31 Aralık 2011 Cumartesi

Elveda 2011


2011 yılını geride bırakıp ve yepyeni bir yıla, 2012 yılına doğru yelken açtığımız şu günlerde, geçtiğimiz yılda sportif açıdan Türkiye ve dünyada ne gibi gelişmeler olmuş diye hatırlamak isteyenler için, buyurunuz çok genel hatlarıyla 2011’in sportif olayları :

FUTBOL :

-          2010-2011 sezonu Süper Lig’in şampiyonu Fenerbahçe oldu.

-          Şampiyonlar Ligi şampiyonu, finalde Manchester Utd’ı deviren İspanyol devi Barcelona olurken, UEFA Avrupa Ligi’ni Portekiz ekibi Porto kazandı.

-          Temmuz ayının başlarında başlayan Türk futbol tarihinin en kapsamlı şike soruşturmasında birçok isim gözaltına alındı ve tutuklandı. En başta Fenerbahçe olmak üzere bu soruşturma yüzünden birçok takım zor durumda kaldı. Soruşturmada ne mahkemenin ne de TFF’nin henüz bir karara varamaması sebebiyle Türk futbolundaki kaos ortamı devam etmekte ve bu kaos 2012 yılında da hissedilecek gibi görünüyor.

-          Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi’nden men edildi ve onun yerine Trabzonspor, Şampiyonlar Ligi vizesi almış oldu.
-          A Milli Futbol Takımı, EURO 2012 için oynadığı eleme maçlarında genel anlamda başarısız bir görüntü çizdi ve son olarak play-off maçında Hırvatlara elenerek şampiyonaya katılma hakkını kazanamadı. Bunun sonucunda Guus Hiddink ile yollar ayrıldı ve Abdullah Avcı’nın göreve gelişiyle milli takımlar yeni bir yapılanmaya girdi.

-          2011-2012 sezonu Spor Toto Süper Lig’in ilk yarısını Galatasaray lider kapatırken, Sarı-Kırmızılıları sırasıyla Fenerbahçe ve Beşiktaş takip etti.

BASKETBOL :

-          2010-2011 sezonu Beko Basketbol Ligi’ni finalde Galatasaray Cafe Crown’u geçen Fenerbahçe Ülker şampiyon olarak tamamladı.

-          Litvanya’da düzenlenen 2011 Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda mutlu sona İspanya ulaştı. Milli Takımımız, ilk turda gruplardan çıkmasına rağmen ikinci turda elendi ve dereceye giremedi.
-          NBA’de 2010-2011 sezonu şampiyonu Dallas Mavericks oldu.

-     NBA yeni sezonda oyuncular birliği ile kulüp sahipleri, bir türlü anlaşmaya varamadılar ve lokavt kararı alındı. Lokavt süresince birçok NBA yıldızını Avrupa arenalarında izleme şansı bulduk fakat lokavt sona erdi ve lig normalden birkaç ay geç de olsa başlamış oldu.

TENİS :

-          Erkeklerde geçtiğimiz yılın şüphesiz en başarılı ismi, 1 numaralı seribaşı Sırp Novak Djokovic oldu. Gittikçe yükselen form grafiği ve Sırp raketin eksik noktalarını geliştirmesiyle beraber, yenilmesi oldukça güç bir oyuncu haline geldi.

-          Kadınlarda sezonun en başarılı 8 tenisçisini karşı karşıya getiren BNP Paribas turnuvasına bu yıl İstanbul ev sahipliği yaptı. Turnuvanın galibi, Wimbledon şampiyonu Petra Kvitova oldu.


Çok genel hatlarıyla da olsa geçtiğimiz yıla şöyle bir bakış atmış olduk böylece. Yeni yılda tüm Müzmin Sakat okurlarına sağlık ve mutluluklar dilerken, umarız ki ülke olarak sportif açıdan başarılı bir yıl geçiririz 2012 boyunca.

