4 Temmuz 2012 Çarşamba

5 Milyonluk Fiyascu Orduspor’da




Bogdan Stancu gibi kadersiz oyunculara üzülüyorum. Başkalarının günahlarının cefasını bu kurbanlık koyun gibi gelen delikanlılar çekiyor. Şimdi Stancu’ya 5 milyon euro verilmiş olması, kendi kabahati mi? Hayır, tamamıyla yönetimlerin hatası.  Elbette ben de Galatasaray seviyesinde bir forvet olduğunu düşünmüyorum ama geliş şekli “5 milyon euroluk yıldız” şeklinde değil de “750 bin euroluk genç” şeklinde olsaydı, kredisi daha fazla olurdu.

Stancu’nun Galatasaray forması giydiği maçlarda en net gördüğümüz şey; güvensizlikti. Sürekli “ben bir hata yaparsam, ayvayı yerim.” psikolojisi hissedilebiliyordu. Böylece olduğundan da kötü göründü Rumen oyuncu. Akabinde dibe vurmuş bir oyuncu olarak Orduspor’un yolunu tuttu Stancu. Burada üzerindeki yük kalkmış ve kafası daha rahatlamış bir halde oynama fırsatı bulunca başarılı olduğunun söyleyebiliriz. Biz de görmüş olduk ki, evet Stancu Anadolu kulüpleri için etkili bir oyuncu ve güzel bir alternatif. Onun yeri burası.

Orduspor da istikrarı bozmadı ve Stancu’nun bonservisini 2.5m euroya satın aldı. Bonservis bedeli şüphesiz ki oldukça yüksek. Galatasaray açısından ciddi bir kazanç diyebiliriz, tamamen gözden çıkartılmış bir oyuncudan Eboue’nin bonservis bedelini çıkarttılar. Böyle bakarsak duruma, avantajı daha net görebiliyoruz. Stancu’nun senelik 10-12 gol civarlarındaki performanslarını önümüzdeki sezonlarda da görmeye devam edeceğimizi düşünüyorum. Herkese hayırlı olması dileğiyle.

3 Temmuz 2012 Salı

Egemen Beşiktaş’ın Çocuğu mu, Paranın Çocuğu mu?



Gün futbol dünyasında sıfatlar yapıştırma günü, yaftalamalar üzerinden hareketler saydırma günü. Fanatizm gözümüzü öyle bir kör etti ki, bizden olmayan düşmandır mantalitesi amip misali bölünerek çoğalmış ve her yere sıçramış durumda. İşin enteresan tarafı, yine çıkarcı bir zihniyetin ürünü olarak yalnızca "iyi" olan oyuncular taraftarlarca böylesi sıkı benimseniyor ve "x'in çocuğu" olması bekleniyor. Yani mevzu bahis olan topçu Mehmet Topal veya Egemen Korkmaz ise vakit kaybetmiyor taraftarlar, hemen yapıştırıyorlar "çocuğu". Ancak 10 senedir canını dişine takarak her şeyini veren Sabri Sarıoğlu'nun kulüpten ayrılması herkesi mutlu edecek gibi gözüküyor. Çıkarcıyız arkadaş hepimiz, işimize nereden geliyorsa o perspektiften bakıyoruz bütün olaylara.

Şimdi, Egemen - Beşiktaş ilişkisini objektif değerlendirmek gerekiyor. Olayın özü şu; Beşiktaş, Egemen'den mevcut maaşında indirim yapmasını istedi ve Egemen bu teklifi reddetti. Ardından mevcut sözleşme ile yolların devam edeceği açıklandı ancak üzerinden çok süre geçmeden iki taraf arasındaki ilişki inceldiği yerden koptu. Egemen, Beşiktaş'tan alacaklarına karşılık bonservisini eline aldı. Ben bu konuyu ilk olarak Egemen'in açısından ele almak istiyorum. Bu adam kariyeri boyunca daha yüksek teklif yapana gitmiş, parayı her zaman ön plana koymuş ama nereye giderse gitsin, terinin son damlasına kadar mücadele etmiş bir oyuncudur. Yani kısa açıklamasıyla bir profesyoneldir. Bir futbolcudan beklenecek şey de bu değil mi zaten? Her aldığınız futbolcunun Galatasaraylı, Fenerli veya Beşiktaşlı olmasını bekleyebilir misiniz?

