27 Nisan 2012 Cuma

Bükreş'te Atletik bir Final



UEFA Avrupa Ligi yarı final maçları bu akşam sona erdi ve finalin adı Athletic Bilbao - Atletico Madrid oldu. İki İspanyol boğasını karşı karşıya getirecek olan maç Bükreş'te oynanılacak. Keyifli bir maç olması çok muhtemel. Athletico Bilbao'nun buralara gelebilmesi ciddi bir başarı öyküsü olmakla beraber, teknik direktör değişikliğiyle ivme kazanan Atletik sıfatının Madrid ekibi keyifli bir futbolla finale yükseldi.

Gecenin benim için daha ilgi çekici olan maçı tabi ki Valencia - Atl. Madrid maçıydı. 4 -2 'lik Madrid galibiyetinin ardından evinde Valencia'nın neler yapacağını izlemek heyecan vericiydi. Keza bekleneceği gibi maça hızlı ve arzulu başladı Valencia. Atletico Madrid'i sahasına kitleyip Soldado'nun ayağından bir gol için bastırdı ev sahibi. Ancak ilk yarıda golü bulamamaları kendilerine ciddi bir handikap oldu. Keza ikinci yarı golü bulan taraf Adrian'ın şahane vuruşuyla Madrid oldu. Zaman ilerledikçe gerilen müsabakada başka gol çıkmayınca deplasmandan da galibiyetle dönen Atletico Madrid adını finale yazdırdı. Yalnız bu yolda sinirine yenik düşen Thiago'yu kaybettiler.

Bir başka ilgi çekici perspektif de kesinlikle Arda Turan. Yıllar boyu Galatasaray formasıyla hedeflediği kupayı eline almasına bir maç kaldı. Eğer Bükreş'ten galip çıkan taraf Atletico olursa, Arda yurt dışına açıldığı ilk senesinde yıllardır hayalini kurduğu başarıya ulaşmış olacak. Kendisini de geliştirmeye başladı ki, o da ayrı bir keyif. İspanya'da kesinlikle daha skorer bir Arda görmeliyiz, ki o da bu yönünü geliştirmek için uğraş veriyor. Bakalım finalde neler yapacak lejyonerimiz.

26 Nisan 2012 Perşembe

Böyle basket görülmedi, yok artık!

Estonya Ligi yarı final karşılaşmasında Letonyalı Armands Skele'nin akıl almaz basketi, böyle bala can kurban.


25 Nisan 2012 Çarşamba

Çin Seddi Misali : Chelsea !



Şampiyonlar Ligi Yarı Final ilk maçında, hatırlayacağımız üzere Chelsea, evinde Barcelona’yı maç boyunca defansif bir futbol oynayıp, oyunun kontrolünü rakibine vermesine rağmen 1-0 mağlup etmişti. Bu maçı izleyen çoğu kişinin ortak görüşü ise, “böyle kapalı bir Chelsea’yi Nou Camp’ta Barcelona açar” şeklindeydi. Ve rövanş maçı bugün oynandı ve maçın seyrine bakılırsa şok edici, Barcelona için trajik, Chelsea için ise mucizevi bir skorla, 2-2 beraberlikle sonuçlanan bu maç, Chelsea’yi inanılmaz bir şekilde finale taşımış oldu. Bu maçın hakemi ise, yakından tanıdığımız bir isim, Cüneyt Çakır ve ekibiydi. Bu denli kritik ve zor bir maça atanması, UEFA'nın kendisine ne kadar güvendiğini ve artık Cüneyt Çakır'ın belki de gözlerinde dünyanın en iyi hakemlerinden biri olduğunu göstermekte.

Barcelona, aslında ilk 45 dakikayı tam da istediği gibi oynadı bugün. Chelsea’nin 2 stoperinden Cahill’ın sakatlanıp, Terry’nin kırmızı kartla oyundan çıkması, Barcelona’nın ekmeğine yağ sürüyordu. Sağlı sollu ataklar, Barcelona topu rakibine göstermiyor, pozisyonları buluyor ve 2 gol atıyordu. Ancak 45+2’de Chelsea’nin maçtaki ilk atağında gelen gol, seyri tamamen değiştirecekti.


İkinci yarıya şöyle bir baktığımda, beni oldukça rahatsız eden bir futbol oynandığını belirtmeden geçemeyeceğim. Chelsea açısından, 10 kişi kalan takımın 10 oyuncusu da kendi kalelerinin 30 metrelik bir alanına kapandı. Tek forvet oynayan Didier Drogba, zaman zaman sağ bekte, zaman zaman ise sol bekte oynadı, siz düşünün gerisini ! Chelsea’nin her uzaklaştırdığı top, her kontra girişiminde ileri atılan top, en yakın Chelsea’li oyuncunun 50metre ötesinde kalıyor. Böyle bir takıma karşı da, Barcelona, Allah nasıl bir sabır verdiyse maçın son düdüğüne kadar sakince, top çevirerek boşluk aramaya çalışıyor ve bulamıyor da. Bir süre sonra TV başında bizler, “yahu uzaktan vursa bari, yeter bu nedir böyle” demeye başlıyoruz ister istemez. Böyle kilit bir maç oldu, tıpkı ilk maçta olduğu gibi. Bu da futbolun seyir zevkini ister istemez düşmüş oldu. Tüm bu kilit açma operasyonu sonunda son dakikada Barcelona'nın gol yemesi ise, maçın trajikomik bir şekilde sonlanmasına sebep oldu.


