28 Ocak 2013 Pazartesi

Ders: Marka Yaratmak, Profesör: Ünal Aysal



Çok farklı, çok Avrupai bir adam Ünal Aysal. Türk futbolu için yepyeni bir karakter, yepyeni anlayış. Kendi deyişiyle o "futboldan anlamaz", o "futbolu bilenleri yönetmekten anlar". Modern şirket ve dolayısıyla kulüp yönetimi de bu metodolojiye dayanmalıdır zaten. Kimse her konuda ehil olamaz. Maharet, belli başlı konularda ehil olanları doğru bir sistem içinde yönetebilmektir. Başkan, sistemin doğru yürümesini sağlamakla, o kuruma liderlik etmekle ve bir vizyon koymakla yükümlüdür. Ünal Aysal öyle bir vizyon, öyle bir hedef koydu ki, millet olarak ağzımız açık kaldı.

Aslında göreve geldiğinde "amacımız Avrupa'nın ilk 10 kulübü arasına girmek ve orada kalıcı olmaktır." diyerek hedefi göstermiş ama yıllardır boş vaatlerle uyutulmuş Galatasaray taraftarını çok da inandıramamıştı. Ne vaatler ne sözler duydu bu kulaklar geçen yıllar içinde... Sadece Galatasaray da değil, her Türk kulübünden. Sonuç ise hemen her zaman hüsran oldu. En büyük hata büyük resmi görememekti belki de. Bir yere konsantre olurken, diğer alanları boşlamaktı. Bu durumun baş sebebi de "anti-kurumsal" yapıydı ki, Ünal Aysal'ın düzeltilecekler listesinin başındaki madde oldu. Herkes kendi işini yaparsa, hatalar minimize edilirdi.

Galatasaray gibi çok sesli bir camiada bu yapıyı oturtmak kolay değil. Hem de hiç kolay değil. Keza belli başlı sorunlar baş gösterdi. Adnan Öztürk gerginliği olsun, Bülent Tulun gerginliği olsun, "eleman" gerginliği olsun. Hak verirsiniz veya hatalı bulursunuz ama şunu söylemek gerekir ki; ne zaman otoriteyi tehdit edecek bir durum oluştu, Ünal Aysal tavrını koydu. Yeri geldi "Adnan Öztürk anlaşamıyorsa istifa edebilecek kadar medeni bir insandır." dedi, yeri geldi Fatih Terim'e "Galatasaray'ın elemanı" dedi. Terim'e karşı yapılan bu söylemi ben de eleştirdim ama ben 20'li yaşların ortasına gelen bir Galatasaraylıyım, Ünal Aysal ise yöneticiliğin piri. Bu çıkışları gerekli gördüğü zaman yaptı ama hep kendi işine baktı ki bu takdir edilmeli.

Wesley Sneijder ve Didier Drogba... An itibariyle bütün dünyada Galatasaray konuşuluyor. Hele İngilizler kudurmuş durumda. Öyle ki, Chelsea taraftarlarının sosyal medyada "Para futbolu ne hale getirdi!" yazdığını bile gördüm. Chelsea taraftarları... İronik... Twitter'da şöyle bir dolaşırsanız yabancıların biraz daha ileri gidip Galatasaray'ı Şampiyonlar Ligine aday gösterdiklerini bile görürsünüz. İşte böyle bir hava yarattı Ünal Aysal. İki sene önce Karpaty Lviv'e elenip UEFA Avrupa Liginden elenen takım... 

Ünal Aysal muazzam bir iş adamı gerçekten. Pazarda bir fırsat yakaladığı anda hamlesini yapıyor. Büyük düşünüyor ve büyük risklere giriyor. Ancak riskleri doğru analiz etmek gerek ki, bu hesaplar da fazlasıyla yapılmıştır. Galatasaray'ın büyük bir pazar ve taraftar gücü var. Artık eskisi gibi 20 bin kombine satılmıyor, Türk Telekom Arena para basıyor ve GSStore ayak uydurmaya çalışıyor. Son bilanço rakamlarına göre Store'un geliri geçen sezona göre üç katına yükselmiş, ki Sneijder ve Drogba etkisiyle uçacağını düşünebiliriz. Yani bunlar hep hesap kitap işleri, öyle rast gele transfer yapılmıyor.

