıntıya düşen Beşiktaş için, Fenerbahçe Ülker gibi son yıllarda ligi domine etmiş bir takımı 2-0 geçmek çok önemli bir başarı. Fenerbahçe ne kadar dağınık bir durumda da olsa kadro derinliği olarak kıyaslanacak durumda değil iki takım. Bu yüzden Beşiktaş'ın başarısı büyük. Seriyi iki maçta sona erdirmeleri de kendileri için ayrı bir avantaj, çünkü zaten kısıtlı bir rotasyon ile mücadele ediyorlar ve olabildiğince az yıpranmaları gerekiyor. İki kupanın ardından playofflarda da yarı finali görmeleri özgüvenlerini tavan yaptırmış durumda. Başarının büyük pay sahiplerinden biri olan Ergin Ataman bugün hedefi şampiyonluk kupası olarak gösterdi. Bunu başarabilecekler mi, yoksa rotasyonlarına yenik mi düşecekler göreceğiz. Bana kalırsa ligdeki belli bir seviyenin üzerindeki takımlar arasındaki en yetersiz yerli rotasyonuna sahipler ama madalyonun diğer tarafında ligin açık ara en kaliteli yabancılarını barındırıyorlar. Serhat Çetin ise sağlam ve içten bir helal olsun'u hak ediyor. Beşiktaş için üstlendiği rol son derece kritik. Son olarak bu seride Beşiktaş'ın maçlarını Sinan Erdem'de oynayacağını belirtelim.

Ve lider Galatasaray. Sezonun ortalarında Philadelphia 76'ers benzetmesi yaparken, bu dönemde bu benzetmemi Chicago Bulls olarak değiştiriyorum. Sezon boyunca tam performans sergilemiş ve başarısını buna borçlu bir takım olan Galatasaray playofflar yaklaşırken ciddi bir form düşüklüğü yaşıyordu. İlk turda Tofaş ile eşleşmeleri tekrardan vites yükseltmeleri açısından kendileri için ciddi bir şanstı bana göre. Bir anlamda gerçek playoff öncesi sıkı bir hazırlık dönemi olarak değerlendirilecekti ilk tur. Burada ne kadar form tuttuklarını bu seride net bir şekilde göreceğiz. Serinin favorisi tabi ki lider Galatasaray. Ancak bu sezon 3 kere karşılaşan iki ekipten, Galatasaray 2 kez parkeden mağlup ayrıldı. Yani Beşiktaş kesinlikle zor ve ters gelen bir rakip. Pops'u olabildiğince potadan uzakta savunup, Serhat Çetin'in üçlüklerine her defasında el gösterilmesi gerekiyor. Galatasaray için bu serinin anahtarı savunma. Hücumda Beşiktaş karşısında çok fazla sıkıntı çekmeyeceklerini düşünmem ile beraber, özellikle Kartal Özmızrak (ortaya koyduğu yürek saygıdeğer) savunmada ciddi dezavantaj yaratıyor. Eğer ki, Galatasaray maçlara sıkı başlayabilip Beşiktaş'ın ritmini bozarsa, süre ilerleyip rotasyon devreye girdikçe elleri rahatlayacaktır. Beko Basketbol Ligi'nin Jason Terry'si Jaka Lakovic'in ve Preston Shumpert'ın bu anlamda yedekten verecekleri katkılar Galatasaray için oldukça önemli.



Banvit - Anadolu Efes                                                                                   (2-2 atan kazanır)

Alt olur baba. Anadolu Efes ilk turda beklentime paralel bir şekilde zorlanmadan Karşıyaka engelini aştı. Karşıyaka sıkı ve ters bir takım ama tecrübe ve kadro kalitesi olarak Efes ile kıyas tutulacak durumda değil. Anadolu Efes de yapması gerekeni yaparak seriyi ortalama 15 sayı fark civarıyla 2-0 bitirdi. Ciddi problemler yaşayan bir takım olmasının ve önümüzdeki sezon büyük bir revizyona gidecek olmalarının yanında Anadolu Efes'in Türk oyuncularının karakter koyması bu sezon başarı için şart. Bu yolda en önemli isim tartışmasız Kerem Tunçeri. Anadolu Efes hücumlarının komutanı ve saha içi lideri olan Kerem iyi bir ilk tur oynadı ve takımını rahat bir şekilde üst tura taşıdı. Ancak şimdi karşısında daha zorlu bir savunma hattı olacak. Yani daha zor bir görev onu bekliyor desek yanlış olmaz. Anadolu Efes'in daha çok bir savunma takımı olduğunu söyleyebiliriz ama bence bu eşleşmede onlar için belirleyici olacak olan taraf hücum. İki takımda savunma sertliklerini olabilecek en üst seviyeye çıkartacaklardır ve bu süreçte hücumda fark yaratan taraf öne çıkacaktır. Anadolu Efes için savunmanın lideri de diğer bir Türk Sinan Güler olmalı. Benim için Sinan Güler'in en önemli görevi Barış Ermiş'i yavaşlatmak ve kitlemek olacaktır.  

Banvit ise ilk turda Aliağa'ya set vermeden işini halletti. Ben de 2-0 bekliyordum ama açıkçası deplasmanda oynadıkları maçta Aliağa'nın daha çok kafa tutabileceğini düşünüyordum. Bu konuda yanıldım, Toolson'ın beklenilen düzeylere yükselememesiyle ve tecrübesizliklerinin sonucu olarak Banvit'i çok fazla rahatsız edemediler. Şimdi oynayacakları yarı final karşılaşmalarında, Aliağa'ya karşı koydukları performansın üzerine çıkmaları bence şart. Olmazsa olmaz katkı almaları gereken oyuncular kesinlikle; Chuck Davis ve Barış Ermiş. Bu iki kilit oyuncunun yanında, ilk turda olduğu gibi yarı finalde de rotasyonundaki her oyuncudan verim alması gerekiyor Orhun Ene'nin. Galatasaray Medical Park ile beraber Türkiye'de sistemini en iyi oturtmuş iki takımdan biri olan Banvit, bu seride de hiç bir zaman oyun disiplininden kopmamalılar. 




Eyyam Alarmı: Fatih Terim yedek kulubesine..



Son derece eyyamcı bir karar. Aman heyecan kaçmasın diye kuyrukları sıkışan yöneticilerin, ekstradan gelecek tepkileri engellemek uğruna önlerine çektiği eyyam kalkanından başka bir şey değil. Galatasaray için Fatih Terim'in takımın başında olması önemli. O'nun orada bulunması, oyuncusuyla göz temasında bile olması yeter. Hukuksal yönden hiç bir bilgim yok ama sanırım hukuk olarak da olanaklı değilmiş aslında. İyi de bu ülkede hukuk mu var ki?