30 Eylül 2011 Cuma

Galatasaray ilk engeli aştı, kaldı 2!



Euroleague yolunda eleme oynayan iki takımımızdan ilki olan Galatasaray PAOK engelini çok zorlanmadan 77-64 ile aştı. Bu galibiyet sarı-kırmızılılar adına bir kapıyı daha açmış oldu ve bir sonraki turda yarın Lyon – Gravelines maçının galibiyle karşılaşacaklar. Bu maçın da 17.00’da Ntvspor’dan verileceğini hatırlatalım.

Yeni transferleriyle daha kaliteli bir kadroya sahip olan Galatasaray’ı ilk resmi maçında gayet beğendim. Tabi ki eksikleri var ama adı üstünde “ilk resmi maç”tı. Gerçekten de bu akşam parkede geçen sezon izlediğimiz takımın oyun karakteri olarak aynı kalite olarak daha üst seviye bir versiyonunu izledik. Maçın genelinde oyuna hakim olan taraf Galatasaray’dı. Olympiakos’tan gelen Jamon Lucas Gordon çok iyi bir performansla açık ara maçın adamı oldu. Kendisini yakından tanımıyordum ve okuduklarım dinlediklerim kadarıyla işin savunma tarafında üstün ancak hücumda nispeten kısıtlı bir oyuncu bekliyordum. Ancak bugün oynadığı oyun hiç de o şekilde değildi. Tabi ki, her maç bu kadar efektif bir hücum performansı ortaya koyamayacaktır ancak ofansif olarak da bu mücadelesini sürdürürse çok değerli katkılar verecektir.

İşin bir diğer önemli kısmı yeni transferlerden Lakoviç ve Songaila’nın takıma geç katılmaları dolayısıyla performanslarının düşük olması. İkisinden de neredeyse hiç verim alınamayan bu maçta, Ender Arslan’ın olsun Gordon ve Andric’in olsun hücum performansları gelecek maçlar için de umut verici. Andric – Tutku ikilisi pick&roll’lere kaldıkları yerden devam ediyorlar ve yeri geldiğinde hücumu taşımasını biliyorlar. Laf Andric’e gelmişken Avrupa Şampiyonası’ndan Galatasaray kampına neredeyse tatil yapmadan birkaç gün içerisinde katılması çok takdire şayan. Şu anda fiziksel olarak da oyun olarak da üst seviyede olmasını buna borçlu. Diğer genç uzun Furkan Aldemir’in de gayet güzel bir başlangıç yaptığını ve zamanla daha da verimli olacağını belirtelim.

Savunma kısmında da takım form tutmaya başladıkça geçtiğimiz sezonu aratmayacak bir performans ortaya çıkacak gibi gözüküyor. Bu noktada da Jamon Gordon’un adı bir kez daha telaffuz edilmeli. Top çalma konusunda gerçekten usta bir isim. Gelmeden önce de en çok övülen özelliği buydu; keza istatistiklerinde de bunu görebiliyorduk. Ancak bugün canlı canlı da bu yeteneğini izleyebildik.

Kısacası Galatasaray için olumlu ve güzel bir akşam oldu. Sıra Banvit’te. Umuyoruz ki Banvit de kazanacak ve duble yapacağız ama onların işlerinin daha zor olduğu da bir gerçek.

27 Eylül 2011 Salı

Rusya'da gol düellosu



Trabzonspor’u da yakından ilgilendiren Rusya’daki mücadelede oldukça keyifli ve bol golü bir maç izledik. Sonuç bizim için fena olmadı. İnter deplasmanda 3-2 kazanmasını bildi. Ayrıca futbol oynanmayan ligimizin maçlarını izledikten sonra, böyle çekişmeli bir Şampiyonlar Ligi maçı da cillop gibi geldi.

Claudio Ranieri’nin göreve gelmesinden sonra ilk kez 90 dakika boyunca İnter’i izleme şansı buldum. Açıkçası sezon başındaki İnter tam bir faciaydı ve kısa zamanda durumu düzeltmek çok kolay olmayacaktı. Ancak ben İnter’i bu maç önceki maçlara kıyasla oldukça olumlu buldum. Gasperini’nin takımı pozisyona girmekte çok sıkıntı çekiyordu, oysa ki bugün kanatları iyi kullanan topa çok hakim olmasa da girdiği pozisyonları da iyi değerlendiren bir takım izledik. Sneijder’in de katılmasıyla daha da iyi bir hale geleceklerdir.

