3 Şubat 2012 Cuma

YETER YILDIRIM DEMİRÖREN !



Yıldırım Demirören… Yıllardır Beşiktaş Kulübü başkanlığı yapan bu şahıs, Beşiktaş tarihinin başına gelmiş en büyük belalardan biri! Öyle ki, kendisinin başkanlık döneminde nerdeyse her yıl teknik direktör değiştiren, onlarca oyuncu transfer edip zararına yollayan (yıllar boyunca bildiğim kadarıyla yalnızca bir futbolcunun satışından kar edilmiş : John Carew), doğru dürüst bir sportif başarı elde edemeyen bir Beşiktaş’tan bahsedebiliriz. Üstüne üstlük, Beşiktaş Kulübü’nün son açıklanan rakamlara göre borcu 450 milyon TL’yi bulmuş durumda. İşte bu denli büyük bir başkan kendisi (!)

Şüphesiz Beşiktaş taraftarını en çok kızdıran süreç, bu şike soruşturmasında Demirören’in takındığı haldir. Başkanı olduğu kulübün eski asbaşkanı, teknik direktörü ve protokol sorumlusu hapisteyken bile bırakın destek vermeyi, Asbaşkan Adalı’nın aleyhine olabilecek ifadeler veren Demirören, son olarak 26 Ocak’ta TFF Olağanüstü Genel Kurul’unda sarf ettiği “Şike soruşturmasında sadece Fenerbahçemiz yok, 8 takımın adı geçmekte” lafı taraftarın sabrını taşıran son hamle olmuş oldu (Fenerbahçemiz dediği cümle içinde kullandığı diğer takımlar arasında kendi kulübü, Beşiktaş’ta bulunuyor, hatırlatalım). Her ne kadar “o kelime”yi Kulüpler Birliği Başkanı olarak söylemiş olsa da, kendi kulübünün haklarını savunmayı bir kenara bırakmış olması, yalnızca Fenerbahçe’yi savunması oldukça düşündürücü… Kendisinin aylardır Beşiktaş maçına gitmediğini de dipnot olarak ekleyelim.

Bu şahıs, sadece Beşiktaş’ı batırmakla kalmayıp, üstüne üstlük Türk futboluna da el atmış durumda. İşte bu korkutucu. Yaptığı bir açıklama var ki, akıllara zarar ! UEFA’nın şike soruşturmasına müdahale edip ceza verme ihtimali için “Gerekirse tüm kulüpler olarak Avrupa’ya gitmeyiz” diyor. Sen kimsin, ne olduğunu zannediyorsun da bu hakkı kendinde buluyorsun, hem Beşiktaş hem diğer kulüpler adına diye sormak isterim kendisine.

Bir sözüm de Beşiktaş taraftarına olacak… Yıldırım Demirören’in en çok eleştirildiği, tribünlerde “Yeter Yıldırım Demirören” seslerinin her maç yükseldiği dönem sonrası, yaptığı 2 transferle (Quaresma ve Guti) taraftarın gözünü boyamayı başaran bu başkan, tezahüratları “Yetmez Yıldırım Demirören” olarak değiştirmeyi başarmıştır. Bu kadar kolay mıydı eleştirileri bitirmek, kulüpteki kredisini arttırmak ?! Bilinçli Beşiktaş taraftarı, Demirören’in çok çok kötü bir yönetici olduğunu başından beri biliyor ve hala söylüyor, ama bir takım taraftarların yıldız aşkıyla gözleri boyanmıştı ve hatalarının yeni yeni farkına varmaya başladılar. Olan, yine Beşiktaş’a oluyor ne yazık ki. Şu bir gerçek ki, iyi yönetilmeyen kulüp başarıya ulaşamaz, asla !

