2 Ağustos 2012 Perşembe

Fener'in Vaslui Bilançosu: Milos Krasic ve Joseph Yobo




Dün akşam saatlerinde Fenerbahçe’yi izlerken içimden geçmedi değil, “Fenerbahçe yarın transfer açıklar” diye. Yöneticilerin ve transfer komitesinin de dünkü performansa canı sıkılmış olacak ki, daha fazla vakit kaybetmeyerek iki transfer gerçekleştirdiler. İkisi de uzun zamandır gündemde olan isimler.. Milos Krasic ve Joseph Yobo.

Öncelikle şunu söyleyelim. Fenerbahçe’nin ilk olarak sonuca ulaşması gereken transfer orta saha transferiydi. Bu takımın orta sahasında yaratıcı ve topu yönetecek bir oyuncu olmadığı sürece, diğer parçaların da verimli işlemesini beklememek lazım. Galatasaray’ın Melo transferindeki durumu ile Fenerbahçe’nin bu bölgedeki durumu birbirlerine çok benziyor. İki takımın da büyük transferlerinin anlam kazanması bu bölgelere gelecek oyuncularla olacak.

Gelelim Krasic ve Yobo transferlerine. Öncelikle Krasic diyelim. Krasic’in hızıyla, dribbling becerileriyle Türkiye’de iş yapacağına şüphem yok. Geçtiğimiz sezonu bomboş geçirmesi nedeniyle, piyasası ciddi şekilde düşse de formu yüksek olduğunda çok etkili bir kanat. Ancak Krasic benim ideal Fenerbahçe düzeninde Dirk Kuyt’ı yazdığım bölgenin oyuncusu. Bu da demek oluyor ki, Krasic başka gelişmeleri tetikleyecek bir transfer. En net anlamı ise, Dirk Kuyt ilk tercih olarak sağ açıkta düşünülmüyor. Forvet olarak düşünülüyor ise, o takımın çift forvet oynaması gerekiyor. Yok eğer tek forvet olarak Kuyt düşünülüyorsa sıkıntı yaşanır. Öte yandan Gomis ile ilgilenildiğini sağır sultan bile duydu, bu da demektir ki Hollandalı tek forvet olmayacak. Olur da Stoch ile yollar ayrılırsa, Aykut Kocaman Kuyt’ı sola kaydırabilir ama o bölgede beklenilen verimin alınabileceğinden şüpheliyim. Kısacası şöyle bağlayayım, Krasic iyi oyuncu ama takımın yapısının değişmesine neden olacaktır. Yeni yapıyı merak ediyorum.

Yobo transferi doğru bir hamle. Fenerbahçe’nin Türk savunma rotasyonu çok iyi. Ancak oraya defans hattını çekip çevirecek, tecrübeli bir isim getirmek gerekiyordu. Bu görev için de hali hazırda tutmuş olan Yobo’dan başkasını düşünmek gereksiz bir risk olurdu. Sarı-Lacivertlilere hayırlı olsun.

Galatasaray İyi Yolda



Galatasaray ilk ciddi hazırlık karşılaşmasında Sloven takımı Olimpia ile 1-1 berabere kaldı. Maçın ilk yarısı 0-0 biterken ikinci yarıda yenik duruma düşen Cim-Bom, Emre Çolak'ın güzel golüyle beraberliği yakaladı ve maç bu şekilde bitti.

Maça Muslera-Eboue-Semih-Ujfalusi-H.Balta, Hamit-Selçuk-Yekta-Culio, Necati-Burak 11'i ile başladı Galatasaray. Yeni transferler Hamit ve Burak'ı seyretme şansı bulduk. Ayrıca benim dikkat ediğim iki oyuncu daha vardı. Culio ve Yekta. Geçtiğimiz sezonu Orduspor'da geçiren özellikle sezonun ilk yarısında iyi performans sergileyen Culio, Fatih Terim'in gözüne pek giremediği söyleniyordu. Şahsen kadroda tutulması gerektiğine inananlardanım. Tabii Carlinhos alınmaz ise. Çünkü Culio'nun takımda kalmasını isteme sebebim joker bir oyuncu olması. Ayrıca Culio'nun, Riera'dan daha iyi sol bek alternatifi olabileceğini düşünüyorum. Bir diğer bahsetmek istediğim oyuncu ise Yekta. Geçtiğimiz sezonun ilk yarısında şanssız bir şekilde sakatlanan ve çok maç eksiği bulunan Yekta'nın durumunu görmek istedi Fatih Terim. Tamamı neredeyse as oyunculardan kurulu bir 11'in orta sahasında görev verdi. Maç eksiği olduğu belli oluyor ama, Fatih Terim'in elinde iyi bir alternatif olabilir gibi duruyor. Bu sezon üç kulvarda yarışacak bir Galatasaray için takımda tutulması gerektiğine inanıyorum.

