6 Kasım 2011 Pazar

Potada ilk derbi Beşiktaş Milangaz'ın!



Beko Basketbol Ligi'nde ilk derbi maçı bugün Sinan Erdem'de oynandı. Taraftarının yoğun ilgisi ve desteğiyle de güç bulan Beşiktaş Fenerbahçe'yi 83-78'le geçti. Gecenin yıldızı doğal olarak yine süperstar Deron Williams oldu. Fenerbahçe'de ise Emir Preldzic öne çıksa da yeterli olamadı.

Maçı genel olarak üstün götüren taraf Beşiktaş oldu. Özellikle ilk yarıda Deron Williams'ın da önderliğiyle çok iyi ve etkili bir takım vardı. Yine ilk yarıda savunmada topa iyi baskı yapmasının yanında hücumda da yüzdeli dış atışlarla farkı çift hanelere oturttu bu dönemde Beşiktaş. İkinci yarıda Deron'ın da faul problemine girmesi ve belki de biraz yorulmasıyla Fenerbahçe ön plana çıktı. Preldzic ve Ukic'in performansları bu bölümde Fenerbahçe adına skoru ve takımı taşıyan isimler oldu. Özellikle Ukic ve Deron Williams'ın bir üçlük düellosu vardı ki, izlemesi gerçekten büyük keyifti. Başka bir büyük keyif de maçın içinde yaşanan blok kapışmalarıydı. Hele hele Semih Erden'in James Gist'e yaptığı blok oturduğun yerden kaldıracak cinstendi. Sonuç olarak sarı-lacivertliler son periyotta farkı 2 sayıya kadar indirse de maçı kazanmaya yetmedi bu çaba.

Takımlara ayrı ayrı bakıp Beşiktaş'tan başlarsak benim adıma bu sezonun en konsantrasyonu yüksek maçını oynadılar. Özellikle ilk yarıda oyunun iki tarafında iyiydiler. Deron Williams'ın topu kullanmadığı posizyonlarda verdiği ilk paslar bile takım için çok önemli. Yani asist olmasa, kendisi sayı üretmese bile varlığıyla takımı çok doğru yönetiyor. Erceg'in de performansının artması ve Marcellus Kemp'in çılgın skorer oyunlarıyla beraber hücumda durdurulması oldukça zor bir takım Beşiktaş. Esas soru tabi ki, "Lokavt bitince ne olacak?". Bunun cevabı da Beşiktaş adına bence yok.

Gelelim Fenerbahçe'ye. Geçen sene yakaladıkları sinerjiyi kaybetmiş gözüküyorlar. Kağıt üzerinde geçen sezondan daha da güçlü bir takıma sahip olan Spahija'nın performansı da bence sorgulanmalı. Ama bütün suçu Spahija'ya yüklemek de haksızlık olur çünkü oyuncular da performans olarak çok zayıf şu ana kadar. Preldzic ve Oğuz Savaş'ın dışında bu adam formda diyebileceğimiz pek isim yok. Özellikle de Bojan Bogdanovic büyük bir hayal kırıklığı. Kaliteli bir oyuncu ama ancak bu kadar formsuz olunabilir. Geçen sene Avrupa Ligi'nde 18 sayı ortalamış bir skorerin bu kadar düşük yüzdeli atması enteresan. Ömer Onan da bana göre geçen sezon kariyerinin zirve sezonunu yaşadıktan sonra düşüşe geçmiş durumda. Kısacası bireysel olarak da takım olarak da Fenerbahçe beklentilerin çok uzağında. Takım sinerjisinde de bence sorunları var. Top paylaşımını ve saha içi yardımlaşmayı yeterli görmüyorum. Bu noktadan takımını tekrar üst düzey performansa taşımak Spahija'nın elinde, bakalım başarılı olabilecek mi.

5 Kasım 2011 Cumartesi

Arena da yetmedi



Fenerbahçe’nin Sivasspor’a puan kaybetmesinden sonra Galatasaray bugün evinde Mersin’i mutlaka yenmeliydi. Ancak belli başlı sorunların saha içinde baş göstermesi ve biraz da Elmander’in şanssız (beceriksiz) gününde olması 33 bin taraftarının önünde Arena’da bu amaca ulaşılmasını engelledi. Sakat oyuncularını bugün çok aradı Galatasaray.

