29 Ağustos 2011 Pazartesi

Tottenham-Man.City değerlendirmesi


Dün Tottenham-Man.City maçını seyrettim. Öncelikle söylemeliyim ki müthiş bir maçtı. Özellikle City oynadığı bu futbolu sezonun geneline yayarsa, şehrin diğer takımı olan, ezeli rakibi ManU’yla birlikte şampiyonluğun net favorisi. Ölümcül bir forvet hattına sahipler. Santrfor’da Dzeko inanılmaz formda ve uyum sürecini artık anlatmış İngiltere’deki futbola ayak uydurmuş. Arkalarında ise her zamanki efektifliğinde David Silva, bir yeni transfer Kun Agüero da uyum sürecini çok çabuk atlatıp, takıma hemen adapte olmuş. Son transfer ise Arsenal’de geçtiğimiz sezon yalnızca 1 asist yapan ( o da Man.City’e ), sezon başında City’e transfer olmak istediğini söyleyen ve sonunda muradına eren Samir Nasri. Forvet hattı için yedeklerde ise her ne kadar sorunlu bir kişilik olsalar dahi yeteneklerinden hiçbir zaman şüphe duymayacağımız Tevez ve Balotelli var. Her pozisyonda 2’şer alternatifleri var ve fiziksel olarak çok güçlü ve çoğu rakiplerinden üstünler. Dün maça başlayan forvet hattındaki 4’lü bu sezon ilk defa bir arada oynadılar ve müthiş bir performans sergilediler. (bunda tottenham menejeri Harry Redknapp’in de maça başladığı 11’in de etkisi büyüktü). Dzeko bir santfor da olması gereken bütün yetenekleri teker teker gösterdi bu maçta attığı gollerle. Sağ ayağıyla, Sol ayağıyla, Kafayla. Tam 4 gol attı tottenham kalesine. Agüero da kendi istatistiklerine, kendi yeteneklerini sergilercesine bir gol ekledi. Şu an için her şey güzel gidiyor gibi gözüküyor ama benim kendi kafamdaki tek sıkıntıysa şu; olası bir 2-3 maçlık puan kaybı serisinden sonra teknik direktör Mancini’nin bu dönemi atlatma becerisi. Ama City’nin şu güne kadar oynadığı futbolla bunun gerçekleşmesinin çok zor bir ihtimal olduğunu düşünüyorum.

Totenham ise sezona hiç te istediği gibi başlayamadı. İlk hafta Everton’la oynayacakları maç Londra’da çıkan isyan’dan dolayı ertelenmişti. Ama oynadıkları 2 maçtan da puan alamadılar. Özellikle City maçında resmen döküldüler. Yukarıda da bahsettiğim gibi Harry Redknapp maça defansif yönü güçlü olan bir orta saha oyuncusu olmadan başlayarak adeta City forvet hattının ekmeğine yağ sürdü diyebiliriz. Orta sahanın ortasında Modric, Kranjcar, kanatlarda Bale ve Lennon ileride ise Van der Vaart ve Crouch ile çıktılar sahaya. En azından orta sahada Huddlestone gibi çok beğendiğim ve çok güçlü bir oyuncu olsa işler daha farklı olabilirdi. Sezon başından beri transferi yılan hikayesine dönüşen Modric’in kafasının karmakarışık olduğu bu maçta tekrar ortaya çıktı. Bu meselenin bir an önce hallolması lazım çünkü takıma yarardan çok zarar veriyor. Zaten bu durumdan bazı Tottenham taraftarları da memnun değil ki Modric oyundan çıkarken yuhaladılar. Bir oyuncu bu şekilde takımına katkı veremiyorsa satmak çok daha mantıklı. Çünkü totenham her ne kadar geçen sezon çok parlak performanslar sergilese de bu sezon a daha ciddi takviyeler yaparak başlaması gerekirdi diye düşünüyorum. Özellikle Crouch forvette çok yetersiz, ama bu bölgeye Adebayor gibi çok önemli ve yetenkli Crouch’tan çok daha faydalı olacağı kesin aynı zamanda biraz da sorunlu. Eğer ki Modric’i satmayı düşünürlerse oradan gelecek parayla stoper mevkiine de takviye yaparlarsa tottenham çok daha sağlam bir takım olacağını düşünüyorum.

Uzun lafın kısası ManU ve Man.City bu sezon gerçekten göze çok hoş gelen ve pozitif bir futbol oynuyorlar ve şampiyonluğun net favorileri onlar. Bunu da bu hafta iki Manchester ekibinin Kuzey Londra takımlarına 13 gol atmasından anlayabilriz sanırım.

