23 Haziran 2013 Pazar

Bayanlar Baylar; Karşınızda: WIMBLEDON 2013



Dünya Tenis tarihinin en prestijli turnuvası olan Wimbledon 2013, yarından itibaren seyircilerle buluşacak. Gözler tabiiki Dünya bir numarası Djokovic, iki numarası Andy Murray, yedi kez bu turnuvayı kazanan ve geçtiğimiz yılın şampiyonu Roger Federer, geçtiğimiz haftalarda kariyerindeki ilk Grand Slam finalini oynayan David Ferrer ve uzun sakatlık dönemininin ardından tekrar sağlığına kavuştuğunu, Roland Garros'u kazanıp tarihe geçerek gösteren Rafael Nadal'ın üstünde olacak. Turnuvada kuralar da çekildi ve hakikaten ilginç bir kura oldu. Birazdan hepsine değineceğim.

Kadınlarda ise favoriler net çizgilerle belli. Serena hanımefendiyi durduramıyoruz malum. Diğer "favorimsi" isimlerde " acaba Serena birşeylere kızar, kafayı dağıtır bize ekmek çıkar mı ? " ümidiyle final için ellerinden geleni yapacaklar.



KURALAR-ERKEKLER

Bu seneki kura bize ilginç şeyler seyrettirecek bundan emin olabilirsiniz. Öte yandan Djoker'in kurası da bir o kadar ballar kaymaklar kıvamında.

Dünya bir numarası Djokovic, turnuvaya Florian Mayer ile başlayacak. Eğer bir sıkıntı yaşamazsa çeyrek finale kadar set kaybetmeden, çok rahat maçlar çıkararak gelmesini bekliyorum. Çeyrek finalde ise, Roland Garros'ta küllerinden doğan Monfils'e boyun eğerek ilk turda elenen Tomas Berdych ile karşılaşması olası. 2010 yılında final oynayan Çek raket Djokovic'e zorluk çıkartabilir ama kendisine pek şans vermiyorum. Görünen köy kılavuz istemez. Seri başları arasında en " balık " kurayı Djokovic'in çektiğini söyleyebiliriz.


Gelelim geçen senenin finalisti Andy Murray. Uzun yıllardır atlayamadığı o eşiği geçtiğimiz sene atlayabilmişti Murray. Wimbledon'da final oynadıktan sonra, Olimpiyatlarda Altın madalyayı kazanmıştı. Roland Garros'tan sakatlığı sebebiyle çekilen ve tamamen Wimbledon'a konsantre olan bir Murray var karşımızda. Turnuvaya Alman Benjamin Becker ile başlayacak Britanyalı sporcu. Son 16'da Janko Tipsarevic ile karşılaşması muhtemel. Çeyrek finalde ise, kendi evindeki turnuvada yarı final oynayarak dikkatleri üzerine çeken, Wimbledon'da bizlere heyecanlı maçlar izlettiren Jo-Wilfried Tsonga ile karşılaşması muhtemel.



Şahsi fikrimi söylemek istiyorum, Nadal ve Federer'in finalde karşılaşmasını isterdim açıkçası. Ama yukarıda Djokovic için bahsettiğim " balık " kuranın sebebi burada. Federer artık yaşının da ilerlemesinden dolayı gittikçe artan sırt ağrıları ve çeşitli sakatlıklar sebebiyle formunu kaybetmiş gözükse de, Wimbledon öncesi böyle tahminlerde bulunmak pek mantıklı değil. Çünkü karşımızda Nadal gerçeği varken, RG'dan fazla birşey beklememekte lazım. Ekselansları, RG'de Çeyrek Final'de elenmiş olsa da, Wimbledon öncesi hazırlık turnuvası olan Halle'de altıncı şampiyonluğunu kazanarak geliyor ve evet; burası oynamayı en çok sevdiği yer. 