Sarı-kırmızıların Engin Baytar’ın eksikliğini şiddetli bir şekilde hissettiğini söyleyebiliriz. Orta sahada oyun kuracak ve bitirici pasları atacak “o” oyuncunun olmaması hücumda sıkıntı yaratıyor. Ancak bundan da önemlisi kanatlar neredeyse hiç çalışmıyor. Özellikle de Riera’nın kanadı. Doğrusunu söylemek gerekirse şu ana kadar tam bir fiyasko. Aslında kalite olarak belli bir seviyesi olduğu benim için tartışılmaz ama fiziksel olarak bitmiş, mental olarak da çok zayıf durumda. Önümüzdeki dönemde ne olur bilinmez ama pek ışık görünmüyor Riera için. Bonservisinin 3m, yıllık maaşının da bir o kadar olduğunu düşünecek olursak ekonomik olarak da çok sıkıntılı bir transfer olarak görünüyor. Sağ kanada bakacak olursak da Kazım’ı görüyoruz ki, görmesek de bir şey kaybetmeyiz. Hemen hemen hiç bir katkısı olduğunu düşünmüyorum. Zaten ben top süren ve hızlı olan kanat oyuncularını seviyorum. Mesela Keita, mesela Dia, mesela Giovanni Dos Santos.. Durağan oynayan kanat oyuncuları oyunu yavaşlatıyor.

Diğer bir taraftan Galatasaray için sevindirici olan bir gelişme yaşanıyor. 2 haftadır ortaya koyduğu performans ile Semih Kaya şimdiden izleyenlerin gözüne girmiş durumda. Gökhan Zan ve Servet gibi iki pek de güvenilmeyecek oyuncu varken, genç bir savunmacının yükselmesi hem Galatasaray hem de Türk futbolu açısından sevindirici bir durum olur. Defans hattından bahsetmişken, Eboue’ye de değinmek istiyorum. Orta saha ve sağ kanatta beklenen performansın çok altında kalmasına rağmen sağ bekte oldukça iyi katkı veriyor. Ancak önündeki ve orta sahanın sağ içinde oynayan oyuncu (SABRİ) ile anlaşamaması bir sorun yaratıyor.

Devrede yapılan Sercan ve Ayhan değişikliklerinin takıma olumlu yansıdığını söyleyebiliriz. Çok kötü olan Riera ve orta sahada kötünün kötüsü olan Sabri’nin çıkmasıyla biraz daha tempo yakalansa da bir kişinin daha oyunda olması gerekiyordu bugün Galatasaray’da. Milan Baros.. Elmander ne kadar yararlı bir forvet de olsa son vuruşlarda bir Baros değil. Keza bu maçta 60. Dakikalarda girecek bir Milan Baros %90 skoru değiştirecekti. Olmayanlardan bahsetmişken Yekta’yı analım. Onun varlığı da bugün Galatasaray orta sahasında pozitif anlamda önemli bir değişiklik yaratabilirdi. Ancak ne yazık ki form tutmak üzereyken uzun sürecek bir sakatlık yaşıyor.

Kısacası Galatasaray rakibinin puan kaybettiği bu haftada yakaladığı şansı değerlendiremedi. Tabi ki bu kayıp ilerleyen haftalarda çok aranacak. Bakalım Beşiktaş ve Trabzon bu haftaya ne reaksiyon verecek.

4 Kasım 2011 Cuma

Süper Lig'in yeni "renk"i Mor-Beyaz



Geçen sezon Karabükspor'un lige getirdiği rengi bu sene de bir başka Karadeniz ekibinden görüyoruz. Hatta bence Karabükspor'dan daha da keyifli bir şekilde. Orduspor 9 maçta topladığı 16 puanla şu an puan tablosunda 6. sırada. Ancak ikinci Galatasaray ile aralarındaki puan farkının 1 olması, belki de 30 yıla yakındır ilk defa Süper Lig'de oynayan bir takımın başarısını özetliyor. Peki bu başarının sebebi nedir?

Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor ki lige yeni yükselen bir takım için ilk transfer dönemi çok kritiktir. Bu dönemde yapılacak birkaç nokta atış çoğu zaman bu takımları yukarılara taşıyabiliyor. Orduspor için de gayet başarılı bir transfer dönemi gördük. En iyi transfer olarak öne çıkan isim takımın saha içi lideri Emmanuel Culio. Ancak Culio'nun daha efektif olmasını sağlayan durum Stancu, Dalmat ve Gosso gibi transferlerle desteklenmiş olması. Yerli transferlere bakacak olursak da, tecrübeli isimlerin kadroya katıldığını görüyoruz. Yalçın gibi Abdurrahman gibi aslında kalibre olarak yüksek olmasa da 10 senedir bu ligde oynayan oyuncular bu ligin acemisi bir takım için iyidir. Fatih Tekke ise ayrıca güzel bir katkı (Uefa kupası kaldırmış bir oyuncuyu diğer yerlilerden farklı bir yerde tutalım.).