28 Ağustos 2011 Pazar

Tarihi hezimet: Manchester 8 – 2 Arsenal


Maç hakkında, saha içinde olanlarla ilgili olarak çok detaylı yorum yapmaya gerek olduğunu düşünmüyorum. Arsenal’in zaten iyi yolda olmadığını, onlar adına işlerin iyi gitmediğini görebiliyorduk. Aksine Manchester ise haftalardır çatır çatır top oynuyordu. Bu ikilinin karşılaşması Arsenal adına acılı oldu.

Manchester’ın kazanması zaten banko gibi bir şeydi ama 8-2 mi?! Yok artık. Ayıp olmazsa “oha” demek istiyorum. Öncelikle iyi taraftan başlayalım. Manchester United tabiri caizse “taş gibi” bir takım. Kim giderse gitsin kim gelirse gelsin adamlar neredeyse her sene çok iyi futbol oynuyor. Bu sene de makine gibiler. Kim nerede ne zaman ne yapacak sanki her şey daha önceden belliymiş gibi oynuyorlar. Kim ayağına topu alırsa alsın önündeki oyuncunun ne yapacağını biliyor. (Bu Nani için geçerli olmayabilir, malum bazen ne yapacağını kimse tahmin edemiyor.) Zaten bu muhteşem sistemleri sayesinde her sene olduğu gibi bu sene de şampiyonluğun en büyük adayı Manchester.

Tek tek atılan golleri, yapılan hataları irdelemeye gerek yok. Malum bu işe girmeye çalışsak içinden çıkamayız ama şöyle de bir şey var ki Ashley Young’ın attığı iki gol de muazzamdı. Özellikle de ilk golü ayırmak lazım. Zaten Manchester’a geldiğinden beri iyi top oynayan Ashley Young’ın bu maçla beraber patladığını söyleyebiliriz. Oyuncuları birbirlerinden ayırarak yorum yapmak da istemiyorum çünkü hepsi beraber süper bir şey ortaya çıkarıyorlar.

Arsenal için ise üzülüyorum. Fabregas ve Samir Nasri gibi takımının en iyi iki oyuncusu gitmek istiyorken (hatta gidecekleri belliyken) bu oyuncular için 2’şer tane alternatif ayarlamamak bence ihanettir. Tamam, Mata’nın transferi için uğraşıldı ama Mata’nın yedeği kimdi? Böyle bir kriz anında her transfer hedefinin 1-2 tane alternatifi olması lazım. Biri olmazsa diğer alternatifin hemen bitirilmesi lazım. Bu durumun genç oyuncuları oynatmakla da ilgisi olmadığını bugün net bir şekilde gördük. ManU da genç oyuncuları kullanıyor ancak bu şekilde değil.

Kesinlikle Arsene Wenger’in hakkını yemek istemem. 15 yıldır Arsenal’e çok şey kattı. Ancak bence bu maçtan sonra istifasını sunması gerekir. Arsenal yönetimi kabul eder ve ya etmez fakat en büyük rakiplerinizden birinden 8 gol yiyorsanız, bu rezilliktir. İstifa’sı kabul edilmezse de güvenoyu almış olur ve takımını düzlüğe çıkartmanın yollarını arar. Fabregas’ın gidişinden beri belli olan tek bir şey var; bu takımın bir lidere ihtiyacı var. Bu takım Fabregas gittiğinden beri orta sahada hiçbir şey üretemiyor. Şimdi Nasri de gittikten sonra durum Premier League’de tepelere oynamak isteyen bir takım için hiç iç açıcı değil. Kesinlikle birkaç hafta sonra Arsenal şimdi oynadığından daha iyi bir seviyeye gelecektir. Ancak bu eldeki kadroyla ne seviyeye kadar çıkabilir meçhul. Transfer döneminin son haftasına girdik, bu saatten sonra hangi fark yaratabilecek oyuncuyu ikna edebilecekler izleyeceğiz.

Athletico Madrid ve Arda Turan’dan sezon açılışı


La Liga heyecanı dün akşamki maçlarla başladı. Ben de bu heyecana ve eğlenceye biraz önce oynanıp biten Athletico Madrid – Osasuna maçı ile dahil oldum. Keyifli geçen maç 0-0 beraberlikle sonuçlandı. Öncelikle La Liga’da bir öğlen maçı olması nedeniyle biraz yadırgadım. Söylenilene göre bu sene İspanya’da da diğer bazı liglerde olduğu gibi bu tarz öğle maçlarına daha çok tanık olacağız.

