4 Ağustos 2012 Cumartesi

Fenerbahçe'den Mantıklı Hamle, Sow Kalıyor



Bir haftadır falan Fenerbahçe gündemini meşgul eden haberlerden biriydi bu. Sow gidecek, Gomis veya başka bir forvet gelecek. Bana kalsa son derece saçma bir ve gereksiz bir değişiklik olurdu. Geçtiğimiz sezonun ortasında transferine ciddi emek ve para harcanan bir isimdi Moussa Sow. Doğruya doğru, çok da iyi topçu ve geçen sene başarılı da oldu Senegalli. 12 lig maçında forma giyen Sow 7 gol üretti ki, geçtiğimiz sezon hücum hattında fazla verimli ve üretken olamayan Fenerbahçe için çok iyi bir katkı.

Mevcut durum buyken ve bu sezon Sow'un katkısının çok daha fazla olacağını düşünüyorken, bir anda peydahlanmıştı "Gomis geliyor" haberleri. Keza Gomis'e şöyle bir bakıyorum, Sow ile aşağı yukarı yakın oyuncular. Güçlü, süratli, hareketli.. Hani farklı bir sisteme geçiş yapılacak ve o tarz bir forvet gerekiyor deseniz, o da değil. Aykut Kocaman'ın çift forvete pek sıcak bakmıyor oluşu da bu tarz iki oyuncuyu bulundurmayı ekstra lükse çevirirdi. 

Doğru yolu buldu Fenerbahçe ve Sow takımda kalacak. Artık yavaş yavaş kadro ve şablon şekillenmeye başladı. Büyük bir ihtimalle Fener'i 4-3-3 dizilişiyle izleyeceğiz. İleri üçlü solda ve sağda hızlı oyuncular Stoch ve Krasic, önlerinde ise Sow'dan oluşacak ki gerçekten çok tehlikeli bir hat. Yobo'nun da geri dönmesiyle beraber tek gedik orta sahada. Oraya da iyi bir oyun kurucu getirilirse, Sarı-Lacivertliler son yılların en güçlü takımlarından birini kurmuş olacak.

Trabzon Camiası Burak Öfkesini Bırakmalı



Trabzonspor'a gönül vermiş, candan bir şekilde takımını destekleyen taraftarın kızgınlığını ve sitemini anlayabiliyorum. Çünkü gözü gören herhangi bir futbolsever, Trabzonspor'un son yıllarda eline geçen yerli değerleri nasıl çarçur ettiğini söyleyebilir. Tekrardan tek tek saymaya gerek yok ama şampiyonluk mücadelesi veren takımın yarısından fazlası desek yeterli olur sanıyorum. Hal böyle olunca doğal olarak taraftar öfkeleniyor. Ancak bu öfkenin hedefinin oyuncular olmaması gerek. Onları takımda tutmayı beceremeyen yönetim olması lazım.

Bu adamlar neden gitti, oturup bunu düşünmek ve tartışmak lazım. O takımın yerli neferlerinin büyük kısmı şu an Galatasaray'da, Egemen Korkmaz ise Fenerbahçe'de. Yani sadece bu oyuncuları kaybetmekle kalmayıp, rakiplerini güçlendirmiş oldu Trabzonspor. İşin aslı şu. Nasıl kimi yıldız oyuncuları, Avrupa'dan koparmak için  ederinden biraz yüksek miktarlara transfer ediyorsanız, bu tarz yerli oyuncuları da Trabzon'da tutmak için İstanbul'da aldığından fazla şeyler önermek zorundasınız. Bunun aksini iddia eden kendini kandırır. Çünkü yıldızlaşmış çoğu oyuncu, daha göz önünde olacağı ve popüleritesini arttıracağı platformlarda bulunmak ister. Bu nedenle eleştirilebilir ama durum bu. Tabi ki öte yandan alt yapıdan yeni gençleri de takıma kazandırmak gerekiyor.

Türkiye'de transfer olur olmaz eski takımıyla ilgili mangalda kül bırakmayan ne oyuncular gördük. Burak Yılmaz böyle bir tutum sergilemedi. Transferini geciktirmesi ve "zaten Galatasaray'a gidecektin, ne diye uzattın da uzattın" düşüncesi nedeniyle eleştirilmesini ve sitem edilmesini çok normal buluyorum. Ancak şehirde posterlerinin asılması falan akıl alır hareketler değil. Her fırsatta Trabzonspor'dan minnetle bahseden ve teşekkürlerini esirgemeyen Burak'a olan öfkenin çok da uzatılmaması gerekiyor bence. Öte yandan Selçuk İnan gibi bedavaya gitmeyip, ayrılırken 5 milyon avro gibi Trabzonspor için gayet yüksek bir meblağ da kazandırdığı unutulmamalı.

