6 Aralık 2011 Salı
Yükselen Reyes ihtimali üzerine..
Geçtiğimiz günlerde Ünal Aysal’ın da açıkladığı gibi oldukça ciddi bir şekilde ilgileniyor Galatasaray Reyes ile. Transferin gerçekleşme ihtimalinin de benim açımdan hiç de az olmadığını belirtiyim. Keza Ünal Aysal’da TRT1’deki canlı yayınında hem kulüple hem de oyuncuyla anlaşıldığını (en azından belli bir ön görüşmede mutabakat sağlandığını) ve transferin biraz da Fatih Terim’e bağlı olduğunu ima etti. İşin maliyetiyle ilgili de Reyes’in bonservisi Arda’nın aşağı yukarı yarısı dedi, ki bu da 4-5 milyon euroluk bir miktara tekabül ediyor. Peki Reyes Galatasaray’ın ihtiyacı olan oyuncu mu? Taraftarlar neden Reyes’i istemiyor?
Taraftarların Reyes’i istememesinin sebebi tabi oyuncunun gamsızlığı. Hani futbollarının kişilik yapısını kıyaslarsak Elmander ile farklı kutuplara koymamız gerekiyor. Yalnız Reyes’i istemeyen taraftarın Kader Keita’nın alınması için hala kapıda yatması da bir tuhaf geliyor. İspanyol kanat oyuncusunun 28 yaşında olması da belki bu tarz soru işaretlerinin daha belirgin olmasını sağlıyor. Ancak bu 28 yaşın geçkin bir yaş olmasından değil mesela; 28 yaşında oyuncu alırsınız 4 sene oynar ve katkı sağlar, başka bir 28 yaşında oyuncu alırsınız 6 ayda elinizde patlar satacak yer bulamazsınız. Yalnız ben Reyes’in bir Elano olacağını (2. Örnek) zannetmiyorum. Çünkü Elano gibi yanındaki oyunculara çok fazla ihtiyaç duyan bir adam değil Reyes. Verin ona kanattan gitsin misali. Bu durum pek tabi kimi zaman dezavantaj da oluyor. Ancak Reyes ilk örnekteki kadar kalıcı olabilir mi, bence o da zor.
Geçtiğimiz sezonlarda İspanya’dan gelen oyuncuların ligimize pek uyum sağlayamadığını tecrübe ettik. Zaten tamamen birbirine zıt yapıda oynanan ligler La Liga ve Süper Lig. Reyes’in de transferi gerçekleşirse büyük ihtimalle uyum sorunu olacaktır. Ancak bunu ne denli çabuk çözüp çözemeyeceği de yine oyuncunun kişiliğiyle alakalı biraz. Bakınız Simao, bakınız Guiza.
Gelelim biraz da saha içine. Galatasaray’ın oynadığı iki sistem var bu sene; 4-4-2 ve 4-1-4-1. Ben kesinlikle 4-4-2’nin daha uygun bir sistem olduğunu düşünüyorum. Ancak bu taktikle oynarken en büyük dezavantaj da işlemeyen kanatlar oluyor. Riera’nın zayıf performansı ve Kazım’ın “olmayan” performansları iki kanadı da işlemez hale getiriyor. Bu açıdan 4-4-2 oynanacaksa kesinlikle bir kanat oyuncusu gerekiyor. Bu oyuncunun da Riera’nın aksine daha fazla topu sürebilen, dikine gidebilen ve adam geçebilen bir oyuncu olması gerekiyor. Böyle bakarsak, evet Reyes kesinlikle Galatasaray’ın ihtiyacı olan oyuncu. Felç olmuş olan sağ kanada önemli bir güç getirip, arkasında oynayan Eboue ile beraber o bölgeyi rakip sol bekler için kabus hale dönüştürebilir. Keza yaratıcı oyuncu eksikliği yaşayan Galatasaray’da biraz bencil bir oyuncuya da ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Kimsenin sorumluluk almadığı bir ortamda elinde Reyes gibi bir kozunun olması, kapanmış kapıları açabilmeni sağlar. Şuanki kadroda bu ileriye topu süren oyuncu çok ara sıra Felipe Melo oluyor. Ki bence bu sorumluluğu kesinlikle Selçuk İnan almalı, ancak şimdilik pek oralı değil gibi gözüküyor. İşte bu yüzden Reyes gibi bir oyuncuya ihtiyaç var.
