10 Temmuz 2012 Salı
Pazardan aldık Ospina, eve geldik McGregor !
Haftalardır gerek basında çıkan haberler, gerek yöneticilerin bu haberleri doğrulayan demeçleri sonucunda, Beşiktaş'ın transfer listesinin 1 numarasının Kolombiyalı kaleci David Ospina olduğunu biliyorduk hepimiz. Hatta öyle ki, birkaç gün içinde Ospina'nın imzayı atıp Avusturya kampına katılması bekleniyordu ki, bugün Beşiktaş yönetimi yaptığı açıklamada Alan McGregor ile görüşmelere başlandığını borsaya bildirdi.
Peki neden Ospina olmadı ? Çok net bir sebebi var bunun, o da kulüp ve oyuncunun istediği yüksek maliyet. Bu durumu da oldukça normal karşılıyorum. 23 yaşında, gelişime oldukça açık (bilirsiniz ki kalecilerin en verimli olduğu dönem, futbollarının olgunlaştığı ve tecrübe kazandıkları dönem 30 yaş civarıdır), Kolombiya milli takım kalecisinden bahsediyoruz. Hadi diyelim Ospina yıllık çok birşey istemedi, ancak kulübünün istediği bonservis miktarının 5m €'dan aşağı olmadığını, bu sebeple transferin gerçekleşmediğini tahmin ediyorum.
McGregor ise, Ospina'nın alternatifleri arasında basında adı geçen isimlerden biriydi. İskoç devi Rangers'ın kayyuma devredilmesi ile boşta kalan ve bonservisi elinde olan McGregor hakkında çok net bir izlenime sahip olmamakla beraber, yaptığım bazı araştırmalarda, dağılan Rangers takımının en iyi oyuncularından biri olarak gösterilmekte kendisini tanıyan kişiler tarafından.
Pek çok Beşiktaşlı gibi ben de, genç Ospina'nın alınmasını, kendisinin yeni Oscar Cordoba'mız olmasını dilerdim, ancak bu ekonomik şartlar altında bonservissiz, tecrübeli, kaleciliği belli bir seviyede olan McGregor'un alınmasına da olumsuz yaklaşmıyorum. Geldiği günden beri kendisinden ümitli olduğum ama beni ciddi anlamda hayal kırıklığına uğratmaya devam eden Cenk Gönen'den daha istikrarlı olacaktır muhtemelen İskoç file bekçisi. Tabii ki bu tip yorumlar için henüz erken, izleyelim ve görelim nasıl bir kaleciymiş kendileri...
9 Temmuz 2012 Pazartesi
Kime Niyet Paşa'ya Kısmet: Andreas Isaksson!
Sadece bir kaç sene öncesine kadar Galatasaray başta olmak
üzere, büyük kulüplerimizin kalelerini emanet etmeyi düşündükleri isimlerin
başında geliyordu Isaksson. İşte o Isaksson'un yolu yıllar sonra sonunda
İstanbul'a düştü, ancak bu güzide şehrin kodamanlarının değil Kasımpaşa'nın
formasını giymek için.
Hali hazırda (Euro 2012 dahil) hala İsveç milli takımının as kaleciliğini
yapan tecrübeli eldiveni kadroya katmak, Kasımpaşa için müthiş bir başarı, orası
kesin. PSV'den ayrıldıktan sonra boşta kalan iyi bir kaleciyi bonservissiz
olarak transfer etmiş oldular böylelikle. Kümede kalma mücadelesi verecek bir
takım için Isaksson'u transfer etmek, benim gözümde Buffon'u almaktan çok
farklı değil.
Süper Lig'de ne olursa olsun, arkan sağlam olacak. Bunun ne
derece doğru olduğunu defalarca gördük. Bu ligde kalıcı olmak isteyen Kasımpaşa
da bu doğrultuda işini sağlama almış oldu böylelikle. 1.99m boyundaki dev
kaleci, müthiş tecrübesiyle bu takımın hedeflerine ulaşmasında kilit rol
oynayacaktır. Tebrikler Kasımpaşa.
8 Temmuz 2012 Pazar
Uyuşuk Şampiyon Galatasaray
Galatasaray’ın geçen sezonki şampiyonluğu tamamen Fatih
Terim’in başarısıdır. Kadrosunda benim açımdan “çok kaliteli” denilecek üç
oyuncu vardı: Fernando Muslera, Selçuk İnan ve Felipe Melo. Ancak
Galatasaray’ın bu şampiyonluğunun kilidini açan, takımın bir bütün olarak
verdiği mücadele oldu. Kadro kalitesine çok yüksek demek kendimizi kandırmak
olur. Öyle ki, Elmander’in, Selçuk ve ya Melo’nun, Eboue’nin olmadığı maçlarda
sistemin ne kadar büyük hasar aldığı ortada. Bu da şu demek oluyor, Galatasaray
bu transfer dönemini iyi geçirmek zorunda.