Bir Julio Alves vardı, hatırlar mısınız ?


Beşiktaş, değişen yönetim ve teknik ekiple beraber, yeni bir yapılanmaya girmişti hepimizin bildiği gibi. Bu yeni yapılanmada düşünülmeyen bazı oyuncular, kampa götürülmedi ve kadro dışı bırakıldı. Bu isimler arasında, Ricardo Quaresma, Simao Sabrosa ve Filip Holosko gibi taraftarın çok şeyler beklediği ama katkı alınamayan oyuncular da vardı. Ancak bu yazımın konusu, bu oyuncular değil, Beşiktaş’a geldiği 1 yıldan beri adını nerdeyse hiç duymadığımız, Julio Alves…

Alves’in transferi ilk açıklandığında, blogumuzda yazmıştık : Beşiktaş, Julio Alves’i alarak ya geleceğe yönük çok potansiyelli bir oyuncu aldı, yada ciddi bir menajer kazığı yedi diye. Neden böyle demiştik ? Çünkü, hiç tanınmamış, Atletico Madrid’e transfer olduktan yalnızca birkaç ay sonra bonservisinin %50’sine 3.1 milyon Euro gibi çok ciddi bir meblağ verilerek transfer edilmişti genç Portekizli. Nitekim, 2. seçenek oldu ve Beşiktaş’ın 3.1 milyon Euro’su tabir-i caizse “çöp” oldu.

Bu rakamlara alınan oyuncu, geçen sezon A takımda yalnızca 3 maçta sonradan oyuna girmiş, A2 takımının değişilmezi olmuştu. %50’si 3.1 milyon eden bir oyuncu için ne büyük bir başarı ! Şimdi ise kadroda düşünülmüyor, satılmaya çalışılıyor ancak alıcısı yok, ki olmaması çok normal değil mi sizce de ? Büyük (!) başkan Yıldırım Demirören, geçen yıl yaptığı açıklamada : “Alves’i biz A takım için transfer etmedik ki, A2 takımında oynayacak, kendini geliştirirse A takıma yükselecektir genç oyuncu” gibilerinden bir şey söylemişti. Şu anki başkan Fikret Orman ise, kulübün ekonomisinin “batık” olmasından dolayı as takıma bonservisli oyuncu alamıyor nerdeyse, sözleşmesi elindeki oyunculara yönelmek zorunda. Nereden nereye, siz düşünün…

3 Ağustos 2012 Cuma

Anadolu'nun Çılgın Takımı: Gaziantepspor





Gaziantepspor alışık olmadığımız bir harekat yapıyor. Anadolu kulüplerine kimi zaman Avrupa'da adını duyurmuş oyuncuların gelmesine tanıklık ettik ama büyük paralar harcayarak, yatırım yaparak büyüme felsefesini ilk kez görüyoruz. Bunu yapan da, yapabilecek az sayıda takımdan biri olan Gaziantepspor.

Öncelikle şunu söyleyeyim, İsmail Aissati (henüz imzalamadı) ve Senijad İbricic Gaziantep için vizyon transferleridir. Bu transferler, "biz orta sıralara oynamak istemiyoruz" demektir. Bursaspor'un yapılınabileceğini gösterdiği üst sıralara oynama yoluna girmektir. Galatasaray ve Fenerbahçe'nin kadro kalitesi olarak rakiplerinden koptuğu bu dönemde şampiyonluk hedefi Gaziantepspor için mantıksız olsa da, hemen aşağısını hedeflememek için hiç bir neden yok.Bunu yapabilecek potansiyelleri var. Hatta bir adım ileriye götüreyim ve şunu diyeyim: Bana göre Aissati - İbricic - Popov'un önünde Cenk Tosun'dan oluşacak hat, hem Trabzonspor'dan hem de Beşiktaş'tan daha efektif ve potansiyelli.


Ön taraf iyi de geri kalan hatlar o kadar tatmin edici değil. Orta sahada mücadeleci isimler ön plana çıkıyor. Genç ve çalışkan bir orta alana sahip Antep ama önlerinde oynaması muhtemel olan 4'lü savunmaya destek vermekte geri kalacağı için aksamalar yaşanabilir. Savunmada Dany'nin gidişi ve henüz orayı kapatacak bir oyuncunun gelmemiş olması defans hattında ciddi bir zaaf yaratacaktır. Şöyle bir bakıldığında geri 4'lü hiç güven vermiyor. Kale ise yine Karcemarskas'ta, yani orası sağlam.