Maç geneline bakarsak, Hamit ve Burak'ın takıma iyi adapte oldukları ve giydikleri formayı benimsediklerini düşünüyorum. İlk yarıda Hamit'in iki, Burak Yılmaz'ında bir net pozisyonu var. Galatasaray'ın yediği gol ise ufak bir uyarı niteliğindeydi. Savunmada çok büyük bir boşluk oluştu ve Valencic golü attı. Sabri'nin sağ taraftan yaptığı ortaya Emre Çolak gelişine çok güzel vurarak berbaerliği sağladı. Zaten şampiyon bir kadroya, ihtiyacı olan transferlerin büyük bir kısmını ( Melo ) yapan Galatasaray'ın yapması gereken, yeni gelen oyuncuları takıma adapte etmek ve geçen seneki havayı yakalamaya çalışmak. Olimpia maçı bunun için ilk adımdı. Şimdi bunu başarabilmek için 4 Ağustos'ta Lazio, 8 Ağustos'ta Fiorentina ile oynayacaklar.

Fenerbahçe İyi Başlamadı

                                      

Fenerbahçe iki yıl aradan sonra çıktığı Avrupa sahnesindeki ilk maçında Romanya'nın Vaslui takımı ile 1-1 berabere kaldı.

Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme tur ilk maçında kendi evinde beklenmedik bir beraberlik aldı Sarı Lacivertliler. Aslında maç öncesi Fenerbahçelilerin motivasyonu oldukça yüksekti. Çünkü Fenerbahçe, bir sene sonra başkanını statta görmenin mutluluğunu yaşıyorlardı. Bunun üstüne takımlarını bu sene ilk defa bir resmi maçta hem de iki yıl uzak kaldıkları Avrupa sahnesinde izleyecek olmaları ayrı bir heyecan katıyordu. Yeni transferler Egemen, M.Topal, Kuyt, Hasan Ali gibi isimler ilk defa bir resmi maçta taraftarlarının önünde çim sahaya ayak basacaklardı. Ama bütün bu olumlu şeylere rağmen maçın hiçbir anı Fenerbahçe'nin istediği gibi geçmedi.


Aykut Kocaman maça Sow yerine Semih ile başladı. Sağda Kuyt, solda Stoch, her zamanki gibi kaptan Alex, arkalarında Cristian-Topal, geri dörtlü G:Gönül, Bekir, Egemen, Hasan Ali ve kalede sakallarını kesen Volkan. Aslında kağıt üzerinde dominant gözüken takım Fenerbahçe olsa da karşılarında sadece on senelik bir kulüp olmasına rağmen son senelerde Avrupa tecrübesi yüksek seviyede olan dişli bir ekip vardı. 90 dakika boyunca da bunu gösterdiler aslında. Maça sürpriz bir şekilde önde basarak başlayan Vaslui, Fenerbahçe'nin etkili gözüken ama topu ileri taşıyamayan, yaratıcılık yoksunu orta sahasını çok iyi kitledi. Zaten en ilerideki Semih 2008'de ki formundan çoook çok uzaklarda. Aykut hoca Alex-Semih uyumunu kullanmak istedi muhtemelen ama bu taktiğin sadece Süper Lig'te işe yaradığını söylemeden geçmemek lazım. Ayrıca maçın ilk yarısında Volkan Demirel'in performansı olmasa, Vaslui maçın ilk yarısında daha da üzebilirdi Fenerbahçelileri.