Egemen topu topu Beşiktaş'ta bir sezon oynamış bir oyuncu. Kendisi mi dedi beni "Beşiktaş'ın çocuğu yapın" diye. Egemen parasını alan ve parasının karşılığında mücadelesini veren iyi bir oyuncu sadece. Sen yıllar boyu kulübü rezalet yönet, kasa tam takır kuru bakır kalsın, sonra Egemen maaşını indirmiyor diye sövmeye başla. Ersan Gülüm'ün yaptığı "FEDA" tam anlamıyla şov arkadaşlar. Son iki senede toplam 14 maça çıkmış bir adamın maaşını 800 bin euroya indirmesini fedakarlık olarak görmüyorum ben. Çünkü şu noktada Ersan'ın Beşiktaş'a, kulübün ona olduğundan daha çok ihtiyacı var. Takımda esas fedakarlığı yapan oyuncu İbrahim Toraman. Beşiktaş'ın çocuğu İbrahim Toraman'dır işte. Neredeyse 10 senedir bu takımın formasını terleten, kaptanlık mertebesine ulaşan Toraman. Topu topu bir sene iyi top oynadığı için, taraftar goygoyuyla kulübün çocuğu olan Egemen değildir esas fedakarlık beklenmesi gereken. Ben Arda Turan'ı Messi ile kıyaslayıp, sonra ondan kötü diyerek eleştirenlerle, Egemen'e önce Beşiktaş'ın çocuğu deyip sonra küfür edenler arasında çok bir fark göremiyorum.

Olaya bir de Beşiktaş ve taraftarı açısından bakacak olursak, bence taraftarları asıl sinirlendiren şey, Egemen'in indirime yanaşmaması değil, yönetimle anlaşıp mevcut sözleşme ile yola devam etme kararı aldıktan sonra böyle bir huzursuzluk yaratıp ayrılma kararı almasıdır. Belki bir komplo teorisi olacak ancak, mevcut sözleşme ile devam kararı alan Egemen'e o sıralarda Fenerbahçe tarafından yapılmış olabileceği söylenen cazip sözleşme, bu ayrılığa yol açmış olabilir gibi.

Bütün bunlar bir yana, tabi ki Egemen mevcut maaşında indirime giderek takımda kalsa, Beşiktaş taraftarı için kahraman olurdu. Keşke orta yol bulunsaydı da, böyle kötü bir ayrılık yaşanmasaydı. Ancak şöyle bir bakıyorum da, birkaç gün önce övdüğüm Olcay Şahan'a yıllık 1m, bonservise 800 bin euro verilmeseydi, Egemen takımda tutulabilirdi. Daha mı faydalı olurdu? Bilmem, belki de.

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Şampiyonluğun sözlük anlamı : İspanya !


Zevkle izlediğimiz, “keşke milli takımımız da katılmış olsaydı” dediğimiz, ancak yine de akşamlarımızın keyifli geçmesini sağlayan EURO 2012 sona erdi. İspanya, finalde İtalya’yı hiç beklenmedik bir farkla, 4-0’la geçerek rekorlarla dolu bir şampiyonluğa ulaşırken, bu 4 farklı skor, Avrupa Futbol Şampiyonaları tarihinin en farklı final skoru olarak kayıtlara geçti.

İspanya için ne denilebilir ki ? 2008 Avrupa, 2010 Dünya ve şimdi de 2012 Avrupa Şampiyonu ! Dünya futboluna tek kelime ile DAMGA vuruyor İspanyollar. Şuanda dünyanın en iyi 2 kulübü olarak çoğu kişinin rahatlıkla gösterebileceği Barcelona ve Real Madrid, bunun yansıması olarak da milli takımın bu başarısı. 3 şampiyonluk üst üste, gerçekten bu kelimelerle ifade edilemeyecek bir başarı…

İspanya açısından turnuva genelini ve finalini şöyle genel bir pencereden kişisel görüşlerimi de katarak değerlendirmeye çalışacağım. İspanya’nın ve özellikle Barcelona’nın pas oyununa hayran bir insan olmama rağmen, turnuva genelinde oyunlarının bana pek bir sıkıcı geldiğini belirtmek istiyorum İspanyolların, özellikle çeyrek ve yarı final maçlarında. Bu pas trafiğini en üst düzeye taşımak adına tam bir forvetsiz çıkardı Del Bosque takımını sahaya turnuva boyunca. İlerde Fabregas, David Silva ve Iniesta’yı izledik çoğunlukla. Yani İspanya’nın saha dizilişine 4-6-0 desek sanırım yanlış olmaz. Ama öyle ki, o forvetteki “0” rakamı, bi anda “6” da olabiliyor. Barcelona’dan alıştığımız üzere, kimsenin sabit bir pozisyonu yok. Bu duruma en güzel örnek, final maçında sol bek Jordi Alba’nın 60m koşarak aldığı ara pası karşı karşıyada gole çevirmesiydi herhalde.