Şüphesiz ki, bir Anadolu kulübü için son derece iyi bir takım kurdu Gaziantepspor. Aissati'nin imzayı atması muhtemelen Hikmet Karaman'ı oldukça rahatlatacaktır. Amrabat gibi, Stoch gibi bir çok benzer ismin tuttuğu ligimizde Aissati de onlardan bir gömlek aşağıda olsa da iş yapacaktır. İbricic ile bitirelim.. Bahsi geçen 7 milyon avro şüphesiz Gaziantepspor için altından kalkması çok çok zor olan bir miktar. Ancak İbricic bu takımı ileriye taşıyacak olan oyuncu olabilir. Rusya kariyeri kötü geçti ama Gaziantep'te eski formuna kavuşursa benzer bir miktara tekrardan satılabilir.

Culio'ya Kıymayın Abiler



Yapılan transferlerde kimi zaman böyle durumlarla karşılaşabiliyoruz. İsmi büyük ve maliyetli oyuncu, ismi küçük ve nispeten ucuz oyuncularda görülebiliyor reaksiyonlar. İlk stereotipe dahil edebileceğimiz ve şaşalı törenlerle gelen "yıldızlar" ne olursa olsun büyük bir destekle çıkar yola. Başlarda kötü performans sergilese de, arkasında durulur, alışma dönemi denilir, yıldızdır o.. Ne zamanki aylar geçip takım hayal kırıklığı yaratmaya başlar, işte o zaman bu çocuklar eleştirilerin merkezi olur. Kimisi ise düşük profillerle gelmesine rağmen iyi performans sergiler. Ancak hiç bir zaman diğerlerinin sahip olduğu yere ulaşamaz.

İşte Culio da bu tarzda bir adam. Elbette bir yıldızın yeteneğine ve kalibresine sahip değil ama son derece de yararlı bir oyuncu. Hem de maliyeti muadillerine kıyasla son derece düşük. İşte o Culio'nun akıbeti bu sene de belli değil. Satılabilir, kiralanabilir, takaslanabilir.. Hiç bir şey belli değil yani. Bana kalırsa elden çıkartılması yanlış olur. Neden?

Galatasaray'ın bu sezon orta sahanın göbeğinde kullanabileceği Selçuk, (Melo), Hamit, gibi as adamların yanında, Yekta, Ceyhun ve Engin gibi alternatif oyuncuları da var. Şahsi fikrim Yekta'nın geçirdiği uzun sakatlığın ardından eski formuna kavuşmasının zor olduğu yönünde. Ceyhun'u ise kesinlikle yeterli görmüyorum. Engin ise geçen sene oldukça iyi bir performans sergilemesinin yanında, istikrar olarak bakacaksak Culio'nun arkasında kalır. Hal böyle olunca Arjantinli değerli bir alternatif olarak önümüzde duruyor. Uzun maratonun maç trafiğinde oynayabileceği önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum. Geçen sene Selçuk veya Melo'nun oynamadığı maçlarda Galatasaray'ın ne kadar sıkıntı yaşadığını hatırlayalım. O kadroda Culio olsa, çok daha iyi olmaz mıydı?

Bunlara bonus olarak Culio'nun çok yönlülüğü de kullanışlılığını arttırıyor. Rahatlıkla sol kanat (4-4-2'nin!) ve göbekte kullanılabilecek olmasının yanında Galatasaray'da hiç düşünülmediği bir yer için daha iyi bir alternatif olabilir. Orası da sol bek. Mücadeleci ve savunmaya katkı vermekten geri kalmayan yapısı ile sol bekte çok sırıtacağını düşünmüyorum. Hele ki Terim'in sisteminde beklerin orta saha oyuncuları gibi oynadığını göz önüne alırsak..

Kısacası Culio'ya kıymayın abiler. Adam Rijkaard'ın sapır sapır dökülen takımında sivrilen yegane isimlerden biriydi. İyi bir takımda da görev adamı olarak fayda sağlayacaktır. Aldığı para yüksek olsa ben de gönderilmesi taraftarı olabilirdim ama bu koşullarda mantıklı değil.. Sorarım şimdi Culiogül'ün suçu ne :(