Cska Moskova’yı daha da çok beğendim. Doumbia ve Vagner Love gibi iki etkili forvetin arkasına Dzagoev gibi yaratıcı ve teknik kapasitesi yüksek bir oyuncuyla hücumlarını şekillendiriyorlar. Bu oyuncuların yanında da fiziksel olarak güçlü dirençli bir orta saha hattı var. Hücumlarında en etkili oldukları nokta ver-kaç’lar. Hızlı ve top hakimiyeti fena olmayan oyuncularla oynadıkları için bu silahlarını etkili olarak kullanabiliyorlar. Onlarla ilgili negatif olan nokta ise sakatlıklar. Özellikle Akınfeev’in yokluğu büyük bir eksik. Yerine Gabulov’u almışlar ancak tabi ki Akınfeev ölçüsünde bir kaleci değil ve bugün de zaten ilk golü hediye eden isim oldu.

GALATASARAY TT ARENA'DA 2 DE 2 YAPTI !


Galatasaray Ali Sami Yen Kompleksi Türk Telekom Arena’da ikinci galibiyetini Eskişehirspor’u 2-0 yenerek aldı ve puanını 7’ye çıkarttı. Es-Es ise bu mağlubiyetten sonra puanı 7’de kaldı. Maçın aslında, bir lig maçından belki de daha fazla anlam içerebilecek yanları da vardı. Fatih Terim’in Galatasaray maçında 200. Maçına çıkacak olması, Eskişehirspor’un teknik direktörü Micheal Skibbe’nin eski takımına karşı ilk kez sahaya çıkacak olması ve eğer Galatasaray oyuncuları bu maçta 3 gol atabilseydi, lig tarihinde 3000 gole ulaşacaklardı.

Maçın içine biraz daha girecek olursak, dün akşam hem sakat hem kart cezalısı kaleci Muslera ile sakat olan Eboue ve Servet takımdaki yerlerini alamadılar. Fatih Terim ise hafta içinde sinyallerini verdiği şekilde Engin’i ilk 11’de sahaya sürdü dün akşam ve Karabük maçının aksine 4-1-4-1 şeklinde sahaya çıkarttı takımını. Engin-Selçuk-Melo üçlüsü göbekte, kanatlarda Kazım ve Riera, santrfor da ise Elmander çıktı sahaya. Savunma da Eboue ve Servet olmadığı için, Karabük maçında ki dörtlü; Sabri, Gökhan, Ujfalusi, Hakan şeklindeydi. Ben hala ( en azından iç saha maçlarında ) 4-4-2 düzeniyle oynanması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Galatasaray’da ne sağ açıkta ki Kazım ne de orta üçlünün sağ iç tarafında oynayan oyuncular yaratıcı sürekli gol pozisyonuna giren veya sokan oyuncular olmadığından hem hücumlar durağanlaşıyor hem de yaratıcılık eksikliğinden dolayı pozisyona girmekte sıkıntı yaşanıyor. Fakat Fatih Terim’in de bu taktikte ısrar etmesinin amacı iki bekini her kim oynarsa oynasın sürekli ileriye çıkartarak, ve bunun sonucunda orta üçlüyü birbirinden çok ayırmadan ( koşu mesafelerini kısaltarak ) oyunu hem kanatlardan, hem ortadan besleyerek çeşitlilik sağlamak ve rakibe sürekli baskı yapmak. Bir nevi 2-5-3 gibi bir taktik. Tabi bunu etkili bir şekilde kullanabilmek için beklerin çok dikkatli olması ve topa sahip olmanız gerekli. Bugün her ne kadar Sabri’yi hücum anlamında beğenmesem de, arkaya adam kaçırmadı ve bir çok top kazandı. Kazandığı topları ne kadar olumlu kullandı o ayrı bir tartışma konusu fakat savunma anlamında görevini tam yaptı diyebilirim. Hakan’ın da ikinci goldeki şutu, ters ayağıyla vurmasına rağmen çok etkileyiciydi. Hakan’ın bu şutlarının ne kadar etkili olabileceğini biliyoruz fakat son sezonlarda bunları nedense göremiyoruz. Kapanan savunmaları açmak için bir çözüm olabilir kanımca. Yazımın sonlarına yaklaşırken Galatasaray’ın 4 transferine değinmek istiyorum. Bu isimler; Engin, Elmander, Ujfalusi ve Melo. Engin bugün orta sahada gerçekten çok çalıştı. Eskişehir orta sahasında oynayan gerek Veysel gerek Alper olsun onlara çok iyi pres yaptı top kazandı ve ayağa iyi paslar yaparak göz doldurdu. Ama işte maalesef bir futbolcunun geçmişi disiplin sorunlarıyla dolu olduğu için insan hemen güvenemiyor. Ama takımın başında Fatih Terim gibi prestijli ve herkesin güvenine ve saygısına sahip bir hoca olduğu için bu tür disiplinsizlikleri göreceğimizi sanmıyorum. Elmander ise bu maçta oynayan tüm oyuncular içerisinde en çok koşan oyuncuydu. Bunu gözlemlerimle değil istatistiklere bağlı olarak söylüyorum. 11 bin metreden fazla koşmuş dün akşam. Belki son vuruşlarda istenilen düzeyde değildi ama istisnasız her kafa topuna çıkması, oyun zekası, rakibi sürekli yıpratması ve arkadaşlarına servis yapabiliyor olması herhalde Fatih Terim’in de hoşuna gitmiş olacak ki Baros ve Sercan gibi iki ismi bugün oyuna bile almadı. Ujfalusi ise Samsun maçında Bance ve bu maçta Mehmet Yıldız’a adeta nefes aldırmadı ve bu maçta Gökhan Zan’ın klasik hatalarından biri az kalsın golle sonuçlanırken kendini siper etti ve muhteşem kademesiyle olası bir golü önledi. Servet ve Gökhan Zan’ın bu adamdan işin ince ve teknik yönlerini kapması lazım bence. Ve Melo. Tamam belki maliyeti gerçekten pahalı olabilir bir kiralık oyuncu için ama çıplak gözle veya televizyonda seyreden herkesin bu adama saygı duyması gerektiğini düşünüyorum. Kademe deseniz var. Hırs deseniz fazlasıyla. Teknik deseniz o da üst seviyede. Bir defansif orta sahadan çok daha üstün bir oyuncu. Adeta Fiorentina’da ki günlerine geri dönmüş gibi. Bugün yine golünü attı ve sayısını 3’e yükseltti.