Turnuva genelinde Boğalar çok fazla pas yaptı her maçta evet, ama ileriye doğru olmadığı zamanlar bu paslar, defansın arkasına ara pas olmayınca gerçekten can sıkabiliyor. Bu konuda eleştirildiler oldukça, bilmiyorum çok mu yüzsüzlük böyle bir takımı eleştirmek, ama bence de biraz hak ettiler eleştiriyi bu konuda. Bu eleştirinin sebebi de kendilerinden beklentinin aşırı yüksek olması ve bunu yapabilecek oyunculara sahip olmaları bence. Ve tam bu bahsettiğim “ileriye doğru paslaşma, defansın arkasına atılan toplar” kısmını final maçında kusursuzun üzerinde başarınca İspanya, rakibiyle adeta dalga geçer gibi şampiyonluğa ulaştı ve bizlere inanılmaz bir futbol izletti, işte bizim beklediğimiz İspanya buydu arkadaş !  

İspanya mental olarak inanılmaz hazırdı, olağanüstü oynadı evet, ama böyle bir skorun gelmesinin, kesinlikle ilk 20 dakikadaki bunaltan baskının meyvesini David Silva’nın golüyle almaları sayesinde olduğu kanaatindeyim. Xavi’nin de maç boyunca İtalya’nın beyni, yaşlı kurt Pirlo’yu başarılı bir şekilde kitlemesi, takım halinde top rakipteyken pas yaptırmamaları, çok iyi baskı kurmaları, İtalya’yı ümitsizce uzun toplarla oyun kurmaya zorladı. Bunların çoğu da top kaybı olunca, hızlı hücuma çıkan İspanyollar, defansın arkasına iyi sarkarak Çizme’nin fişini çekti. Kısaca finali özetlemiş olduk böylece.


Benim gözümde İspanya adına turnuvanın parlayan yıldızı ise tartışmasız Iniesta. Zaten ne kadar üst düzey bir oyuncu olduğunu biliyoruz Barçalı oyuncunun, ancak bu turnuvada belki istatistiksel olarak olmasa da oyun içinde izlerken adeta büyüledi beni birçok maçta Iniesta. Partneri Xavi örneğin oldukça eleştirildi, formsuz olduğu söylendi ancak Iniesta, İspanya adına fark yaratan oyuncu oldu kanaatimce.

Böylece yine bir İspanya şampiyonluğu ile Avrupa Futbol Şampiyonası’nın sonuna geldik. Bu jenerasyon, 2014 Dünya Kupası’nın da en büyük favorisi benden söylemesi. Daha arkadan gelen çok yetenekli gençler de var. Yani İspanyolların birkaç yıl daha dünya futboluna damga vurabileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz sanırım. Aaa bir dakika, yoksa diğer finalist, turnuva 2.si İtalya’dan hiç bahsetmeyecek miyim ? Tabii ki bahsedeceğim, ancak bir sonraki yazımda :)

1 Temmuz 2012 Pazar

Ku-yedi yol ayrımında !


Beşiktaş’ta Samet Aybaba döneminin başlaması ve yönetimin ekonomik anlamda radikal kararlar almaya başlaması ile birlikte, takımın Portekizli yıldızı Ricardo Quaresma ile ipler kopma noktasına gelmiş bulunmakta. Aybaba’nın, Quaresma’yı takımında düşünmediğini açıklamasının ardından Portekizli’nin menajeri Ahmet Bulut, oyuncusu için takım bulma çalışmalarına başladığını belirtmişti. Bu demek oluyor ki, bir devir, Q7 devri kapanmak üzere…

Quaresma, Türkiye’ye ilk geldiği gün ortalığın nasıl yıkıldığını, yer yerinden oynadığını daha dün gibi hatırlar gibiyim. Beşiktaş’taki ilk sezonunda da attığı trivela golleri, tartışmaya açık bile olmayan olağanüstü yeteneği ile izleyenleri mest etmekteydi. Gel zaman git zaman, Quaresma’nın defansa sıfır yardıma gelmesi, takımla pek bir alakası olmaması, yalnızca saha içinde keyfine göre “takılır” gibi oynaması, sürekli sakatlanması gibi sebeplerden çok ciddi eleştirilere maruz kaldı bu yıldız oyuncu.

Göze hoş gelen çalımları ve artistik oyun yapısına rağmen, kazandığı para ve istatistiksel olarak verdiği katkı arasında bir uçurum bulunmakta Q7’nin. Öyle ki, yılda 3.750 milyon Euro veriyorsanız bir oyuncuya, ondan Fenerbahçe’nin kaptanı Alex de Souza ya da onun performansına yakın bir şeyler almanız gerekir. Alex, tek başına Fenerbahçe’ye sayısız maç kazandırmıştır, ancak Quaresma’ya bakıyoruz, aklıma tek bir maç gelmiyor, “Obaa, tek başına aldı götürdü maçı !” diyebileceğimiz.