Nadal, kortlardan uzun süre ayrı kalmasına sebep olan diz sakatlığından muhteşem döndü ve son sekiz yılda yedinci kez RG'u kazandı. Turnuvaya Belçikalı Steve Darcis ile başlayacak. Son 16'da ise, Stanislas Wawrinka, John Isner ve Lleyton Hewitt ile karşılaşma ihtimali bulunuyor. Her açıdan şanslı bir kura çektiğini söyleyemeyiz. ( Bu arada Hewitt geçtiğimiz sene ilk turda Tsonga ile eşleşmişti. Bu sene de Wawrinka ile eşleşti. Pek şanslı olduğunu söyleyemeyiz fakat yedi setlik maçlar bizi bekliyor olabilir. )

Son olarak David Ferrer'den de bahsetmek gerek. 31 yaşındaki İspanyol, kariyerinin ilk Grand Slam finalini birkaç hafta önce Fransa'da oynadı ve vatandaşı Nadal'a kaybetti. İlk turda Martin Alund ile karşılaşacak. Çeyrek finale kadar onu en çok zorlayacak isim ise Milos Raonic gibi gözüküyor ki son 16'da karşılaşma ihtimalleri yüksek. Ferrer'in çeyrek finaldeki muhtemel rakibi ise 8 numaralı seri başı Arjantinli Juan Martin Del Potro. Sakatlığı sebebiyle RG'dan çekilen nazik dev'in Wimbledon karnesi pek iyi değil. En iyi derecesi 2011 ve 2012'de dördüncü tur. Üçüncü tur'da Bulgar Dimitrov, son 16'da ise Kei Nishikori ile eşleşmesi muhtemel Del Potro'nun.

Uzun lafın kısası kuralar sebebiyle Yarı Finale kadar yorulmadan gelecek Djokovic favori. Zira Yarı Finalde karşılaşacağı muhtemel en zor rakip David Ferrer. Yarı Finalin diğer tarafı daha dikenli yollardan oluşmakta. Nadal veya Federer'den birinin yer almayacağı da kesin. O tarafta yarı finali Nadal-Murray oynar diye düşünüyorum. Finali ise Nadal-Djokovic, Şampiyonluğu ise Nadal alır diye düşünüyorum ( istiyorum )

KURALAR-KADINLAR

Lafı çok uzatmamak gerek aslında. Serena Williams'ın Finale çıkana kadar önüne çıkanı devireceğini düşünüyorum. Çeyrek finalde büyük ihtimalle, Kerber ile karşılaşacak. Yarı finalde ise, geçen seneki finalin rövanşını almak isteyecek kadar naif bir insan olan Agnieszka Radwanska ile karşılaşır. Yarı finalin diğer ayağında ise festival havası hakim. Zira finale kadar Serena ile eşleşmemek bulunmaz bir nimet.



Sharapova, RG finalinde Serena karşısında gayet iyi iş çıkardı ve beni umutlandırdı açıkçası. Çünkü çim kortta oynamayı her zaman seven Maria, benim gözümde finalde Serena'nın rakibi olacak diye düşünüyorum. Çeyrek Finalde, İtalyan Sara Errani ile karşılaşması muhtemel. Diğer tarafta ise Azarenka final için elinden geleni yapacak. Çeyrek Finalde, Kvitova veya Ivanovic ile karşılaşması muhtemel olan Belaruslu raket, yarı finalde kozlarını Sharapova ile paylaşacak gibi duruyor.

Yarı Final; Serena-Radwanska, Sharapova-Azarenka
Final; Serena-Sharapova
Şampiyon; Sharapova

( Zaten Serena'nın sakatlık yaşamaz ise kazanacağını biliyoruz, bari gönlümüzden geçeni söyleyelim )

Nani veya Farfan'a ihtiyaç var mı?



Galatasaray'da seçim süreci dün sonuçlandı ve Ünal Aysal üç sene için de yetkilendirildi. Artık gündem transfer. Daha önceden temasa geçilen ancak gerek seçim süreci gerekse yabancı oyuncu sınırlaması nedeniyle resmiyete kavuşmayan bazı oyuncularla daha somut adımlar atılacak. Bu isimlerin başında gelenler; Felipe Melo, Carlinhos, Farfan, Nani ve dahası. Bizim sorumuz şu: "Galatasaray'ın Farfan veya Nani'ye ihtiyacı var mı?"