Son söz de Eskişehirspor’a. Lige çok iyi başlayan Skibbe’nin ekibinden şahsen bu hafta bu maçın bu şekilde geçmelerine izin vermeyeceklerini düşünüyordum. Fakat Skibbe,oyuna başlama stratejisinde geçtiğimiz haftalara kıyasla kendi takımını ancak bu kadar baltalayabilir. Akıcı güzel agresif eden takım gtmişti dün gece. Yerine Kamara dışında ( bunda, maçın başında Galatasaray’lı savunma oyuncularının bireysel hatalarının etkisi olsa da ), istediklerinin hiçbirini yapamayan bir takım vardı. Hücum yönü daha güçlü olan Burhan’ın yerine sağ kanatta Koray’a görev verdi ve oyundan çıktığı 59.dakikaya kadar hiçbir varlık gösteremedi. Ujfalusi’nin markajı altında ezilen Mehmet Yıldız’ı çok geç oyundan aldı ve onun yerine bence yine hatalı bir hamle olan Serdar’ı aldı. Skibbe belki de Galatasaray’a göze hoş gelen futbolu oynatabilen son hocaydı. Eskişehir macerası da iyi başladı fakat bir Kayseri-Galatasaray karşılaşması hatırlıyorum. Maçın 60-70. Dakika arasında maç 0-0 berabere giderken Skibbe Baros’u oyundan çıkarıp Mehmet Güven’i almıştı oyuna. Ve maç 0-0 bitmişti. Demek istediğim her ne kadar iyi niyetli olursa olsun, göze hoş gelen futbol oynatırsa oynatsın, hep bir şeyler eksik Skibbe’de bana göre. Galatasaray’ın başında olduğu için bunlar hep basında yer aldı hep eleştririldi ama Es-Es gibi bir Anadolu takımında bunlar daha az problem yaratabilir ve daha az baskı yaratabilir. Kim bilir belki de çok başarılı olur. Bunu ilerleyen haftalarda hep birlikte göreceğiz.

26 Eylül 2011 Pazartesi

Milli Kazanç: Ömer Toprak!



Bugün akşam saatlerinde Milli takımımızın hem bugünü hem de geleceği için çok ama çok güzel bir haber aldık. Bu kadar büyük bir defans/stoper sorunu yaşadığımız bir dönem de Ömer Toprak Türkiye için oynamayı seçti. Neredeyse Servet - Gökhan - Serdar 'dan başka stopere sahip olmadığımız şu jenerasyonda (Ersan Gülüm'e çok yazık oldu) Ömer gibi kaliteli ve alman fundamentalı almış bir savunmacı bizim için çok değerli.

"Kimdir la bu Ömer Toprak?" diyorsanız eğer; Ömer 22 yaşında 1.86 boyunda boyunda bir orta defans oyuncusudur. Bir çok kişinin FM gibi oyunlardan yıllardır aşina olduğu Ömer Toprak'ın dünyaya lanse edildiği turnuva 2008 yılındaki U19 Avrupa Şampiyonası'dır. Bu turnuvada Almanya U19 takımı ile şampiyonluk kazanan Ömer aynı zamanda turnuvanın en iyi stoperlerinden biri olarak gösterildi.