Samet Aybaba da, yeni sezonda takımında bu tip bir oyuncu görmek istemediğini, 11 kişiyle savaşan, mücadele eden bir takım oluşturmayı hedeflediğini söylemişti geçtiğimiz günlerde. Benim bu konudaki kişisel görüşüm ise, bu tip yıldız oyuncuların, takımda maksimum 1 tane olabileceği yönünde. Eğer ki siz Quaresma’yı daha önceden olduğu gibi 4-3-3’ün ileri 3lüsünden birine koyarsanız, o kanattaki bek defansif anlamda tek başına kalacak ve zorluk çekecektir, Beşiktaş’ta da yıllardır olduğu gibi. Ancak Aybaba, dediği gibi savaşan, mücadele eden bir takım oluşturur ve Quaresma gibi bir yeteneği de forvet arkası serbest oynatmayı (bknz Alex) deneyebilirse bence hem Quaresma hayatı boyunca kendisinden beklenen ama hiç beceremediği sistem adamı olmaktan çıkar, hem de kendisinden daha çok fayda alınabilirdi. Aybaba, demek ki oyun planında Quaresma’yı hiç düşünmüyor.

Yanlış anlaşılmalara karşı belirteyim, ben Quaresma’nın takımda kalması ve serbest oynatılması taraftarı olduğumu söyledim, ancak tek bir şartla : Yıllık aldığı 3.750m gibi uçuk rakamı 2-2.5 milyon Euro’lara çekip FEDA ederse… Aksi takdirde bu ücreti alan bir oyuncunun bu kadar ciddi borç batağında olan Beşiktaş’ta oynaması, Kara Kartal için tam anlamıyla intihar olur.

An itibariyle, EURO 2012 kadrosunda bulunan ancak hiç forma şansı bulamayan, bu kadar rahat davranıp bu düzeyde para alan Quaresma’nın Beşiktaş’ta kalmak istemesi kadar doğal bir şey yok. Beşiktaş’ın ise eli kolu bağlanabilir, çünkü bu maaşı alan bir oyuncu kolay kolay satsan satılmaz, tutsan tutulmaz. Beşiktaş’ın tek umudunun, bu maaşları Quaresma’ya verip transfer edebilecek Katar veya Rus kulüpleri olduğunu düşünüyorum. Bakalım Q7, daha ekonomik bir benzinle yoluna Beşiktaş yönünde mi, yoksa beklendiği üzere virajı dönüp başka bir yönde mi devam edecek ?

Tanıyanların Gözünden Oussama Assaidi



Faslı bir futbolsevere ve bir Heerenveen taraftarı hakeme Assaidi'yi sordum. Nasıl bir futbolcu olduğunu, güçlü ve zayıf yanlarını, potansiyelini sordum. Beklediğime yakın cevaplar geldi. Buyrunuz:


Youssef Casa:
- Assaidi çok iyi bir kanat oyuncusu. Çok hızlı ve top sürme yeteneği üst düzey. Tek zayıf noktası biraz fazla kendine oynaması
- Orta açarken iki ayağını da kullanabiliyor ama genel olarak orta açarken şansına güveniyor.
- Assaidi savunmaya yardım etmez, o sadece hücumda var. Galatasaray mutlu olmalı, Assaidi çok iyi ve sadece 23 yaşında.

Ben de Jager:
- İnanılmaz top sürme ve adam geçme yetenekleri var. Asist konusunda da çok iyi.
- Zayıf olduğu noktalar ise gol atmak ve gereğinden fazla zorlamak.
- Potansiyeli ise çok, çok yüksek!

Yorum:
Beklediğimize yakın cevaplar aldık. Assaidi çok net bir şekilde 4-3-3 sisteminin kanat oyuncusu. Stoch ve Amrabatgillerden tabirime uyuyor. Yaptığı bazı önemli işler var ama doğru bir şekilde yönetilmeli ve futbolu yontulup cilalanmalı. Hücum repertuarını geliştirmesi gerekiyor. En iyi yaptığı iş adam geçmek, ancak uzaktan şut çekmeye ve daha kaliteli ortalar çıkarmaya çalışmalı. Eğer ki, eksik yerlerini geliştirebilirse çok değerli bir bir oyuncuya dönüşecek gibi gözüküyor. En azından kendisini bizden daha yakın tanıyanların düşüncesi bu yönde!