Gerçekleşir mi, iptal mi olur bilmem ancak merak uyandıran bir transfer haberi olduğu kesin. Reyes’in Atl. Madrid’de bu sezon beklentileri karşılayamamış olması ve teknik direktörüyle de sorunlarının olması Galatasaray ismine daha sıcak bakmasına neden olabilir.
5 Aralık 2011 Pazartesi
Beşiktaş zorlansa da kazandı

13. haftanın kapanış mücadelesinde Beşiktaş, ligin sürpriz ekiplerinden Orduspor’u 2-1 mağlup etmeyi başardı. Beşiktaş’ın saha kapatma cezası nedeniyle Antalya Mardan Stadı’nda oynanan bu maç, özellikle 2. yarı bizlere tempolu bir futbol izletti.
Beşiktaş, bu maça sakat olan Simao ve cezalı Quaresma’dan yoksun çıktı. Özellikle son 2 maçtır inanılmaz işler yapan Quaresma’sız Beşiktaş, bu maçta pek de tat vermedi taraftarına. Bunda 3 gün önce İsrail’den dönüp Antalya’ya geçen ve dinlenme fırsatı bulamayan yorgun bir takımın da payı vardır mutlaka. Fakat bir takımın iyi oynamadığı maçlarda da kazanabilmesi, o takımın hedeflerine ulaşmasında çok önemlidir. Bu açıdan önemli bir 3 puanı hanesine yazdırmış oldu Beşiktaş.
Hugo Almeida’nın formsuzluğu devam ediyor. Bırakın gol pozisyonuna girmeyi, hızlı çıkılan hücumlarda takımına duvar bile olamıyor, çok fazla pas hatası yapıyor. Böyle moralsiz ve formsuz bir Almeida’yı son dakikalarda sakatlanana kadar oyunda tutmasına anlam veremiyorum Carlos Carvalhal’in açıkçası. Ayrıca bir diğer Portekizli Manuel Fernandes’den de bahsetmek istiyorum. Maç eksiği olduğunun maç içinde birçok pozisyonda göze batmasına ve çok etkili olamamasına rağmen, kendisinin inanılmaz bir duran top yeteneği olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Kullandığı her korner, her serbest vuruş, Beşiktaş için çok önemli bir gol şansı oluyor. Ki hava toplarında etkili Ernst, Toraman, Sivok, Egemen gibi oyunculara da sahip olunca Beşiktaş, bu konuda ciddi bir tehdit oluşturuyor rakip takım için. Son olarak da, Beşiktaş’ın görünmez kahramanı Roberto Hilbert… 90+2’de bile hücuma katılıp ofsayta düşen, belki de Süper Lig’in fizik olarak en diri oyuncularından biri şuanda.
Orduspor ise, Süper Lig’e yeni yükselmesine ve 10’a yakın yeni oyuncu transfer etmesine rağmen, iyi bir takım olmuş ve lige büyük renk katıyorlar. Ligde yenildikleri çoğu maçta da rakiplerine ezilmediler, kafa kafaya mücadele ettiler, bu durum bu akşamki maç için de geçerli. Özellikle Emmanuel Culio, Orduspor takımına göre çok çok üst düzey bir oyuncu, Ordu’nun gücüne güç katıyor.
Maç içinde özellikle ikinci yarının belli bir bölümüne kadar orta sahanın kontrolünü ele geçiren Orduspor, beraberlik golünü bulduktan sonra öne de geçebilirdi. Fakat bir süre sonra onların da orta sahası oyundan düşünce maç Beşiktaş leyhine döndü. Dediğim gibi, iyi bir kadroya sahip olan Orduspor’un birazcık daha zamana ihtiyacı var, zamanla daha iyi olacaklarını düşünüyorum.