27 Aralık 2011 Salı

Nba'de ilk 2 gün geride kaldı! Öne çıkan takımlar, oyuncular..



Çok özlemişiz. Kesinlikle çok özlemişiz. Sadece biz de değil Amerikalılar da çok özlemiş olacak ki, açılış günü reytingleri önceki yılları 3'e katlamış. Ayın 8'ine kadar League Pass'in ücretsiz olduğunu hatırlatayım ama bağımlılık yaptığını da belirtmeden geçmeyeyim. League Pass sayesinde istisnasız bütün maçları online olarak hd kalitesinde izleyebiliyoruz. Ancak kotalı interneti olanlar dikkat etsin sonucu biraz acıklı olabilir. Neyse bu iki kısa günde Nba'de olabildiğince fazla takımı dönerekten izlemeye çalıştım ve gözüme çarpanlar bazı net şeyler oldu. Bu benim ilgimi çeken noktaları paylaşmak istiyorum.

/ Takımlar /

New York Knicks: Şüphesiz ki muazzam bir iştah ile girdiler sezona. Madison Square Garden'daki atmosfer Nba bazında benzersizdi. Bu iştah ile başladıkları maçta Boston karşısında 20 sayı öne geçmelerine rağmen, berbat bir 3. çeyrek oynayarak geriye düştüler. Bu noktada Carmelo Anthony çılgın bir performans ortaya koydu ve maçı 2 sayıyla Knicks'e getirdi. 2 sayı olmasını tabi ki iddaa'mı yatırmak istemelerine bağlıyorum o başka. Knicks'te göze çarpmayı bırakın şiş sokan bir şey var ki, o da oyun kurma eksikliği. Toney Douglas ve Iman Shumpert (enteresan) oyun kuruculuktan son derece bihaber durumdalar ve 30'ar şut kullanmak istiyorlar. Bir an önce Baron Davis'e kavuşmaları lazım diyorum.


Los Angeles Lakers: Sezona iki gün üst üste mağlubiyet alarak başladı Lakers. Kobe'nin kişisel olarak çok iyi oynamasına rağmen takımın oldukça zayıf kaldığını gördük. Pek tabii bu durumda Bynum'un cezasının da etkisi büyük. Zaten Odom'un kaybı takımı kötü etkileyecek de bir de Bynum olmayınca işler iyice zorlaşmış.

Indiana Pacers: Evinde Detroit Pistons ile karşılaşan doğunun yükselen yıldızı iyi bir performans ile kolay rakibine 12 sayı fark attı. Sağlam ve diri bir görüntü çizdiler ve ileriye dönük umut verdiler. Önemli parçalarının hemen hepsi kendine biçilen rolü gayet güzel oynadılar.

Portland Trailblazers: Evinde Philedelphia 76'ers ile karşılaştılar ve bu zor maçtan 106-102 galip gelmesini bildiler. Lamarcus Aldridge, Gerald Wallace ve Felton'ın performansları ile Marcus Camby'nin 6! asist yapmış olması enteresan.


Dallas Mavericks: Son şampiyon iki maçında tam anlamıyla fiyasko oldu. Önce Miami'den sonra da Denver Nuggets'tan fark yiyen ihtiyar heyeti kötü bir görüntü çizdi. Tyson Chandler'ın gidişi savunmayı çok ciddi etkilemiş.

Miami Heat: Lige muazzam başlamış bir diğer takım. Zaten şampiyonluğun bana göre en büyük adayı olan Miami de inanılmaz bir iştahla oynadı Dallas'a karşı. Son çeyreğe kadar topa baskı yaparak Dallas'ı adeta şoke ettiler, bu sırada da hücumda adeta parçaladılar.

/ Oyuncular /

Rajon Rondo: 31 sayı 13 asist 5 top çalma. Yok artık. Orta mesafeden de şutunu geliştirmiş ve gerçekten durdurulamaz bir performans sergiledi. Zaten son derece delici ve savunmada her an top çalabilecek bir gard olduğunu biliyorduk da şut da mı atacak artık? Peki bakalım.

