30 Eylül 2012 Pazar

Barcelona ile Son 10 Dakika


Barcelona son iki haftadır maçları daha da zevkli hale getirmeye başladı. bunu rakipleri ilk yirmi dakikada üç'e dört'e bağlayarak değil, son on dakikaya yenik durumda girip, maçı çevirmesiyle yapmakta! Geçtiğimiz hafta Granada duvarını Xavi ile kıran Barça bu akşam ise 2-0 geriye düşmelerine rağmen kilidi Fabregas açtı. Hem farkı bire indiren golü attı hem de İspanyolların klasikleşen kendilerini yere atma geleneğini sürdürerek rakibini on kişi bıraktırdı.

Barcelona'ya karşı on kişi kalınca haliyle maç daha da zor bir hale bürünüyor. Zaten " son on dakika" da bunu gördük. Palop'un koruduğu kalenin önüne set çeken Sevilla'lı oyuncular ile kedi fare oynarcasına pas yaptılar. En sonunda da önce Fabregas, sonrasında da tartışmalı bir hakem kararı sonucu devam eden pozisyonda David Villa maça noktayı koydu. Barça son iki haftadır yenilmez ünvanını kılpayı korumayı başarıyor. Takımda savunma anlamında ciddi sorun olduğunu, bunun da Puyol ve Pique'nin sakatlıkları sonucu olduğunu düşünmekteyim. Çünkü takıma ön libero olarak alınanlar stoper oynamak zorunda kalıyor!

Uzun lafın kısası Barcelona bu sezon " Barcelona maçlarından keyif alma " anlayışını farklı bir boyuta taşımış durumda. Ama takımda İniesta, Pique, Puyol gibi eksiklerin bulunduğunu da dikkate almak gerek. Maç sonlarında ise Granada ve Sevilla'lı futbolcuların üzgün hallerini gördükten sonra şu düşünce içerisindeyim. Açık'ta oynasan kapansan da olmuyor arkadaş!

29 Eylül 2012 Cumartesi

"Paşa Paşa" puan kayıpları



Bir tarafta son birkaç maçtır ciddi bir kaosta bulunan, futbol adına sahaya pek bir şey koyamayan Fenerbahçe, diğer tarafta ise Süper Lig’e yeni yükselmesine rağmen yaptığı şaşırtıcı transferler ve topladığı puanlarla Kasımpaşa. Form durumları her ne kadar böyle olsa da, Fenerbahçe’nin Kasımpaşa’ya 2-0 kaybetmesi (+ Kasımpaşa’nın 2 direği var) kabul edilebilir şey değil, hele ki bu oyunla…


Hadi diyelim ki maçta 10 tane gol pozisyonuna girer atamazsınız, rakibiniz 2 kontrada bulduğu 2 golle kazanır, ona eyvallah, futbol şansıdır, atamayana atarlar prensibidir. Ancak Süper Lig’e yeni yükselmiş rakibinizin kalecisi, maç boyunca neredeyse çimlerle bile buluşamıyorsa, pozisyon bulamıyor, pas yapamıyor, kısaca hiçbir şey yapamıyorsa bu şampiyonluğa oynayan Türkiye’nin 3 büyük takımından birisi, sıkıntı “Kocaman” değil mi sizce de ?! Hele ki 80. dakikalarda Kasımpaşa tribünlerinin, takımları top çevirip oyunun hakimiyken “Oley” çekmeleri, çileden çıkartıyordur Fenerbahçe taraftarını, haklılar da, yazık gerçekten…