Profesyonel futbol kariyerine alt yapısından yetiştiği Freiburg'da başlayan Ömer bu turnuvanın ardından 2009 yılında talihsiz bir kaza geçirdi 6 ay futboldan uzak kaldı. Kendisi Go-Kart pistinde kaza yaptı ve vücudunda yanıklar oluştu. Bu kazanın ardından sahalara döndükten sonra bir de omzundan sakatlanması başka bir şanssızlık oldu. Bana göre kariyerinde beklenen patlamayı yapamamasının en büyük nedeni de bu iki sakatlık oldu. Bu sakatlıkların ardından Freiburg formasıyla Bundesliga'da bir sene daha oynadıktan sonra Bayer Leverkusen'e transfer oldu ve kariyerine bu sene Leverkusen'de devam ediyor.

Hiddink'in de bu katkıdaki rolünü göz ardı etmemek gerekiyor. Ne kadar çok eleştirsem de Ömer'i takıma katmak için ne kadar uğraş verdiği medyaya da yansımıştı. Sonunda istediğine ulaştı ve oyuncuyu kazandı. Aslında Hiddink'in belki de en önemli katkısı bu genç gurbetçileri takıma katmak oldu. Bu oyuncuları o bulmadı ama ilk defa şans verip o formayı giydirmesi bile değerli.

Olaya Ömer'in açısından bakarsak da mantıklı bir seçim diyebiliriz. Malum Türkiye'ye kıyasla Almanya'nın savunma hattında çok daha fazla kaliteli oyuncu var. Her ne kadar çok daha büyük bir vitrine çıkma şansı olsa da Ömer'in bu kadroda kolay kolay yer bulabileceğini düşünmüyorum. Ki kendisinden kesinlikle daha iyi olan bir başka gurbetçimiz Serdar Taşçı bile ilk 11de yer bulamıyor. Türkiye'de sürekli oynayarak da bir bakıma vitrine çıkmış olacak ve bakarsınız takımı ileriye taşıyan adamların başını çeker. Artık kendisine sakatlıksız, kazasız ve başarılı bir kariyer umuyoruz. Şampiyonlar Ligi'nde olmayı hedefleyen takımlarımız için de "ikna edilebiliyorsa" süper bir katkı olur, söylemeden edemedim.

NBA OYUNCULARI OKYANUS DIŞINA DAĞILMAYA DEVAM EDİYOR



Öncelikle Virtus Bologna’nın Kobe Bryant ile ilgilendiğini ve çok ciddi teklif sunduğunu belirterek yazıma başlamak istiyorum. Aslında Kobe’nin daha öncesi babası yüzünden gençliğinde İtalya’da yaşadığını ve yapılan teklifin buna dayanarak yapıldığını belirtmek gerek. Kobe ve menejerinin ilgisini çekebilmek için birden fazla teklif yaptığını ve bunların hakikaten Kobe’nin ilgisini çektiğini söylemek gerek. Bir sezonluk 6.7 milyon dolarlık teklif yaptılar Kobe’ye. Bir sezonluk, iki aylık, bir aylık ve maç başı gibi dört çeşit teklif sunmuşlar. Daha netlik kazanan bir şey yok ama anlaşma sağlanırsa uzun zamandır duraklama döneminde olan Bologna temsilcisi, Siena ve Milano ile şampiyonluk mücadelesine girebilir. Bekleyip göreceğiz.

Milano demişken, onlarda Danilo Gallinari ile lokavt bitene kadar anlaşma sağladılar. Son zamanlarda güçlendirdikleri performansın üstüne çıkmak için onlarda hamlelerini yaptılar.

Son 1 ay içinde önemli NBA oyuncuları da Amerika dışına çıktılar. Kenyon Martin, JR Smith, Josh Powell, Wilson Chandler Çin’e gittiler. Ty Lawson Litvanya’da oynamaya çok yakın, Brian Scalabrine Benetton Treviso’ya, Austin Daye BC Khimki Moscow’a, DeJuan Blair Krasnye Krylya Samara’ya, Corey Maggette ise PAOK’la, Mehmet Okur Türk Telekom’la son olarak ta Semih Erden Beşiktaş’la anlaştı.

Bu lokavt süreci bu şekilde umutsuz vaka kıvamında devam ediyor ve bu şekilde devam ettikçe de kafalarında Amerika dışında oynamak gibi planı olmayan oyuncular da bu fikre sıcak bakmaya başlayabilirler. Bu arada Hidayet yaptığı açıklamadı lokavt süresince bir takımda oynamayı düşünmediğini ve ailesine daha çok vakit ayıracağını söyledi.