Ünal Aysal Galatasaray için büyük bir şans. Dibe vurmuş bir takımı alıp şaha kaldırdı ve şu an ulaştığı konuma getirdi. Bundan sonra yapılacak şey bu yatırımların nasıl sonuç vereceğini beklemek. 

Didier Drogba Galatasaray'da



Vay anasını. Şu son iki haftada yaşanılanlara inanmak zor gerçekten. Kim derdi Wesley Sneijder ile Didier Drogba aynı transfer döneminde Galatasaray'ın yolunu tutacak. Drogba benim için çok özel bir isim. "Target Man" forvet türünün mitolojide tanrısal bir formu oluşursa, o karakter Didier Drogba'dır. "Güçlü ve fizikli adam kazma olur" yanlış mantığını tuvalete atıp, sifonu çeken bir arkadaş.

Galatasaray'ın Drogba'ya ihtiyacı yok yanlışına düşmemek lazım. Sene başından beri konuşuyoruz, Galatasaray'ın santrforları ileride top tutmakta sıkıntı yaşıyor, fazlasıyla rakip savunmanın çizgisinde bekliyor diye. Öte yandan istatistiksel gerçekler var karşımızda. Şampiyonlar Liginde atılan yedi golün altısında Burak'ın adı varken, Umut'un kaçırdığı goller hafızalardan silinmemişken, nasıl ihtiyaç yok yahu?

İşin doğrusu ben de bu dönemde bir santrfor transferi beklemiyordum. Bir stoper alınır ve transfer kapatılır diyordum ama ibre Drogba'ya döndü. Şurası kesin, Galatasaray herhangi bir eksik olduğunda savunmada sıkıntı yaşayacak. Ancak Drogba takımı değiştirecek, direkt etki edecek bir adam. Başlı başına bir silah, hatta silah ne demek, bir tank. 

Ünal Aysal'ın projesi çok büyükmüş, yavaş yavaş anlıyoruz. Hiç birimizin alışık olmadığı bir durum bu. Yatırım büyük, hedef de büyük. Drogba da bu hedefe götürebilecek yıldızlardan biri. Şimdilik bu kadar yazalım, taktiksel değişim ve özlemle beklediğim 4-3-1-2 formasyonuyla ilgili düşüncelerimi ayrıca paylaşacağım.

26 Ocak 2013 Cumartesi

Emiliano Insua Atletico Madrid'de



Sneijder, Drogba, Belhanda, Dentinho derken gözden kaçmış. Kısa bir süre ülkemize de gelen Emiliano Insua Arda Turan'ın ve Emre Belözoğlu'nun takım arkadaşı olmuş. Bana kalırsa hiç kıymeti bilinmeyen biriydi Insua. Kriz dönemi Galatasaray'ında Hagi'nin "Ben kiralık oyuncu istemem, Galatasaray'ın oyuncu olacak" söylemleri arasında forma şansı bulmakta zorlanmış ve yitip gitmiş bir değerdi Arjantinli. Oynadığında fena performans da göstermiyordu ama iyi sol bek bulmanın bu kadar zor olduğu bir dönemde 22 yaşında düşük maliyetli bir Insua son derece güzel bir hamle gibi gözüküyordu. Lakin bonservisi alınmadı ve buradaki hikayesi bitti delikanlının.

Sporting Lizbon'a gittiğinde adını duymaya devam ettik ve Portekiz'de kendini buldu. 2 sezondur gösterdiği performans neticesinde La Liga'nın kapıları kendisi için açılmış. Hem de Atletico Madrid gibi son iki sezonun en başarılı kulüplerinden birine. Başarısını devam ettirmesini dileyelim, kendisini severiz.

22 Ocak 2013 Salı

22.01.2013 Galatasaray Üniversitesi



Kayıtlara geçsin. Bugün Galatasaray camiası üç önemli olay yaşadı:

1) Wesley Sneijder'in imzası
2) David Hawkins'in yasaklı madde testi 
3) Galatasaray Üniversitesinin cayır cayır yanması

Yarından sonra hala Sneijder'in heyecanı yaşanacak, kimileri Hawkins'e küfredecek kimleri sahip çıkacak. Umarım birileri de son şıkkı unutmayacak. Galatasaray Üniversitesi mezunlarının, öğrencilerinin unutmayacağına eminim. O kadar çabuk unutuluyor ki her şey, geri kalan kimseden değilim.