Carmelo Anthony: 37 sayı 8 rebound 3 asist. Bu seneye iyi hazırlandığı ve bir yerlere ulaşmak istediği belli.

Hidayet Türkoğlu: Hido özlediğimiz ve kendisinden arzuladığımız bir oyun ile Houston Rockets'a karşı adeta maçı alan isim oldu. Günün kahramanı olan temsilcimiz 23 sayı 6 rebound 4 asist izletti bize. Yürüyedur Hido!


Deandre Jordan: 8 blok mu? Yuh be kardeşim!

Roy Hibbert: Indiana'nın genç pivotu sezona çok iyi başladı. Gayet hevesli ve oyuna konsantre olmuş bir görüntü çizdi. 16 sayı 14 rebound 3 blokluk istatistikleri de bunu kanıtlıyor bence. Hibbert'in bu seneki performansı Indiana'nın başarısıyla doğru orantılı olacak.

Lebron ve Wade: Çılgın çocuklardan yine çılgın performanslar izledik. Hele de karşılarına Carter gibi bir savunmacı çıkınca adeta at koşturdular sahada. İkilinin toplam üretimleri 63 sayı, 12 asist ve 18 rebound. Maşşallah.

Boris Diaw: Bu sene yokluktan mı desem tuhaflıktan mı desem pivot oynamak durumunda kalan fransız oyuncu istatistik kağıdını garip bir şekilde doldurdu. 9 Asist! 9 sayı ve 11 rebound.

Chris Bosh ve Carlos Boozer: Nba'in önde gelen 4 numaralarından iki tanesi. Geçtiğimiz sezon ikisi de beklentilerin altında kaldı ve bu sene daha çok şey bekleniyor. Ancak ilk maçlarda pek seviye yükseltmiş gibi görünmediler.


Mehmet Okur ve Ersan İlyasova: Yapma Mehmet yahu. 20 dakika süre alıp bu kadar kötü durumda olan New Jersey forması altında 0 sayı atmamalısın. Kontrat senesinde olan Memo'dan beklentimiz çok daha büyük. Ersan ise ilk 5 çıktığı maçta 9 rebound alarak somut bir şeyler vermiş olsa da attığı 2 sayı ne yazık ki üzücü. O da kontratının son senesinde ve daha fazla bir şeyler vermesi şart.

Ricky Rubio: Genç oyuncu ilk kez çıktığı Nba maçında büyük bir sevgi gösterisiyle karşılaştı. Tribünler şimdiden genç ispanyolu çok sevmiş. Rubio da attığı akıl dolu "bounce" paslarla onları coşturmasını bildi. İlk maçında 6 asist kaydederek bence kendisinden beklenileni de karşılamış oldu.

Özgür Çek ve Uğur Uçar yuvalarına dönüyor gibi



Biri 24 yaşında diğeri 20 yaşında iki genç oyuncu. Biri Fenerbahçe altyapısından çıkmış, diğeri Galatasaray altyapısından. Kaderleri Ankaragücü’nde birleştikten sonra, başkent ekibimizin köklü ekibimizin büyük ekonomik kriziyle beraber kontratlarını feshettiler. Şimdiki görüntü ise Özgür Çek’in Fenerbahçe’ye, Uğur Uçar’ın ise Galatasaray’a döneceğine işaret ediyor. Ben bu tarz alt yapısından yetiştiği kulübe aradan zaman geçtikten sonra yapılan geri dönüşlere her zaman sıcak bakıyorum. Hem futbolcu açısından hem de kulüp açısından genellikle güzel birleşmeler oluyor bunlar.