Yazımı bitirirken son olarak Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun Manuel Fernandes’e vermiş olduğu cezadan bahsetmek istiyorum. Engin Baytar’ın rakibine kafa atıp direk kırmızı kart gördüğü pozisyon sonrası oyuncuya 2 maç ceza veren sayın (!) PFDK yöneticileri, çift sarı karttan kırmızı görüp hakeme sert itiraz eden Fernandes’e 2 maç ceza veriyor (2. maç Fenerbahçe derbisine denk geliyor hatırlatalım). Buna ek olarak, (her ne kadar bu tarz yorumlara girmek istemesem de) geçen maçta Beşiktaş’ın rakibi Kayserispor’lu oyuncuya çok net ikinci sarıdan kırmızıyı veremeyen M.Kamil Abitoğlu, Mersin İdman Yurdu maçında Simao’nun penaltısı artı kırmızı kartı veremeyen Kuddusi Müftüoğlu… İnceden inceden Beşiktaş’ı sindirmeye başlayan bir TFF göze çarpmakta. 109 yıllık Beşiktaş Kulübü’nün Başkanı olarak Yıldırım Demirören’in görevi, kulübünün haklarını savunmaktır ! Çok sevdiğim bir spor yorumcusu olan Güntekin Onay’ın (Demirören’in sahibi olduğu Vatan Gazetesi’nde yazar olmasına rağmen) az bile söylediği, cesurca eleştirisi ile sonlandırıyorum yazımı. Üslübum biraz sert olduysa hepinizden affola…


1 Şubat 2012 Çarşamba

Ersan İlyasova seneye nereye gidecek?




Nba'de ülkemizi Milwaukee Bucks forması altında temsil eden Ersan İlyasova'nın kontratı bu sene bitiyor. Bence Nba'in potansiyelini kullanamama açısından en yazık olan oyuncularından biri Ersan. Basketbolun hem hücum yönünde hem de savunma yönünde değerli meziyetleri olan, 2.08'lik uzun boyu ve güçlü sezgileriyle rebound dalında da ciddi bir potansiyel olan temsilcimiz; belki de kendine en uygun olmayan takımda yıllardır mücadele etmeye çalışıyor. Scott Skiles'ın ekibi Milwaukee Bucks takım oyunundan olabildiğince uzak, herkesin kendi halinde hücum etmeye çalıştığı şahsen hiç beğenmediğim bir ekip. Ancak yine de çok iyi bir profesyonel olan temsilcimiz mutsuzluğuna rağmen elinden geleni hiç bir zaman ardına koymadı. Keza ciddi bir skor potansiyeli olsa da takımın dümeninin Brandon Jennings gibi oyun kuruculuk meziyetlerinden yoksun bir gardda olması da benim için ayrı bir hoşnutsuzluk yaratıyor. Neyse, Ersan'ın kontratı bu sene bitiyor dedik. Peki Ersan önümüzdeki sezon için nasıl bir karar almayı düşünüyor.

Ersan'ın Milwaukee'den illallah ettiğini anlamak çok zor değil, keza Anadolu Efes'te sezon bitirmek ve bu yıl Nba'e dönmek istemediğini hepimiz biliyoruz. Efes'te oynanılan "takım oyunu" içinde çok fazla ön plana çıkmaya çalışmadan ne kadar ciddi katkı verdiğini de hatırlatmadan geçmeyeyim. Bu tarz etkenler Ersan'ın aklında önümüzdeki sene Avrupa'da oynama düşüncesini oluşturmuş. Son verdiği demeçlerde kendisine Avrupa'dan 5 takımdan bu sene için teklif aldığını ama Bucks'ın kendisini bırakmadığını anlatmış. Yalnız bu sene için neyse de (gerçi geçti artık) önümüzdeki sezonlarda Ersan'ın Nba'den ayrılacağını düşünmüyorum. Keza çaylak kontratının son senesinde şu an 2.5m dolar civarı bir maaş alıyor. Bu yaz tam serbest oyuncu olmasıyla beraber bir çok takımdan bu paranın en az iki katı civarlarında teklifler alabileceğini düşünüyorum. Keza kendisine uygun bir takımda çok ama çok ciddi bir çıkış yapıp şu anda olduğundan çok farklı bir yere ulaşabileceğini düşünüyorum.