Bireysel olarak yalnızca bir oyuncunun performansını değerlendirmek istiyorum : Lionel Messi. Zaten maç boyunca ceza sahası çevresinde doğru düzgün top aldırmayan, 2-3 oyunculuk bir baskıyla karşılaşan Arjantinli, bir türlü etkili olamadı. Ayrıca tam maç geldi diye düşünülen penaltı pozisyonunu direğe nişanlayınca, iyice demoralize olan yıldız oyuncu, kilidi açacak o “killer ball” ları bir türlü atamadı, o coşkusunu sahaya yansıtamadı. Yine de Messi’nin ölüsünün bile 2 şutu direkten dönüyor, onu da belirtmeden geçmeyelim.

Chelsea’yi finale çıktığı için tebrik ediyorum ancak birkaç laf etmeden geçemeyeceğim. Bunlar tamamen benim bireysel görüşümdür, ancak ben böyle oynayan , 10 kişiyle kendi ceza sahasına yığılan, oyunu kilitleyen, oynamayı değil oynatmamayı düşünen zihniyeti Şampiyonlar Ligi gibi bir organizasyonun finalisti olarak yakıştıramıyorum. Evet başarılılar, finale yükseldiler, ancak zaten Türk futbolumuzun çok keyif vermediği, futbol ziyafeti çekmek için izlediğimiz Şampiyonlar Ligi’nin finalinde de böyle oynaması muhtemel bir takım beni rahatsız etmekte. En azından dileğim, finalde Chelsea’nin bu tarz bir oyun anlayışını benimsememesi, benimsese bile olası finalistler B.Münih yada Real Madrid’in o kilidi açabilmesi ve bize güzel bir maç izletebilmesi olacaktır. Bayern'de de Real'de de bu kapasite mevcut çünkü.

Yarı finalde oynanan 2 Barça-Chelsea maçından finalist takımın Chelsea olması, “Futbolun adaleti yokmuş arkadaş!!” dedirtti bizlere. Bilmem tanıdık geldi mi sizlere bu laf ?

22 Nisan 2012 Pazar

NBA'de ödül arifesi.. En İyi 6. Adam ödülü!

Evet, gelişme kaydeden oyuncu ödülü ile ilgili tahminlerimi yazdıktan sonra başka bir kategoriyle devam ediyorum: En İyi Altıncı Adam. Geçtiğimiz sezonlarda Lamar Odom, Jason Terry ve Jamal Crawford gibi delikanlıların kazandığı bu ödülde, bu sene telaffuz edeceğim iki isim oldukça yeni. Birbirlerine çok yakın olduklarını düşünüyorum ama birini seçmek lazım.



2. James Harden - Oklahoma City Thunder

Muhtemelen çoğu kişinin bir numaralı tercihi olacaktır ve hak veririm bu tercihe. Gerçekten Harden'ın bu sene ortaya koyduğu performans üst düzey. %49 ile 17 sayı üretirken, bunun yanında 4 asist 4 de rebound ortalıyor genç oyuncu. Akılcı oyunu ve oyuna direkt etki etmesiyle son derece değerli de bir adam Harden. Kafadan 1 numaraya da yazılabilirken ben neden 2 numaraya yazıyorum? Bunun nedeni Oklahoma City Thunder.. Eyvallah Westbrook ve Durant gibi NBA'in üst düzey skorerlerinin olduğu bir takımda 17 sayı ortalamak önemli bir iş. Ancak ya diğerleri? Ibaka, Kendrick Perkins ve Thabo Sefolosha? Diğerleri çok atıyor tamam da, bunlar da hiç atmıyor arkadaş. Onun dışında Harden genellikle Oklahoma'da ikinci giren takıma liderlik ediyor. Bu anlamda da çok top kullanıyor / kullanması da gerekir. Açıkçası Harden'ın usul icabı yedekten girdiğini düşündüğüm için, En İyi Altıncı Adam Ödülü'nü hak etse de vermek içimden gelmiyor. Adam ve Sakalları zaten 30 dakika civarı süre alıyor falan.



1. Louis Williams - Philadelphia 76'ers

Benim adayım Louis Williams. Williams'ın yedekten gelip ürettiği katkı da aynı Harden'da olduğu gibi çok önemli. Senenin ortalarına kadar iyi gidişatın baş aktörlerinden biriydi ancak devamında takımdaki kimyanın bozulması ve düşüşe geçilmesine engel olamadı. Yedekten girip ortalama 25 dakika süre almasına rağmen 15 sayı ortalamasıyla, takımının en skorer oyuncusu konumunda. Yedekten girip çoğu zaman takımını oyunda tutuyor, oluşan skor tıkanıklığını açıyor ve oyunu ele alabiliyor Louis Williams. 15 sayısının yanında 3 rebound 3 asisti de istatistik kağıdına yazdırmayı başarmış. Evet, benim adayım her ne kadar Harden daha görkemli bir performans ortaya koysa da, "daha bir yedek" olduğunu düşündüğüm Louis Williams.