Sezon öncesi yaptığı transferler sonrası birçok kesimin düşündüğü, bu sezonki Fenerbahçe’nin, son birkaç yılın kadro olarak en iyi Fenerbahçe’si olduğu idi. Benim de görüşüm bu şekildeydi. Ama gelin görün ki, ilk birkaç hafta Kuyt’ın üstün çabalarının getirdiği puanlar sonrası, ne zaman Kuyt sakatlandı, takke düştü kel göründü misali ardı ardına puan kayıpları başladı. Kimseye tek tek kızamıyoruz aslında, çünkü kimse iyi oynamıyor ki Fenerbahçe’de.. Alex deseniz sahada yok. Stoch deseniz bitmiş sanki. Sow garibim ilerde tek başına çırpınıyor ama nafile. Kadro değeri, dünyaca ünlü “transfermarkt” sitesine göre 156 milyon Euro olan Fenerbahçe takımının bu şekilde oynaması, birkaç oyuncunun formsuzluğundan öte bir şey artık, sistemsizlik mi diyelim, teknik direktör zaafı mı diyelim, oyuncuların inançsızlığı ruhsuzluğu mu diyelim, ben bilemedim, karar sizlerin…


Marsilya maçının ardından bir yorumda bulunmuştum. “Fenerbahçe’nin önünde zorlu bir fikstür var (Ts, Bjk derbileri). Buralarda alınacak kötü sonuçlar, Aykut Kocaman’a sonsuz desteğiyle bilinen Aziz Yıldırım’ı bile zor duruma sokabilir” diye. Bu tepkiler de ne yazık ki oluşmaya başladı artık Fenerbahçe taraftarında. Takım ciddi bir kaosa doğru sürükleniyor. Bu kaostan kurtulabilmeleri için ateşleyici bir unsura ihtiyaçları var, o da iyi futbolla ardı ardına alınacak seri galibiyetler. Ancak şu tablo içerisinde bu nasıl gerçekleşecek ? Zor görünüyor.


Hep Fenerbahçe’yi konuştuk. Ama “yiğidi öldür hakkını yeme” demişler. Kasımpaşa, Süper Lig’e yeni yükselmesine rağmen, seçilen yeni yönetimin sıradan bir Anadolu kulüp yöneticilerine oranla ciddi bir ekonomik güce sahip olması, Ernst-Isaksson-Uche gibi bomba transferler yapmaları, puanları ve göze hoş gelen futbolu da getirdi. Her ne kadar iyi giderken Metin Diyadin ile yolları ayırmaları etik açıdan oldukça tepki çekse de, bir ManU efsanesi Roy Keane ile prensip anlaşmasına vardıkları konuşulmakta şu son günlerde. Enteresan işler oluyor Kasımpaşa’da, ancak Paşa’nın şuana kadar keyfi yerinde.


Dün Orduspor, bugün ise Kasımpaşa. Süper Lig’in flaş Anadolu kulüpleri olarak öne çıktılar bu hafta ve şuana kadar. Bakalım bu ivmeyi ne kadar sürdürebilecekler ?

Cris'te Sıkıntı Var


Ne yazık ki Cris konusunda iyimser değilim. Tamam Şampiyonlar Ligi tecrübesi çok büyük ama ihtiyar sağından soluna dönemiyor. Defansın arkasına gönderilen toplarda reaksiyon vermekte geç kalıyor ve kaçırdığı adama yetişemiyor. Denilebilir ki, bir tek maçla mı böyle oldu. Durum şu ki, bunları söylemek için on maç izlemeye gerek yok.

Bu hafta Orduspor karşısında benim beklentim Dany - Semih tandemiyle Galatasaray'ı izlemekti. Çünkü Dany'nin oynadıkça uyum sağlayacağı ve taktiksel olarak kendini geliştireceği aşikar. Keza sol stoperden sağ beke kadar açılıp bölgesini boşaltmak gibi ciddi taktiksel hatalar yapıyor çılgın çocuk. Ancak Fatih Hoca tercihini Cris'ten yana kullandı. Elbette Cris'i de hazırlamak, onu da kullanabileceği duruma getirmek istiyor ama hele Şampiyonlar Liginde bu kadar ağır bir oyuncudan ne kadar verim alınabileceği soru işareti.