Şuan için Ersan'ın verdiği net bir karar yok. Demin bahsettiğim açıklamada önümüzdeki sezon olacakları şimdiden düşünmek istemediğini ve sadece takımının başarısına konsantre olmak istediğini eklemiş. Ancak bana göre net bir şekilde belli olan şey temsilcimizin seneye Bucks forması giymeyecek olması. Yine bence Ersan kesinlikle Nba'de kalacaktır. Gönlümde yatan aslan ise, yaşlanmış kadrosuyla bir dönüşüme başlayan Boston Celtics. Olur mu, bence olur. Son olarak merak edildiyse diye Ersan bu sezon yaptığı istatistikleri de ekleyeyim; 21 dakika / 8.1 sayı / 7.1 rebound..

31 Ocak 2012 Salı

Yorumsuz, Blake Griffin.

Blake Griffin yaratığının 30 Ocakta Oklahoma City Thunder'a karşı yaptığı akıl almaz smacı paylaşmasam içinde kalırdı. Sanırım hayat boyu Kendrick Perkins'in içinde kalacak bu 3-4 saniye. Malum posterler de muhtelemen bu smacın unutulmasını engelleyecektir. Karşınızda yılın smacı..

Olmadı baba ayrılın siz..



Amare Stoudemire ve Carmelo Anthony. Şüphesiz ki iki büyük yıldız ve Nba'in en önemli skorerlerinden ikisi. Yıllardır bir yere gelemeyen ama köklü ve taraftarlar tarafından beklentilerin en büyük olduğu takımlardan New York Knicks'in tekrar yükselişe geçme umutları olarak bir araya geldiler bundan çok uzun olmayan bir zaman önce. Yanlarına da son şampiyon Dallas Mavericks'in defansif pivotu ((takımı şampiyonluk adayı yapamayacağı belli olan) Tyson Chandler eklendi. Şimdi ise sonuç tam bir hüsran, 7 galibiyet 12 mağlubiyet. Bunun tabi ki; oyun kurucu eksikliği ve bench'in çok çok zayıf olması gibi sebepleri var elbet ama en büyük saha içi sorun açık ara bu iki önemli yıldızın arasında.

Amare Stoudemire hızlı ayakları olan (muazzam bir ilk adımı olan) mobil bir uzun. Hücumda en verimli olacağı senaryo iyi bir oyun kurucuyla (biri Steve Nash mi dedi?) oynayacağı ikili oyunlarla yüzü dönük potaya gitme şansını elde edeceği senaryo. Peki Carmelo Anthony? Melo da Amare'nin tam aksine topu sürekli elinde isteyen ve isolation hücum ile, kendi şutunu yaratarak verimli olan bir oyuncu. Kısaca hangi takıma koyarsanız koyun benzer bir katkıyı alırsınız. Esas problem anlaşılacağı gibi Amare'de. Hiç ama hiç istediği şekilde oynama fırsatını bulamıyor. Carmelo onu beslemeye çalışsa da o şekilde işleyecek bir sistem değil. İşin bir de Tyson Chandler ile olan uyum sorunu kısmı var. Geçtiğimiz sezon ortaya koyduğu çok iyi performansı Dirk Nowitzki gibi bir oyuncuyla birlikte yarattı. Ancak Dirk ve Amare bir birinden çok farklı oyuncular. Stoudemire kırk yılda bir bulduğu içeriye hücum etme fırsatlarının bir kısmında da Tyson Chandler'dan yaratmasını beklediği alanı bulamıyor. Çünkü Tyson da hücumu kısıtlı olan bir oyuncu olduğu için pota altında bekleyip alley-oop veya boş smaç fırsatlarını kovalıyor. Kısacası ciddi bir kabus kıvamında şu an New York Knicks hücumları Amare için.