Sistem ve teori açılarından düşünecek olursak, cevabımız böyle bir kanat oyuncusuna gerek yok olacaktır. Ancak futbol da diğer takım sporları gibi bir momentum oyunudur. Maç içerisinde akışı değiştiren oyuncular bu açıdan çok önemlidir. Mesela Amrabat'ın da transferi sırasında Fatih Terim'in önem verdiği bir konuydu bu. İşte Nani veya Farfan bu tipte ve fark yaratacak oyuncular. Şu da bir gerçek ki, bu kadar efektif kanat oyuncularını herkes kadrosunda ister.

Transferler genelde iki şekilde yapılır. Ya güçsüz olduğunuz bölgeyi güçlendirmek için bir oyuncu transfer edersiniz, ya da güçlü olduğunuz bölgeyi keskinleştirmek için oyuncu alırsınız. Galatasaray'ın Nani ve Farfan türünde silahları yok. Kabul edelim ki, üst düzey bir takımın en iyi kanat oyuncusu Amrabat olmamalı. Fatih Terim de bunun farkında. Bu nedenle mevcut sistemin oyuncuları olmasalar da hücum zenginliği yaratmak açısından böyle isimler lazım. 

Yabancı kısıtlaması, maliyet gibi unsurları da göz önüne alınca bu transferle ilgili ne karar çıkacak göreceğiz. Ancak bu oyunculara yönelinmesi şunu gösteriyor ki, bu transfer döneminde Galatasaray savunmasını güçlendirmeye ve hücumuna çeşitlilik katacak oyunculara yönelmiş durumda.

22 Haziran 2013 Cumartesi

U20 Dünya Kupası Başladı, Geleceğin Yıldızları Türkiye'de


Merak ve hevesle beklediğimiz 20 yaş altı dünya kupası sonunda başladı. Dün başlayan serüvende şu ana kadar A ve B gruplarında toplam 4 maç yapıldı. İlk maçlar itibariyle favori takımların galip geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. A grubunda Fransa, Gana'yı 3-1'le geçerken, İspanya'nın gençleri Amerika'yı 4-1 ile mağlup etti. B grubunda ise Portekiz, Nijerya'ya kafa kafaya geçen maçta 3-2 ile üstün gelirken, Güney Kore Küba'yı 2-1'le mağlup etti. 

Çiçeği burnunda Arsenal'li ve aynı zamanda bir FM efsanesi olan Yaya Sanogo, turnuvanın ilk maçında Gana'ya karşı golünü yazdırmayı başardı. Kendisi geçtiğimiz dönemde yaptığı açıklamada Arsene Wenger ile çalışma fırsatının Arsenal'e gelmesinde etkili olduğunu söylemişti. Belli ki, genç yıldız bu turnuvayı yeni teknik direktörünü etkilemek için bir fırsat olarak görüyor. İspanya'da ise gol yükünü Barcelona ve Real Madrid alt yapılarının ürünleri olan Jese ve Deulofeu çekti. İki yıldız da Amerika'ya karşı duble yapmayı başardı. 

Genç Millilerimiz de bugün El Salvador'a karşı sahne alacak. Salih'li, Kerim Frei'lı, Okay'lı kadromuza tabi ki güvenimiz tam. Umarız genç yıldızlarımız, kendi ülkemizde gerçekleşen bu büyük organizasyonda büyük başarılar elde edecektir.  

3 Haziran 2013 Pazartesi

Kafanızı Kuma Gömmeyin Beyler



Türkiye tarihi bir dönemden geçiyor. Yakın tarihimizde ardı ardına her kesimde yaşayan travmalar sonucu susmuş ve ürkek bir halka dönüşen Türk Milleti kabuk değiştiriyor. İster destekleyin, ister desteklemeyin ama kabul edin, tarihi günler yaşıyoruz ve değişiyoruz. Bugün Papazın Çayırı'nın Twitter'dan yazdıkları üzerine ben de düşündüklerimi kaleme almaya karar verdim. 