Şöyle bir gerçek de var ki, Cris sol stoperde oynayınca bir anlamda Semih'le olduğu kadar Hakan Balta'yla da partner oluyor. Başlı başına bir kabus diyebiliriz. Hakan'ın da kendi çevresi etrafında bir tam turu yaklaşık iki günde gerçekleştirdiğini düşünürsek sıkıntının büyüklüğünü anlayabiliriz. Keza Terim Şampiyonlar Ligi'nde bu tehlikeyi görerek Antonio Valencia'nın karşısına Balta'nın yanında Dany ile çıkmıştı.

Sözün özü, Cris'in elbette iyi oynayacağı ve defansı toparlayacağı maçlar olacaktır ama Galatasaray'ın sisteminde bu oldukça zor. Çünkü Galatasaray oyunu ileride oynayıp, savunma oyuncularını orta sahaya yakın kullanmak isteyen bir ekip. Böyle bir sistemin riski de rakibin hızlı forvetlerinin ağır savunma oyuncularınızı darmaduman etme şansının olması. Belki kapanarak oynayan bir takımda Cris daha verimli olabilirdi ama bu şablonda işler zor. He bir de savunmayı konuşuyorken eklemeden geçmeyeyim.. Semih Kaya iyi de oynasa, kötü de oynasa Galatasaray'ın en büyük kazancıdır.

27 Eylül 2012 Perşembe

Müzmin Sakat'tan Manchester ve Marsilya Muhabbeti (video)

Cızırtı TV'deki videolarımız uzuncana bir süreden sonra yayına başladı. Avrupa maçları için biraz geç kaldık ama yapmadan geçmeyelim dedik. Önümüzdeki haftadan itibaren daha düzenli bir şekilde karşınızda olacağız. Görüşmek üzere.

http://www.cizirti.tv/2012/09/muzmin-sakat-6-geri-donduk-avrupadaki-ilk-maclarimiz/


Yürüyedur Nuri Şahin


"Bizim çocuk" Nuri Şahin. Mourinho ile görüşmeye gittiğinde "oturduk Mourinho ile çay içtik" diyebilecek kadar içimizden biri. Almanya'nın en iyi genç yeteneklerinden biri olarak gösterilirken, milli takımımızı seçerek de gönüllerimizi fethetmiş bir yıldız Nuri. Hal böyle olunca o dünyanın en büyük futbol arenalarında başarılı olurken, biz de buralardan onunla gurur duyuyoruz.

Nuri sıkıntılı geçen Real Madrid macerasının ardından Liverpool'a geçtiğinde hepimizin keyfi yerine geldi. (Dört gözle takımlarına gelmesini bekleyen Arsenal sempatizanı arkadaşları tenzih ediyorum.) Liverpool formasıyla çıktığı maçların 1-2 tanesini yarım yamalak izleyebildim ve görülen şey çok netti. Nuri'nin tek eksiği tekrardan maç temposu kazanarak formunu yükseltmek ve daha çok sorumluluk almak. Çünkü Nuri çok meziyetli ve kendine çok güvenen bir adam. Dolayısıyla insan ondan daha çok oyunun merkezinde olmasını, takımın orta sahadaki işlemcisi olmasını bekliyor. 

Bu yüzden Nuri'nin dün gece West Bromwich karşısında attığı iki gole çok sevindim. Liverpool yedek oyuncularla kurulmuş bir kadro ile sahadayken, sorumluluk alıp takımını bir üst tura taşımış. İlk golünde 30-35 metrelik bir mesafeden direğin dibine yolluyor topu, ikinci golünde ise arka direğe koşu yapıp kanattan gelen pasta golü yapıyor. İlk golde top ve şut tekniğini, ikinci golde ise pozisyon bilgisini gözler önüne seriyor. Daha da iyi olacağından hiç bir şüphem yok. Ayağına kuvvet.