13. haftayı bu maçla kapattık ve önümüzde yeni maçlar var. Bu maçların içinde şüphesiz en önemlisi, Galatasaray-Fenerbahçe derbisi olacak. Dünyanın en önemli derbilerinden biri olarak gösterilen bu maçı hepimiz merakla bekliyor olacağız…
Dwight Howard ve Los Angeles Lakers
Hiç şüphe yok ki Shaquille O’Neal’dan sonra (Yao Ming’i hariç tutuyorum) Nba’in en dominant pivot oyuncusu Dwight Howard, ve Dwight Howard’ın sene sonu kontratı bitiyor. Yani durum tam bir cadı kazanı. İstisnasız her basketbol takımı kadrosunda Dwight gibi bir canavarı görmek ister. Bana göre geçtiğimiz sezonun da tartışmasız MVP’siydi onu da ekleyeyim. Eh, böyle bir durumda da Nba’in en ışıldak takımı Los Angeles Lakers da boş durmaz tabi ki. Keza Dwight’ın eğlenceli kişiliğinin de Los Angeles gibi bir şehir ve bir medya için oldukça önemli bir kaynak olduğunu ekleyeyim.
Geçtiğimiz sezon yaşanan hayal kırıklığının ardından, yeni bir yıldızla takıma gaz ve güç vermek isteyen Lakers yönetiminin “en büyük” hedefi Dwight Howard. Bu takas için gözden çıkartmayı düşündükleri isimler ise Andrew Bynum ve Lamar Odom. Sezon sonu takımdan ayrılmaması neredeyse imkansız olan bir oyuncu için de hiç ama hiç fena bir teklif değil. Hem de aynı zamanda bu takas karşılığında Hidayet Türkoğlu gibi aşırı yüklü bir kontrattan da kurtulmuş (söylerken üzülüyor insan) olacaklar. Howard’ın da Lakers’da oynamak istediğini hesaba katacak olursak, üç taraf için de hiç fena bir anlaşma gibi durmuyor.
Ne kadar Lamar Odom gibi çok önemli bir parçayı kaybedecek olsalar da, Kobe-Dwight-Gasol üçlüsünün bir araya gelmesinin nasıl bir potansiyel oluşturacağı heyecan uyandırıyor. Dwight ve Gasol bir araya gelirse ligde hiçbir takımın pota altında ezilmemesinin (zayıf kalması falan değil, ezilmek direkt) imkanı olduğunu sanmıyorum. Yalnız Dwight Howard açısından bakarsak, hücumda Orlando’daki kadar rahat olamayacağını düşünüyorum. Bunun doğal sebebi de tabi ki spacing. Yıllardır hep oyununu üçlük üzerinden oynayan dört numaraların bulunduğu Magic’ten, kıyaslarsak çok daha içe yönelik oynayan bir Pau Gasol ile yan yana oynamak Dwight için oldukça farklı olacak. Bu hücum dengesini nasıl sağlayacağı ise Mike Brown ve Ettore Messina’nın işi. Tabi ki, Gasol’ün orta mesafeden hiç fena bir şutör olmaması işlerini kolaylaştıracaktır.
Chicago Bulls iki numarasını arıyor!