Arkadaşlar, Türkiye'de tribün terörünü bitiren polis terörü olmuştur. Bundan daha bir kaç ay önce kendi stadında biber gazına maruz kalan taraftarlara rakipleri "oh olsun" çekiyordu. Şimdi o gençler, omuz omuza kol kola göğüslüyor o insanlık dışı müdahaleyi. Galatasaraylı Fenerbahçelinin alnındaki kanı siliyor, Beşiktaşlı Fenerbahçeliyi omuzlarına alıyor, Karşıyakalılar Göztepelilerle aynı safta yer alıyor. Biz öğrendik beyler, yan yana gelebilmeyi tekrar öğrendik. Bu demek değil ki birbirimize aşık olup, akşamları saçlarımızı tarıyoruz. Hayır, biz rengimiz ne olursa olsun, tek amaç ile bir araya gelebilmeyi öğrendik. Daha büyük sorunlar baş gösterdiğinde, sırf farklı renkte forma giyiyor diye kan dökmenin gereksizliğini gördük. 

Sıra sizde beyler. Galatasaray yönetimi, Beşiktaş yönetimi, Fenerbahçe yönetimi.. Ne halk, ne tarih bu dönemde kafasını kuma gömenleri affetmeyecek. Fikriniz ne olursa olsun, istediğiniz tarafı tutun, istediğiniz açıklamayı yapın, AMA susmayın beyler. Bu yönetim kademesinde yarattığınız düşmanlığı bitirin. Kafanızı kuma gömmeyin beyler. Sizin yaşınızın yarısından bile genç olan adamların becerebildiğini en azından deneyin.

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Alper Potuk Fenerbahçe'de!



Kimisine göre Aziz Yıldırım'ın gündem değiştirme politikası, kimisine göre Galatasaray'a atılmış büyük bir çalım.. Bana göre Fenerbahçe, yetenekli, genç ve yerli bir futbolcuyu kadrosuna katarak iyi bir iş yapmıştır. Alper Potuk, mevcut yerli oyuncu piyasasında en potansiyelli oyunculardan biri olarak göze batıyordu şüphesiz ki. Kim formayı giydirirse de, iyi iş yapacaktı. Bunu yapan Fenerbahçe oldu, tebrik etmek lazım. Psikolojik olarak Galatasaray dominasyonunu kırmak açısından da tabi ki olumlu bir transfer.

Mevcut Fenerbahçe kadrosunda fark yaratacak oyuncu sayısının oldukça az olduğunu ancak bir çok iyi oyuncu olduğunu düşünüyorum. Orta sahaya da baksak, savunmaya da baksak birbirine yakın seviyede, çoğu da milli takım oyuncusu adamlar görüyoruz. Bu oyuncu havuzunda Salih gibi, Alper gibi genç yeteneklere yer açmak gerekiyor. Tabi ki, takımın bütün sorumluluğunu sırtına yükle demiyorum ama bu yaşlarda düzenli forma giymek de önemli. Şahsen benim düşüncem Salih'in Baroni'den çok daha iyi bir futbolcu olma potansiyeli taşıdığı yönünde. Rekabet, forma savaşı oyuncunun gelişimi açısından çok önemlidir ama yeri geldiği zaman da sorumluluğu vermekte çekinmeyeceksin. 

Alper Potuk'un transferi hayırlı olsun. Artık kariyeri daha bir merakla takip edilecek. Benim izlediğim, gördüğüm kadarıyla Alper, şımaracak, hedefinden şaşacak bir adama da benzemiyor. Yolu açık olsun. Çift yönlü bir orta saha olarak kısa zaman içerisinde ,Galatasaray'da olmadı ama,Türkiye Milli Takımında Selçuk'un partneri olacaktır.