Uğur Uçar benim adına en çok üzüldüğüm oyuncuların başında geliyor. Hiçbir zaman Gökhan Gönül veya Eboue tarzı sürekli gidip gelen bir sağ bek olmadı. Çünkü ciddi bir yavaşlık dezavantajı vardı. Ancak Uğur Uçar’ın mükemmele yakın bir orta açabilme kabiliyeti var. Çoğu bek oyuncusunda gördüğümüz “sallama” ortaları Uğur’da görmezdik yani. Hatta şöyle söyleyeyim, diz kapağından yaşadığı o vahim sakatlığa kadar hatırladığım kadarıyla ligde asist krallığında başlarda gidiyordu. Ne yazık ki de o büyük sakatlıktan sonra bir daha eski form düzeyine kavuşamadı ve kariyeri düşüşe geçti. Peki şimdi gerçekleşmesi muhtemel olan Uğur – Galatasaray birleşmesi nasıl olur? Güzel olur. Neden? Çünkü Galatasaray Eboue’nin yokluğu sırasında oraya rotasyonda kullanabileceği bir oyuncu arıyor. Uğur da Ankaragücü’nden ayrılmasının ardından eminim ki ilk olarak Galatasaray’a dönmek istemiştir. Her ne kadar devamlı forma giymesi çok çok zor da olsa Uğur artık bunu sorun etmeyecektir bence. Göreve başlayan oyuncu performans uzmanı Scott Piri’nin özel programlarıyla belki de beklenmedik bir atılım yapabilir genç oyuncu.

Özgür Çek ise 4 büyüklerin hepsinin isteyeceği yetenek ve potansiyel vadeden hem sol bek hem de orta sahanın solunda oynayabilecek bir delikanlı. Tekniği gayet yerinde ve ofansif yetenekleri ile ön plana çıkıyor. Hangi takım kaparsa kapsın bence yerinde bir hamle yapacaktı ki, transferinde en güçlü aday olan Fenerbahçe daha atik davrandı. Sol bekte kullanabileceği Caner ve Ziegler varken o bölgeye genç bir oyuncuyu daha dahil ederek rotasyonunu iyice genişletecek Fenerbahçe. Yalnız Caner ve Özgür’ün benzer oyuncular olduğunu düşünüyorum. İkisi de işin savunma yönünde zaafları olan ve hücum yapmayı daha çok seven oyuncular.

26 Aralık 2011 Pazartesi

Bir Muhammed Demirci beklentisi !



Muhammed Demirci : Türk futbolunun gelecekteki Ronaldinho’su olarak gösterilen genç yetenek… Peki kimdir Muhammed ? Kendisi de bir Ronaldinho hayranı olan, 1995 doğumlu, forvet arkası oyun kurucu mevkiinde oynayan bu genç oyuncuyu çoğumuz, henüz 11 yaşındayken Beşiktaş küçük takımıyla oynadığı bir maçın televizyon programlarında yayınlanmasıyla tanıdık.

O zamanlar bu çocuk, gündeme tam anlamıyla bomba gibi düşmüştü. Bizler de ümitlenmiştik, sonunda Avrupa futboluna damga vuracak bir Türk yetenek geliyor diye. Hatta zamanında, dünya devi birçok kulübün takibi altına girmiş, hatta Barcelona, Muhammed’i denemişti. Fakat Katalan ekibinin Muhammed’i tek başına çağırması, ailesinin Muhammed’le İspanya’ya gitmesine onay vermemesi, muhtemel transferi yatırdı ve Muhammed Beşiktaş’ta kaldı.

Peki nasıl da oldu bu genç oyuncu bu denli büyük kulüplerin radarına girebildi ? 11 yaşında bile izlediğimiz Muhammed, inanılmaz bir oyun görüşü olan, top tekniği yüksek ve yaşıtlarına göre oldukça kısa boylu, bizlere Lionel Messi’yi andıran bir oyuncuydu. O zamandan bu zamana 6 yıl geçti, Muhammed gelişimine gözlerden uzak devam etti.