Son yıllarda Oklahoma City Thunder ile beraber en ivmeli yükselişe geçen takım muhtemelen Chicago Bulls’dur. Geçen sezon da daha 22 yaşında MVP ödülüne layık görülen süper yıldız Derrick Rose’un önderliğinde taş gibi basketbol oynuyorlar. Sağlam bir alçak post skoreri olan Carlos Boozer’ın yanında savaşçı Joakim Noah, 3 numarada bana göre gayet underrated olan çok ama çok faydalı Luol Deng ve yedekten gelen Taj Gibson, Kyle Korver ve Ömer Aşık gibi parçalar süper yıldız oyun kurucuyla birleşince doğal olarak bir şampiyonluk adayımız olmuş oluyor. Başlarında da Tom Thibodeau.. İşte bu kadar isim saydık ve takımın eksik olan parçası kabak gibi ortada bize bakıyor. İki numara! Bu pozisyonda yokluktan Keith Bogans’ı oynatan boğalar bu sene burayı daha kaliteli bir oyuncuyla takviye etmekte kararlı. Aday listesi ise oldukça kabarık.. Aaron Affalo, Jason Richardson, Caron Butler, Nick Young, Josh Howard, Jamal Crawford, Vince Carter da bu isimlerin başını çekenler.
Öncelikle Aaron Affalo’nun çok çok iyi bir tercih olduğunu ancak bu işlem gerçekleşmesinin ise oldukça zor olduğunu belirtelim. Çünkü kendisi bağımlı (restricted) serbest oyuncu, bu da demek oluyor ki; Denver Nuggets Affalo’ya gelebilecek herhangi bir teklifin eş teklifini verip oyuncusunu kadrosunda tutabilir. Oysa ki, Affalo Bulls’da Derrick Rose’un skor yükünü hafifletebilir ve savunmada da gayet başarılı olabilirdi. 4.4 sayı ortalamasıyla oynayan Keith Bogans’a göre 2 gömlek kaliteli bir hücum oyuncusu olduğu kesin. Aynı zamanda karakter olarak da Bulls için ideal bir isim olurdu. Çünkü Deng gibi, Noah gibi karakterli ve egoları düşük oyuncuların oluşturduğu takım kimyasına cuk diye otururdu 26 yaşındaki Affalo. Bu sene olmasa bile bir sonraki sene, kendisinin hak ettiği değerin altında önem gösterilen ve şampiyonluk adaylığından hızla uzaklaşan Nuggets’tan bir sonraki sezon kurtulup, daha güzel ve iddialı bir kadroya katılmasını umuyorum.
Ve diğer adaylar.. Bu isimler biraz da yokluktan Chicago’nun ilgilendiği isimler. Özellikle Nick Young ve Jamal Crawford’un ne işi var diye düşünürsek, tek açıklamanın bu yokluk olduğunu görüyoruz. Hele de Nick Young gibi takım kimyasına bir hakaret olarak doğmuş bir oyuncunun sempatimin yüksek olduğu Bulls’ta oynaması, eminim ki benim gibi sürüsüyle başka basketbolseveri de hayal kırıklığına uğratır. Ancak iyi yönetilen Bulls’un böyle bir hataya düşeceğini sanmıyorum. Affalo’nun uygun olmadığı bir havuzda benim için öne çıkan iki oyuncu J.Rich ve Caron Butler. Bu iki oyuncu da kariyerlerinin parlak dönemlerini geride bırakmış oyuncular, ancak her türlü Keith Bogans’tan daha iyi oldukları kesin. Oyuncu açısından bakınca da Chicago’nun çok iyi tercihler olduğunu söyleyebiliriz. Keza yaşlarının da genç olmadığını düşünürsek, Bulls’da bir yüzük kazanma şansları oldukça cazip görünüyordur.
Benim tercihim ise (ne kadar doğru bilmem) Jason Richardson olurdu. Her ne kadar oyununu tamamen dış şuta endekslese ve atletizmini artık hiç kullanmıyor olsa da, istikrarlı üçlük potansiyeli bile Bulls’a çok şey katabilir. Son yıllardaki düşüşünde Pheonix Suns’ın ve Orlando Magic’in düzensiz oyununun da etkisinin olduğunu düşünüyorum. Ancak Caron Butler'ın da ofansif olarak hiç fena bir takviye olmayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Kompleks yapmadan kendi oyununa bakacak bir isim Butler. Onunla ile ilgili soru işaretim zaten işin savunma tarafında. İki numara'da atletik oyunculara karşı ayaklarının çok yavaş kalabileceğini düşünüyorum. Keza natürel olarak aslında üç numara oynuyor. Bakalım bekleyip göreceğiz.