Bir tarih yandı bugün. Unutulanları hatırlattı bugün. Boğaz'ı çevreleyen tarihe bir darbe daha indi bugün. Galatasaray Üniversitesi sadece Galatasaraylıların değil, İstanbul'un, Türkiye'nin değeridir. Adında Galatasaray geçiyor diye bu duruma sevinen insanlar var. Bizden adam olmaz.

İstanbul'un göbeğinde bu kadar değerli bir binadaki yangın üç saatte nasıl kontrol altına alınamaz? Denizden müdahale yapılamaz, hava kararınca havadan müdahale yapılamaz. Yıl 2013, çok moderniz, çok ilerideyiz, ekonomi muazzam ve dahası.

Yazık gerçekten çok yazık. Takvimler 2013'e döneli 22 gün oldu, bilenip gelmiş herhalde. O tarihi binanın içinde barınan yüzlerce yıllık binlerce tarihi eser artık yok. Değiştirilemez olan bu. Bu durumu engelleyemeyerek kendi çocuklarımıza karşı suç işledik.

Wesley Sneijder'in Maliyeti



Kimileri tarafından en az imzası kadar merakla beklenen sayılar belli oldu. Galatasaray, KAP'a gönderdiği açıklamayla beraber Hollandalının maliyetini yorumlara açmış oldu.

Özetle;
Bonservis: 7.5 milyon avro
Senelik ücret: 3.2 milyon (sabit) + 500 bin (maç başı) + 1.3 milyon imza taksiti = 5 milyon avro

7.5 milyon avro bonservis bedeli son derece uygun. Hele ki, Sneijder'in yarısı etmeyecek kalitedeki oyuncuların hangi bedellerle transfer yaptığını düşünecek olursak bu miktara laf etmek kötü niyetlilik olur. Çok uzağa gitmeyelim, daha bu sene Galatasaray ve Fenerbahçe'nin Amrabat ve Krasic transferlerini hatırlayalım, yeter. 

Senelik ücret ise benim tahmin ettiğim seviyelerde. Sneijder kalitesindeki bir oyuncuyu  kadroya katıyorsanız bu miktarları gözden çıkartacaksınız. Bunun başka yolu yok. "Takım içi dengeleri bozar", yok abi bozmaz hiç bir şey olmaz. Bir oyuncu gelir, yanında oynadıklarının iki katı kadar para alıp onlar kadar mücadele etmez, katkı vermezse her türlü takım içi denge bozulur. Ancak Sneijder böyle bir karakter değil. Tam bir kuzey profesyoneli. İşini layıkıyla yapar ve mücadelecidir. Sahaya çıktığında herkes elinden geleni yapıyorsa ve parasının hakkını veriyorsa, kimin ne kadar aldığı hiç bir sorun yaratmaz. Bunu böyle düşünmek lazım.

Sneijder'in parasını çıkartması goygoylandığı kadar zor değil. Galatasaray ve Fenerbahçe'nin finansal gücünün farkında olmak lazım. Senede 40 bin kombine satan sırf memleket içinde 15'er 20'şer milyon taraftarı olan iki kulüpten bahsediyoruz. Beşiktaş'ın Demirören sonrası finansal durumu pek iç açıcı olmadığından, o yüzden onu şu anki tabloda bu değerlendirmenin dışında bırakıyorum (yeni stadla beraber BJK'nin geliri de hatırı sayılır şekilde yükselecek). Sneijder'in transfer olduğu ilk gün getirdiği forma geliri 300 bin lira desem neden bahsettiğim biraz daha net anlaşılabilir diye tahmin ediyorum. Bugün çıkan haberlere göre 60 bin Sneijder forması basılıyormuş. Bunlar az buz miktarlar değil, 90 ile 120 lira arası değişen forma fiyatlarını da unutmayalım. Forma satışı bir yana, kalitesi her geçen dönem yükselen bu takım için kombinelere 150-350 lira zam yapmak demek aşağı yukarı senelik 10 milyon lira ekstra gelir demek. Wesley'nin etkisiyle artacak futbol gelirleri, sponsporluk, yurt dışı satışlar, reklam gelirleri gibi kalemleri hiç dahil etmedik bile. Ben Sneijder yatırımını son derece mantıklı bir hamle olarak değerlendiriyorum ve yönetimi bir kez daha tebrik ediyorum.