Metin Diyadin'in de Orduspor'un başarındaki katkısı önemli. Her şeyden önce başardığı şey "dengeli bir takım" oluşturmak. Oyunun hem savunma hem de hücum bölgesinde bir birine yakın mücadele eden bir ekip Orduspor. Bu takım olabilme olgusu da başarının temel nedenlerinden biri.

Süper Lig'e yükselmenin ardından Orduspor başkanı Nedim Türkmen yaptığı açıklamada öncelikle kulübü iyi yönetmeyi hedeflediklerini söylemişti. Model olarak da Fenerbahçe'yi örnek aldıklarını belirtmişti. Eğer hedefledikleri gibi iyi yönetilirse Orduspor önümüzdeki süreçte ligin keyif veren takımlarının arasında kalıcı bir yere sahip olabilir.

3 Kasım 2011 Perşembe

Mutlu Yıllar Egemen Korkmaz !

Ülkemizi UEFA Avrupa Ligi’nde temsil eden Beşiktaş, sahasında Dinamo Kiev’i 1-0 la geçerek çok kritik 3 puanı hanesine yazdırmış oldu. Neden çok kritik diyorum, çünkü bu maçta kaybedilecek puan yada puanlar, Beşiktaş’ın gruptaki işini oldukça zora sokacaktı.

Maça gelirsek, Beşiktaş’ın sadece bu maçta değil diğer maçlarda da görülen pozisyona girme kısırlığı var. Bunun başlıca nedeni, orta saha 3lüsünde oynayan oyuncuların oyun kurucu özelliklerine sahip olmaması. O tip oyunu oynayabilecek kadroda 2 oyuncu sayabiliriz, biri Guti diğeri ise Manuel Fernandes, fakat iki oyuncu da son 3-4 maçtır 18 kişilik maç kadrosuna bile giremeyecek kadar formsuz durumdalar. Bu görevi maç içinde Veli üstlenmeye çalışıyor. Açıkça söylemek gerekirse Veli’yi birkaç maçtır çok beğeniyorum, çok koşuyor çok mücadele ediyor ama o öldürücü pasları atabilecek yeteneğe pek sahip olduğunu düşünmüyorum. Bu sebeple hücumlar doğal olarak kanatlardan geliştirilmeye çalışılıyor. Bu da bir yere kadar.

Beşiktaş’ın, ve özellikle Quaresma’nın, Avrupa Ligi’ndeki maçlarda Sportoto Süper Lig maçlarına oranla çok daha istekli olduğunu gözlemliyoruz. Bu belki Türkiye’de yaygın olan “top oynamayıp rakibi oynatmama” anlayışından, belki de oyuncuların kendini Avrupa arenasında kanıtlama çabasından kaynaklanıyor. Öyle ki, rakip ceza sahası çizgisi üzerinde kullanılan serbest vuruşu günün kahramanı olma çabasıyla Quaresma’nın kullandığını düşünüyorum. O nokta tam olarak Simao’nun noktasıydı, ve bu tercih bana göre yanlış bir tercihti, Simao kullansa daha tehlikeli olabilirdi.

Bugün Almeida biraz daha becerikli olsa, maç 2-0 hatta 3-0’a bile gelebilirdi. Ama bu kadar yoğun maç trafiğinde (7 günde 3 maç yapar hale geldi takım) alınan 1-0’lık zor galibiyet bile bizi mutlu etmeye yetti açıkçası. Şike olaylarıyla büyük bir kaosa doğru sürüklenen Türk futbolu için Beşiktaş’ın Avrupa Ligi’nde başarılı olması ve ülke puanı kazandırması gerçekten çok kritik.

Yazımı 2 oyuncuya parantez açarak bitirmek istiyorum. Birincisi günün kahramanlarından Cenk Gönen. Beşiktaş, hatırlayacağımız üzere Kiev deplasmanındaki maçta 90+3’te kornerden gelen golle mağlup olmuştu. Benzer şekilde Fenerbahçe derbisinde 88’de serbest vuruştan gelen golle 1 puana razı olmuştu. Bu son dakika kabuslarından birini de az kalsın bugünkü maçta da yaşayacaktık. Yine bir köşe vuruşu, ceza sahasında karamboller ve Cenk’in çıkardığı inanılmaz toplar sayesinde ucuz atlatıldı. Tebrikler Cenk !