4 Aralık 2011 Pazar
GALATASARAY GENÇLERBİRLİĞİNİ TEK GOLLE DEVİRDİ

Galatasaray deplasmanlarda gol yememe alışkanlığını bu maça da taşıdı ve kısır geçen maçı Eboue’nin Galatasaray formasıyla attığı ilk golle 1-0 kazandı. Maçtan önce Fatih Terim’in defans hattında revizyona gideceğini hepimiz biliyorduk sanırım ve öyle de oldu. Kart cezalısı Ujfalusi zaten yoktu ve onun son haftalardaki partneri “genç” Semih’te ceza sınırındaydı ve onu yedek soyundurdu imparator. Engin ve Elmander cezalı, Yekta, Sabri sakattı. Fatih Hoca bu maçta Kazım’ı da kadroya almayarak hepimizi şaşırttı. Son haftalarda, özellikle sakatlandığından bu yana gerçekten çok formsuz olan Kazım’ı direk kadrodan kesmesinin altında başka bir sebep var mı yok mu bilemiyorum.
Maça gelirsek, maç son derece sıkıcıydı. Galatasaray’da asıl sıkıntının bir veya iki forvetle sahaya çıkmasının olmadığını yine gördük. Asıl sıkıntı o forvet oyuncularına pozisyonları hazırlamakta sıkıntı çekiyor Galatasaray. Aydın, kesinlikle bu takımın oyuncusu değil. Senelerdir bir kıvılcım bir patlama bekliyoruz ama hala yerinde sayıyor. Melo çok defansif kalıyor bence ama bu Fatih Hoca’nın talimatı olduğunu düşünüyorum. Ama Melo her ileri çıktığında belirli bir oranda tehlike yaratıyor belki bu çözüm olabilir. Çünkü sağ kanat neredeyse yok gibi, Selçuk’ta bu sistemle bir yere kadar iş yapabiliyor. Selçuk’un o meşhur ara paslarını her geçen maç daha az görür olduk. Riera bu maçta da kötü oynamadı fakat hala yeterli değil çok daha iyi olması lazım. Galatasaray haftaya derbi mücadelesine çıkacak. Elmander’in cezası bitiyor bu maçta. Semih’te formasını sırtına geçirecektir bu maçta. Galatasaray geçen sene o kadar kötü bir takımdı ki, o takımın neredeyse tamamen değiştirilmesine rağmen hala yerine oturmayan taşlar var ki bence çok normal. Belki pozisyon üretmekte zorlanıyorlar, çok kırmızı kart görüyorlar belki eleştireceğimiz birçok konu var ama ne olursa olsun bu takım şu anda ligde ikinci sırada.
Gençlerbirliği’ne de bir parantez açmak istiyorum. Belki biraz daha kaliteli yabancıları olsa çok daha etkili bir takım olabilirler. Çünkü Fuat Çapa gerçekten güzel bir sistem oturtmuş takımına. Kazandıkları her topu direk kanatlara açılan oyunculara açıyorlar.(özellikle Hurşut’a) bu şekilde gol arıyorlar ve bu maça kadar kendi evlerinde Beşiktaş’ı yenip Fenerbahçe ile de berabere kalarak dikkat çekmişlerdi ve kendi sahalarındaki ilk yenilgisini aldılar bu maçta. Galatasaray’ın önünde daha çok yolu olduğunu düşünüyorum ve devre arasında kesinlikle yaratıcı bir orta saha, hızlı bir sağ kanat oyuncusu ve bindirme yapabilen bir sol beke ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Gençlerbirliği ise bu kadroyla gayet güzel iş çıkarıyor bence ve az önce de bahsettiğim gibi devre arasında yapacakları 1-2 kaliteli yabancıyla ligde play-off için daha sağlam hedefleri olabilir.