Şimdi ise Beşiktaş A2 takımında oynamakta. Fiziksel olarak eski haline göre biraz daha uzun ve kuvvetli olsa da A takım seviyesinde yeterli mi ? Antrenörlerinin söylediğine göre henüz hayır. Gönül ister ki yıllardır, özellikle Beşiktaşlı taraftarların, merakla beklediği Muhammed’i artık A takımda izleyelim. Bu kadar küçük yaşta basının önüne atılan, övgüler yağdırılan, üzerinde baskı oluşan bir futbolcunun, azimle çalışmalarına devam etmesi çok önemli. Ben Muhammed’de bu karakterin olduğuna kesinlikle inanıyorum. Fakat şunu unutmamalı ki günümüz futbolu artık eskisine göre daha çok fizik güç üzerine kurulu, sadece teknik kapasite hiç mi hiç yeterli olmuyor.

Wayne Rooney henüz 17 yaşındayken kulübü Everton’da düzenli olarak oynuyordu ve İngiltere Milli Takım formasını giymeye başlamıştı. Muhammed de önümüzdeki ay 17 yaşına basacak. Artık ondan beklenen, fizik gücünü ve futbolunu bir üst kademeye taşıyıp kendinden beklenen patlamayı yaparak A takıma yükselmesi olacaktır. Kendisinde bu futbol yeteneği fazlasıyla var.

Daha önceki yazılarımızda da bahsetmiştik, Beşiktaş’ın bir diğer genç yeteneği Necip Uysal hakkında. Necip, fizik olarak diri ve güçlü fakat teknik olarak eksikleri olan bir oyuncu. Muhammed Demirci ise tam tersi, teknik kapasitesi çok yüksek fakat henüz istenilen fizik güce sahip değil. Bu 2 genç Kartal, eğer eksik yönlerini önümüzdeki yıllarda kapatırlarsa Türk futbolu çok önemli, belki de Avrupa’ya damga vuracak 2 oyuncu kazanacak.

Yazımı sonlandırırken tek temennim ise, Beşiktaş’ta Muhammed’in iyi bir altyapı eğitimi almış olması, en yakın zamanda yeterli fizik güce kavuşması ve gelecekte “Muhammed’i küçükken keşke Barcelona altyapısına yollasaydık” dememek…

25 Aralık 2011 Pazar

Doğu'da "Dikkat Pacers çıkabilir!"



Geçtiğimiz sezonun yarılarında kovulan eski kafa koç Jim O’Brian’ın ardından göreve gelen Frank Vogel belki de çoğu kişinin beklemediği şekilde başarılı oldu. Bu başarı da 2005/2006 yılından beri ilk defa Indiana Pacers’ı playofflara taşımak oldu. Bu başarıyı oluşturan temel neden de Vogel’in genç oyuncular üzerindeki pozitif etkisi diyebiliriz. Keza Jim O’Brian’ın katı koçluk anlayışı Hibbert gibi Hansbrough gibi oyuncuları kötü etkiliyordu. Vogel’ın gelişiyle beraber takımda bir sinerji oluştuğunu rahatlıkla görebiliyoruz. Kimi oyuncuların performansı da (demin bahsettiklerim başta) gözle görülür bir biçimde yükseldi. Bu sezon Indiana’nın hedefi net olarak playoff. Geçtiğimiz sezon yükseltilen çıtanın ardından bu sezon da bu hedefe koşabileceklerini düşünüyorum.