Kadro derinliği yeterli olmayan Galatasaray için transfer
dönemi doğru işler yapılarak başladı. Umut, Elmander’i yedeklemesi ve gerektiği
zaman kanatta da kullanılabilecek olmasıyla değerli bir hamleydi. Dany de
eleştirilerin hedefi olsa da, ki bazılarına ben de katılıyorum, mantık olarak
doğru bir transfer. Ancak bu iki oyuncunun transferinden sonra yaşanan lale
devri son derece rahatsız edici. Aslında eleştirmek için biraz daha beklemek
lazım ama yöneticilerin yaptığı açıklamalar, rahatsızlık kat sayısını
arttırıyor.
Öncelikle Ünal başkanın amatörce hatalar yaptığını belirtmek
lazım. Kendinden emin bir şekilde her platformda 25 Hazirana kadar transferi bitirmek
istiyoruz diyorsan, en azından genel hatlarıyla bu işi halletmen lazım. 25
Haziran olmadı, “kampın başlayacağı tarih olan 5 Temmuza kadar bitireceğiz”
denildi. Sıfıra sıfır elde var sıfır. Bir başkanın güvenilirliği verdiği
sözleri yerine getirip getiremediği ile doğru orantılıdır. Göreve geldiğinden
beri muazzam işler yaptığına inandığım Ünal Aysal’ın bu transfer döneminde
amatörce davrandığını görmek üzücü. Öte yandan sezon öncesi kamplarının bir
takımın sezon içindeki kaderine ne büyük etki ettiğini biliyoruz. Kamp dönemini
kaçıran transferlerin büyük çoğunlukla hayal kırıklığı olduğunu da defalarca tecrübe ettik.
Ancak yönetim kademesi hala ardı ardına “merak etmeyin” demeçleri
veriyor. Merak ediyoruz, çünkü kritik bir oyuncuyu 1 milyon Euro farkla kaçırıp
2, 3 katını gereksiz bir adama saymanızdan çekiniyoruz.
Galatasaray'ın kesinlikle kaliteli yerli oyunculara ihtiyacı var. Geride oynayan beş oyuncudan üçünün yabancı kontenjanında olması, diğer pozisyonlar için Terim'in elini sıkıştırıyor. Bu noktada kaliteli yerli kanat oyuncularını ve santrforları kadroya katmak çok kritik. Ancak Gökhan Töre, Sercan Sararer ve Hamit'den ardı ardına gelen olumsuz haberler ister istemez moralleri bozuyor. Son olarak da Burak Yılmaz ihtimalinin zayıfladığı haberleri geliyor, ki 5-6 milyon civarlarında Burak'ı transfer etmek de bence çok doğru bir hamle olurdu.
Kısacası daha fazla tren kaçmadan önce yönetimin vites arttırması gerekiyor. Haftalar önce anlaşılan Oussama Assaidi bile hala takıma katılmış değil. En kötüsü ise Melo'nun durumunun belirsizliği. Terim'in işini rahat ve doğru bir şekilde yapması için gereken koşulların sağlanması lazım. Keza Şampiyonlar Ligi'nde mücadele edecek bir takımın kadroda kritik rol oynayacak oyuncular için maddi olarak çok titiz davranmaması gerektiğini düşünüyorum. Yani demek istediğim şu, x oyuncunun bonservisi 8 milyon euro, sen 6 milyona kadar çıkıp daha fazla yükseltmiyorsun ama daha sonra x'in yarı kalitesinde oyuncu için 3 milyon euro veriyorsan bu strateji yanlış..
6 Temmuz 2012 Cuma
Barcelona Özentilerinin Katili: “4-3-3”
Evet dostlar, son yıllarda dünya futbolu ile ilgili en büyük
memnuniyetsizliklerimden biri bu konu. Her şey Barcelona’nın yüzünden. Uzun
süredir devam eden futbol trendini o kadar derinden değiştirdiler ki, beceren
beceremeyen herkesi bir özentilik sardı. Düşe kalka yoluna devam eden takımlar,
Barcelona’nın hortlattığı 4-3-3 fetişi nedeniyle daha da sürünmeye başladılar.