Galatasaray - Fenerbahçe'ye saatler kala..



Dün gece Barça - Madrid maçıyla yaşadığımız futbol keyfinden sonra, bu gece de bizim "Lê Klasiğimiz"i izleyeceğiz. Normal şartlarda her zaman üst düzey heyecan ve adrenaline sahne olan bu güzide maçlar bu sefer öyle olacak mı merak ediyorum. Çünkü bu büyük ve şampiyonluk düğümünü daha da germe veya çözme potansiyeline sahip olan maça ilginin çok yüksek olmadığını hissediyorum. Taraftarlar henüz derbi havasına girmiş gibi gözükmüyor ama yine de maça doğru tansiyonların yükseleceğini, kalplerin hızlanacağını düşünüyorum.

Maçın iki taraf için de önemi çok büyük. 5 puan önde olan Galatasaray, bu maçı kendi evinde aldığı takdirde farkı 8 puana yükseltecek ve bir elini kupaya koyacak. 8 puan fark ve içeride oynanacak 2 maçın olduğu bir fikstürde Galatasaray için, Real Madrid'e dediğimiz gibi, "Şampiy" diyebiliriz. Bu akşam Galatasaray'da bir eksik yok. Muhtemelen sezon genelinde gördüğümüz 11'le sahaya çıkacaklar.Ki, Galatasaray için en önemli olaylardan biri bu 11'i koruyabilmiş olması. Düzen içerisinden 1-2 oyuncunun eksildiğinde takımın ne kadar bozulduğunu gördük. Sarı-Kırmızılıların bu akşam en önemli kozları yine Fernando Muslera, Selçuk-Melo tandemi ve Elmander olacak. Savunmanın gözü Sow'un üzerinde olacak ve muhtemelen Alex'e adam verilecek. Ancak genellikle Alex'in kimle eşleşirse eşleşsin bir açık bulduğu anda cezayı kestiğini biliyoruz, o yüzden Melo Alex'i savunurken diğer oyuncuların da onun pas ve koşu alanlarını tutması lazım. Yapabilirler mi bilmiyorum. Ancak genel anlamda baktığım zaman eksiksiz oynayacak olan Galatasaray'ın tam dolacak bir Arena'da ne yapıp edip maçı kazanacağını düşünüyorum. Fatih Terim gibi bir hoca da eline gelen bu fırsatı tepmeyecektir.

Fenerbahçe'de ise ceza alan Emre'yi bugün yine Telekom Arena'da göremeyeceğiz. Onun dışında tahmin edilenden çok farklı bir kadro çıkacağını sanmıyorum ama sonuçta Aykut Kocaman'ın ne yaptığı da belli olmuyor. Fenerbahçe'nin Kadıköy'deki maçlarda yaptığı gibi oyuna çok yüksek tempolu presle başlayıp başlayamayacağı önemli. Çünkü o 20 dakikada Türkiye'de domine edemeyecekleri maç yok. O şekilde başlayıp, golü bulabilirlerse önemli bir avantaj elde edecekler. Çünkü maçın kontrolünün Galatasaray'da olduğu sürece Fenerbahçe'nin işinin zor olduğunu düşünüyorum. Sarı-Kırmızılıların fizik gücünü de Kanaryadan yüksek gördüğüm için, maçın başından kontrolü ele geçiremezse ilerleyen zamanlarda daha da sıkıntı yaşayabilir. Tabi ki, en önemli silahlar Alex ve Sow olacak. Bu ikiliye artan formuyla iyi oynayan Cristian'ın destek vermesi ve onları ileride yalnız bırakmaması çok önemli. Tayfur Havutçu'nun Sivok, Aykut Kocaman'ın da Stoch düşmanlığını pek anlamıyorum ve muhtemelen bugün de Stoch en azından yedek soyunmalıdır. Geriye düşerlerse yedekten gelecek oyuncunun Semih'ten daha efektif olması lazım.

Derbilerde ekstrem durumlar haricinde favori taraf ev sahibidir. Bu maçta da hem sezon boyunca gösterilen performans hem de ev sahibi avantajıyla Galatasaray bir adım önde. Ancak Fenerbahçe'nin de bu maçlara nasıl konsantre olduğunu yakından biliyoruz. Kalecilerin öne çıkacağı gollü bir maç olacağını tahmin ediyorum. Hakem Fırat Aydınus'a da güveniyorum ve umarım hiç bir şartta kontrolü kaybetmez. Yan hakemlerin de maçın kaderine etki etmemesini umarak, noktayı koyuyorum, haydi eyvallah arkadaşlar..