Takım mimarisinin çok kötü olduğu bir takım New York ekibi. Bu sene de bunun problemini çekiyorlar. Borsada stop-loss (zarar-kes) diye tabir edilen bir kavram vardır. Bir de "zararın neresinden dönsen kardır" diye bir laf vardır. Bunları uygulamak da şimdi New York Knicks yönetimine kalıyor. Öncelikle hangi süper yıldızdan feragat edeceklerine karar vermeler. Benim hissiyatım ve okuduklarım bu ismin Amare Stoudemire olabileceği yönünde. Hatta Tyson ve Amare'yi beraber verip Dwight Howard'ı kadroya katma çalışmaları var. Carmelo-Dwight ikilisi muazzam bir güç yaratır o başka. Ancak Orlando'nun an itibariyle takasa pek yanaşmadığı gerçeği var. Her ne kadar çok yanlış bir tutum olduğunu düşünsem de olay bu. Ayrılın arkadaşlar siz zorlamadan, birbirine göre değilsiniz.

Kişiliksiz TFF yönetiminden istifa !



Ve sonunda bomba patladı… Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) başkanı Mehmet Ali Aydınlar, başkanvekilleri Göksel Gümüşdağ ve Lütfi Arıboğan görevlerinden istifa ettiklerini az önce yazılı bir açıklamayla duyurdular.

Aslında bu açıklama, tam da TFF’nin göreve geldiğinden beri sürdürdüğü “tutarsız” eylemlerinin bir başka örneği. Göreve geldiklerinde de önce “Ligler zamanında başlayacak” deyip, 1 hafta sonra “Hayır olmaz, ligler Eylül’de başlayacak” diyen; “Geçen sezon tescil edildi” deyip Fenerbahçe’yi şampiyonlar ligine göndermeye kalkan, daha sonra UEFA vasıtasıyla “Fenerbahçe men edilmiştir” diyebilen, daha bunun gibi bir sürü örnek sayabileceğim tutarsız bir federasyondan bahsediyoruz.

Öyle ki 26 Ocak tarihindeki Olağanüstü Genel Kurul’da istifa sinyalleri veren başka M.Ali Aydınlar ve başkanvekilleri, toplantı sonrası kulüplerden gelen desteklerle göreve devam ettiklerini açıklamış olmalarına rağmen, bugün istifa ettiklerini öğrenmiş bulunuyoruz. Bir sözünüzün de arkasında durun be arkadaş !

Temmuz başında göreve gelen bu yönetim, göreve geldiği andan yalnızca birkaç gün sonra Türk futbol tarihinin en büyük şike operasyonunu, tabiri caizse saatli bombayı kucağında buluverdi. Bu denli yeni bir yönetimin, böyle büyük bir operasyon sonucunda, bazı kesimleri hiç memnun etmeyecek, cesurca kararlar alabilmesi gerekiyordu. Ancak M.Ali Aydınlar ve yönetimi (bunu tecrübesizliklerine bağlıyorum, ardında bir art niyet aramak istemiyorum) bu kararları bir türlü alamadılar, süreci uzattıkça uzattılar ve buraya kadar geldik. Bu noktada da “yıprandık” diyerek işin kolayına kaçıyor ve istifa ediyorlar. Bu durumda ne oluyor ? Sürecin daha da uzama ihtimali baş gösteriyor. Nereye kadar ? UEFA, bedeli çok ağır olacak cezalarla önümüze gelip “Yeter ulan!” diyene kadar…

Daha bu federasyon için yazılacak milyonlarca şey, herkesin farklı bir olumsuz  görüşü vardır eminim. Ben şimdilik bu kadarla sınırlandırıyorum. Ama yazımı sonlandırmadan istifa eden başkanvekili Göksel Gümüşdağ’a ayrı bir parantez açmam gerekiyor. Şike soruşturmasında adı geçen onlarca isim aylarca hapis yatarken, (öyle ufak da değil, ciddi anlamda) adı geçen Göksel Gümüşdağ ise aylarca TFF başkanvekilliği görevini yürütüyor, ifadesi bile süreç başladıktan yaklaşık 3-4 ay sonra alınıyor ve serbest bırakılıyor. Sanırım bu durum bile, TFF’nin ve Türk futbolunun ne kadar rezil durumda olduğunu göstermeye yeterli..!