Ne 4-3-3’ü doğru dürüst gereklilikleriyle uygulayabildiler, ne de başka bir
sisteme dönebildiler. Bu zavallı kurbanlara bizim büyük kulüplerimizi de örnek
olarak yazmazsak ayıp olur.
4-3-3 dediğimiz sistemden tam anlamıyla verim almak
gerçekten çok zor. Oyuncular arası uyumun ve doğru pozisyon almanın nirvanaya
ulaşması gereken bir oyun şekli. Öyle ki, göbekte oynayan savunma ve orta saha
oyuncularının köprü ve iki yönlü oyun görevleri çok kritik olmakla beraber,
kanat oyuncularının koordineli bir şekilde çalışması da olmazsa olmaz. Günümüz
futbolunda iyi bek oyuncularının takımlara çok büyük güç kattıklarını
görebiliyoruz. Keza yine bugünün trendinde, sıfıra inip orta açma görevleri
kanat oyuncularından beklere kaymış durumda. Kanat organizasyonlarında
kusursuzluğa, winger dediğimiz arkadaşların topu içeri doğru da sürebilerek şut
tehlikesi yaratırken, diğer yandan bindirmeyi yapmış olan bek oyuncusuna da
orta açma alanı vermesi ile ulaşılabiliyor. Biraz fazla üzerinde durdum ama
4-3-3’ün kilit noktası ve çoğu takımın katili olan gizli neden aslında bu.
Kanat oyuncularının skorer kimliklerinin olmaması, başka bir
değişle “inside forward” görevi görememeleri ve beklerden yeterli desteğin
alınamaması 4-3-3’ü tam bir kaos ve verimsizlik sistemine dönüştürüyor. Kağıt
üzerinde takım üç forvet olarak görünse de, pratikte yeterli desteği alamadığı
için yalnız, mahzun ve kanatları kırılmış bir delikanlı izliyoruz ileride.
Başlı başına intihar sebebi, hem oynayan hem izleyen için.
Dertliyim vallahi bu konuda. Kimse kimseyi zorlamıyor ki arkadaş 4-3-3 oynayacaksın diye. Bakın olmuyor, koy ileri çift forvet bütün arkada oynayan oyuncuları rahatlat. Çift forvetle oynayınca kimse aşağılamıyor.
EURO 2012'nin sürprizi : İtalya !
2012 Avrupa Futbol Şampiyonası başlamadan önce, yüksek ihtimalle insanların aklında turnuvaya damga vurabileceğini düşündükleri 3 takım vardı. Bu takımlar İspanya, Almanya ve Hollanda idi. Dürüst olmam gerekirse, ben dahil hiç kimsenin, İtalya'nın turnuva boyunca etkili bir oyun oynayarak finale kadar gelebileceği, aklının ucundan dahi geçmiyordur. Hele ki turnuva öncesi yaşadıklarından sonra...
Düşünün ki, turnuva öncesi milli takım olarak kampa girmişler. Ancak polis, şike soruşturması kapsamında milli takım kampını basarak apar topar kadroda bulunan Criscito'yu göz altına alıyor. Bir oyuncunun milli takımdan çıkarılması evet çok bir şeyi değiştirmeyebilir kağıt üzerinde, ama takımın üzerinde yarattığı psikolojik etki de göz ardı edilemeyecek bir durum. Ne var ki, yaşadıkları bu şok, EURO 2012 süresince etkili bir İtalya izlememize engel olmadı.
Dedim ya, EURO 2012'nin sürprizi İtalya diye. Benim gözümde en büyük sürprizlerden biri ise İtalya'nın açık ve atak bir futbolu tercih etmesi ! Futboldan az çok anlayan kime sorarsanız sorun İtalya'yı, size vereceği ilk cevap "defansif ve katı futbol" olacaktır. Ancak bu anlayışı tepetaklak ettiler, pek de iyi ettiler. Bu başarıda ve atak oyun anlayışında ise aslan payı kesinlikle teknik direktörleri Cesare Prandelli'nindir, tartışmasız ! Yanlış hatırlamıyorsam eğer, turnuvada tek çift forvet oynayan takımdı İtalya.
Finale kadar çok iyi gelen, hatta yarı finalde turnuvanın gözümde en büyük favorisi olan Almanya'yı geçen İtalya'nın gücü, İspanya'ya hiç ama hiç yetmedi ve ikincilikle yetinmek zorunda kaldılar. Ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim : Pirlo ve Buffon gibi yaşlı kurtlara, bizlere izlettikleri güzel oyun adına teşekkür ediyoruz. Bu tip profesyonelleri milli takım formasıyla belki de son görüşlerimiz, kıymetlerini bilelim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