Bu sene biraz daha esnek yapıda bir kadroya sahip Pacers. Muhtemelen ilk 5 leri Darren Collison, Paul George, Danny Granger, David West ve Roy Hibbert şeklinde oluşacaktır. Öne çıkan yedekler ise George Hill, Tyler Hansbrough ve D. Jones. Yani bu sezonki rotasyonun bu 8 oyuncu üzerinden gitmesi çok muhtemel. Bu oyuncuların demin bahsettiğim esneklikte olması da Vogel’ın maç içi ve rakibe göre yapacağı hamlelerde elini çok rahatlatacak. Paul George ve Danny Granger bu esneklikte başrol oynayan oyuncular olacak. Ancak takımı bir seviye daha yukarı taşıyabilecek oyuncunun David West olduğunu düşünüyorum. Yaşadığı sakatlıklar son yıllarda form grafiğine olumsuz yansımalar yapsa da kalitesi belli bir oyuncu. Sağlıklı ve formda bir David West’in çok ciddi katkı verebileceğini ve istatistik kağıdını 18/8 gibi verilerle doldurabileceğini düşünüyorum. David West demişken Hibbert’e de kısaca değineyim. Kendisinin çok sağlam bir yaz programıyla yeni sezona hazırlandığı söyleniyor. Eğer ki bu doğruysa ve daha da önemlisi kendisi biraz olgunlaşabilirse, önümüze ciddi bir all-star adayı (sayı/rebound/blok) çıkmış olur. Çünkü geçtiğimiz sezonlardaki 3 dakikada 2 faul yapıp kenara gelen Hibbert’ın artık kendisini geliştirmesi gerekiyor. Tahminimce o da bunun farkındadır.

Indiana’da performansını merakla beklediğim oyuncu kesinlikle 2011 yılının çaylaklarından Paul George. Frank Vogel’in takıma gelmesinden en olumlu etkilenen isimlerden biri de o oldu. Enteresan olan geçen seneden beri 4-5 santimetre boyu uzamış George’un. 2.03 ‘lük boyu 97.5 kilosuyla bölgesine göre muazzam bir fizik avantajına sahip genç oyuncu. İstikrarlı bir dış şuta sahip olmasının yanında ligin en iyi dış adam savunmacılarından biri olarak da öne çıkacak bu sene. Top çalma istatistiği sıralamasında Chris Paul, Rajon Rondo gibi isimlerden sonra ilk 5’in önemli adaylarından diye düşünüyorum. Ki aynı zamanda yine muazzam fizik avantajı nedeniyle reboundlarda da etkisini hissettirmesini bekliyorum. Hem Vogel’in hem de Larry Bird’ün özellikle üzerinde durduğu genç oyuncunun ilk 5 çıkması çok muhtemel. Bu olası dakika artışıyla beraber yukarıda saydığım özellikler bir araya gelince bana göre “en çok gelişen oyuncu” ödülünün sezon başlamadan önceki büyük adaylarından. Fantasy takımları için de geç tur seçimlerinde değerlendirilmeli.

Indiana’da yedekten gelecek olan George Hill’in sunacakları da takımın performansıyla doğru orantılı olacak. Benim şahsen çok beğendiğim ve San Antonio’nun bırakmasını hiç anlayamadığım bir gard. Bu sene çok önemli bir görevi olacak Hill’in. Kah ilk 5 çıkacak kah yedekten gelecektir ama oynadığı dakikalarda skora tesir etmesi şart. Çünkü Indiana’nın benim gözüme çarpan en ciddi problemi bu. Yedekten gelip skoru değiştirecek pek bir oyuncusu yok. Tyler Hansbrough müthiş mücadeleci ve direkt olarak katkı verecek bir adam ancak yedekten gelip skor yükünü kaldırabilir mi ondan emin değilim. O da kendi oyununda bu atılımı yapar ve ofansif oyununu geliştirirse hem İndiana hem Psycho-T adına önemli bir silah olur.

Indiana’nın doğuda playoff yapamama ihtimalini çok düşük görüyorum. Orlando ve Boston gibi devlerin ne yapabileceği belli olmayan yerde Indiana ve Philedelphia gibi genç + dinamik takımların öne plana çıkması çok muhtemel. Nba’in başlamasına 7.5 saat kaldı, eh hadi artık diyor ve yazıyı bitiriyorum.