Bir diğer maçın kahramanı ise kuşkusuz Egemen Korkmaz. Gerek defansta yaptığı kritik müdahelelerle, gerek muhteşem yükselerek yaptığı kafa vuruşuyla takımının galibiyet golünü atmasıyla maça damgasını vurdu. Bugün Egemen’in aynı zamanda doğumgünü. Kendisinin kazandırdığı bu maç, sanırım en güzel doğumgünü hediyelerinden biri olmuştur.

2 Kasım 2011 Çarşamba

Galatasaray'dan acı Çizme tecrübesi



Maç ile ilgili temsilcimizden beklentimiz zaten Siena deplasmanından galip gelmek değil en azından takımın karakterine yakışacak bir mücadele sahaya yansıtmaktı. Peki Galatasaray MP bunu yapabildi mi? Açıkçası ben daha iyi bir performans bekliyordum, ancak çok da acımasız olmamak lazım çünkü bu sene oynanan bu tarz maçlar gelecek için çok önemli tecrübeler. Bu takımın ilk defa bu seviyelerde mücadele etmeye çalıştığını düşünürsek de hayal kırıklığımızın seviyesini biraz daha düşük tutabiliriz.

Maç boyunca oyunun tek hakimi Montepaschi Siena’ydı. Özellikle devre başlarında Galatasaray savunmasını tam anlamıyla dağıttılar. Bu performanslarında başrolü ise süper yıldızları Bo McCaleb oynadı. Topu her eline aldığında karşısına gelene tozunu yutturdu, ki bu da aslında beklenilebilecek bir durum. Ender/Lakovic/Tutku üçlüsünden her hangi birisinin McCaleb’i yavaşlatması zaten zordu ama Jamon Gordon’la ilgili bir umut da taşımıyor değildik. Günün öne çıkan başka bir durumu ise Siena’nın şut yüzdesi. Özellikle buldukları ceza şutlarında muazzam bir yüzde yakaladılar. Bunu oluşturan temel sebep de top dolaşımını ve boş koşuları müthiş bir silah olarak kullanabilmeleri. Pota altı oyuncularının da orta ve uzun mesafeli şutlarda istikrarlı olmaları bu sistemin işlemesi için önemli bir etken.

Galatasaray adına belki de tek sevindirici durum 1. çeyrekte tabiri caizse o kadar "yumruk yedikten" sonra 2. çeyrekte oyundan kopmamamız oldu. Bu dönemde iyi bir performans sergilesek de, kalite ve siklet farkı oyunun devamında kendini tekrar gösterdi. Zaza Pachulia kadroda olsaydı belki pota altında biraz daha sert durulabilirdi ancak bu maçın esas sıkıntısı pota altında değil kısa ve dış oyuncu savunmasında oldu. Keza Kaukenas da bu zaafımızı maç boyunca işleyerek yıldızlaşan ikinci isim oldu.

Hücumda da daha iyi top çevirmemiz ve doğru şutu daha sabırlı bir şekilde aramamız gerektiği aşikar. Lakovic’in bu kritik zamanlarda takıma iyi liderlik edemediğini söyleyebiliriz ancak esas olarak Ender/Tutku ikilisinin takımı yönetmede ciddi zaafları var. Avrupa Ligi seviyesinde bu iki Türk oyun kurucunun zayıf kalması Galatasaray’ı geriye çekiyor. Shipp’in yedeğinin olmaması da bir ayrı sorun. Bu bölgeye yine Avrupa Ligi seviyesinden bahsediyorsak takviye şart. Ne yazık ki yedekten gelip orayı dolduracak bir oyuncu yok. Pota altımız ise bu maçta pek şaşırtmadı. Andric ve Furkan bildiğimiz gibi. Bu ikili yeterli mi? Değil. Ancak sonuçta bu seneki hedef de Avrupa şampiyonluğu değildi. Bu bölgede esas sıkıntı Songaila’yla ilgili. Ne yazık ki ısrarla kendisinden beklenilen performansı sergileyemiyor ve yaşı itibariyle "gelişime açık, uzun vadeli bir planın oyuncusu" falan diyemiyoruz.

Sonuç olarak bu maç zaten fikstürü elimize aldığımızda mağlubiyet yazdığımız bir maçtı. O bakımdan gruptaki geleceğimiz için kaybedilmiş bir şey yok. Olympia ve Prokom’u altımıza aldığımız sürece başka maçlar sonuç açısından çok da önemli değil.