Miroslav Stoch'a da değinmeden geçemeyeceğim. Geçtiğimiz sezonki formu herkesin aklında. Ama dün gece, Aykut Kocaman nasıl 61 dakika dayanabildi anlayabilmiş değilim. Maçtaki tek amacı sol çizgiye açılıp topu ayağına aldıktan sonra içeri kat edip şut çekmek. Tamam Stoch'un en iyi yaptığı iş bu fakat bunu takım düzeni içinde yaptığında etkili oluyor. Dün maçı tek başına çevirmek isteyen birey gibi gözüktü. Ayrıca, maç öncesi sakatlığının tam geçmediği söylenen Moussa Sow'un ilk 18 içinde olup maçın 79. dakikasında oyuna girdiğini gördük. Şimdi Sow'un sadece 11 dakikalık mı oynama gücü vardı ? Eğer böyleyse hem ona hem de takımın sahadaki etkisizliğini gören ve Sow'un bir an önce oyuna girmesini isteyen Fenerbahçeli taraftarlara yazık değil mi ? Geçtiğimiz sezon 12 milyon euro'ya transfer ettiğiniz takımınızın birinci santrforu, kendi sahanızda 1-0 yenik durumda olduğunuz bir Avrupa maçında 79. dakikada oyuna giriyor ve basında sürekli Lyon'dan Batefimbi Gomis "bitti bitecek" haberleri dolanıyor. Şimdi soruyorum hem size hem Aykut Kocaman'a hem Aziz Yıldırım'a ve diğer yöneticilere: tamam daha sezon başı olabilir ama bu bir mazaret değil bu maçın dün oynanacağı belliydi. Takımınızın orta sahadaki etkisizliğinden sonra hala çözümü Gomis'te ve Krasiç'te mi arıyorsunuz ? Başarılı olmak için düşündüğünüz gerekli hamle bunlar mı yoksa Emre'nin gidişiyle topu ileriye taşıyabilen orta saha oyuncusu mu ? Ezeli rakiplerinizin birinde Selçuk İnan bir diğerinde Manuel Fernandes gibi oyuncular varken bu ısrar niye ? 

Sırf yerli rotasyonu olsun diye senelik 1.5-3 milyon euro arası ücret verilen, Selçuk Şahin, Özer Hurmacı, Sezer Öztürk'ün neden hala kadroda tutulduğunu sormuyorum bile. Geçtiğimiz günlerde Alex verdiği röpörtaj'da Fenerbahçe'nin gençleri as takıma monte edebilen bir kulüp olmadığını üzülerek söylemişti. Yeni transfer edilen Salih Uçan, altyapı'dan yetişen Recep Niyaz gibi genç isimler, Özer ve Sezer'in yaptığı işleri yapamaz mı sizce ?

1 Ağustos 2012 Çarşamba

$ampiyonlar Ligi'ne Giren Köşeyi Döndü



UEFA geçtiğimiz sezon yayın gelirlerinde aşağı yukarı %15'lik bir artış yakalamıştı. Bu gelir artışının kulüplere dağıtılan bonusları yukarı taşıması bekleniyordu. UEFA da bu beklentileri karşıladı ve önümüzdeki sezonun gelir dağılımının nasıl olacağını açıkladı. Muhtemel gelirler kulüplerimiz için ağız sulandıracak cinsten.

Playoff'da mücadele eden takımlara: 2.1 milyon avro (Fenerbahçe bu etaptan dahil oluyor)

Gruplara kalan her takıma: 8.6 milyon avro ( Galatasaray bu aşamadan giriyor)

Grup aşamasında; her galibiyet: 1 milyon avro
                            her beraberlik: 500 bin avro

Gruptan çıkan takımlara: 3.6 milyon avro

Çeyrek Final'de: 3.9 milyon avro, Yarı Final: 4.9 milyon avro, Finalist: 6.5 milyon avro, Şampiyon: 10.5 milyon avro

Bu gelirlerin yanında bir de havuzdan düşen paylar kulüplerin gelir tablosuna ekleniyor ki, bu da az buz bir gelir değil. Geçtiğimiz sezon Trabzonspor, Türkiye'den katılan tek temsilci olarak 12.5 milyon avroyu sırf havuz parası olarak kasasına koymuştu. 


31 Temmuz 2012 Salı

Müzmin Sakat, Televizyonda.. Konu: Galatasaray'ın Transferleri..



Müzmin Sakat ekibi olarak yeni açılan internet televizyonu Cızırtı TV'de haftalık programa başladık. İlk bölümümüz yayında.. Bu bölümde Galatasaray'ın transferleri üzerine muhabbet ettik ve "Sakatlanmayaydı İyiydi" bölümümüzde Harry Kewell'ı konuk aldık. Takiplerinizi, yorumlarınızı bekliyoruz..

>> Müzmin Sakat #1 | Galatasaray'da Transfer Dönemi