Maça gelecek olursak. Öncelikle maça başlayan Athletico Madrid takımının en önemli iki transferinden yoksun olduğunu söyleyelim. Arda 55. dakikada oyuna girdi, Falcao ise evraklarının yetişmemesi nedeniyle bugün forma giyemedi. Bu da Athletico’nun hücum gücünü oldukça azaltmış. İlk yarıda beğendiğim isim Eduardo Salvio oldu. 21 yaşındaki genç Arjantinli oldukça hareketliydi ve bu sene enerjisiyle Madrid’e güç katacak gibi duruyor.

Genel olarak Athletico’ya bakarsak daha hazır olmadıklarını söyleyebiliriz. Özellikle ilk yarıda kopuk bir Madrid vardı sahada. Her ne kadar ikinci yarı daha iyi bir görüntü çizseler de şu an için yeterli düzeyde değiller. Sağ bekteki yeni transfer Silvio’yu hiç beğenmedim. Yaptığı top kayıplarıyla bazı bölümlerde takımın ritmini bozdu. Ancak yeni transfer olması dolayısıyla biraz tolerans göstermek ve zaman vermek gerekiyor.

Bir paragraf da Athletico Madrid’in Chelsea’den aldığı genç kaleci Thibaut Courtois için açmak gerekiyor. Chelsea’den kiralık olarak Madrid’e gelen 19 yaşındaki kaleci bence çok potansiyelli bir oyuncu. Bugün ilk defa izledim ve açıkçası hayran kaldım. 19 yaşında olmasına rağmen kendinden emin ve güven veren duruşu bizim 30 yaşına gelmiş kalecilerimizde bile görmediğimiz tarzdaydı. 1.94 lük uzun boyunu çok iyi kullanıyor ve yan toplarda hata yapmıyor. Onun bölgesine gelen hiçbir hava topu pozisyonunda rakibe imkan vermedi. Yazın başında David De Gea’yı Manchester United’a satan Athletico Madrid bu oyuncunun üzerinde durup bonservisini de alırsa muhtemelen yine birkaç yıl için kalesini kapatır.

Madrid maç boyunca Forlan’ı ve Agüero’yu aradı. Agüero bu maçta oynamış olsa %99 kazanırlardı. Çünkü gerekli pozisyonları yakaladılar ve değerlendiremediler. Tabi ki Radamel Falcao da oynamış olsa bunları bu pozisyonları ıskalamazdı. Genel olarak Falcao’nun Agüero aratmayacağını düşünüyorum. Oyun tarzları farklı oyuncular da olsa, şu anki yapısıyla Athletico bir şekilde pozisyon yaratmayı başarıyor. Zaten Falcao’nun ihtiyacı olan şey de pozisyon yaratılması. Gol becerisiyle bu sene Madrid’e çok şey katacağını düşünüyorum. Forlan’ın da çok çok büyük bir ihtimalle takımdan ayrılacağını düşünecek olursak Falcao’nun bu katkıyı vermesi de lazım. Yoksa durum kötü olur.

Savunma hattında ise sıkıntı yaşanıyor. Athletico’nun bekleri Filipe ve Silvio genellikle hücumu düşünen bekler. Konsantrasyonunun büyük kısmını buna ayırınca savunmada amatörce hatalar yapabiliyorlar. Osasuna ile oynarken belki mağlubiyete sebep olmadı ama ileriki maçlar için şüphe uyandırdı.

Arda’ya gelecek olursak. Öncelikle 55. dakikada Arda oyuna girerken Athletico Madrid tribünlerinin ona tezahürat yapması, ayağına topu ilk aldığı onda alkış tutmaları ve destek olmaları bir Galatasaray’lı olarak beni çok duygulandırdı. Çünkü Arda’yı 17 yaşından beri takip ediyoruz ve artık millet olarak o “bizim çocuk”. Babası Fenerbahçe’nin ilk futbolcularından olan fanatik Fenerbahçe’li babaannem bile “Galatasaray tarihinden bir tek bu çocuğu seviyorum” diyorsa gerçekten de “bizim çocuk” olmayı başarmış demektir. Arda bugün serbest oyuncu olarak oynadı. Forvet arkasında oynadı ama sağa kanat ve ya sol kanatta da gördük. Arda’nın genellikle bu rolde oynayacağını tahmin edebiliriz. Orta sahanın önünde ve forvetin arkasındaki yaratıcı oyuncu olacak. Bakalım “bizim çocuk” bu Madrid’deki bu görevini kaldırabilecek mi.

26 Ağustos 2011 Cuma

Beşiktaş ve Trabzonspor’un Avrupa grupları

Öncelikle şöyle bir şey var ki, Romanya’nın 4 takımla (1 Şampiyonlar ligi, 3 Avrupa ligi) yer aldığı Avrupa kupalarında 2 takımla devam ediyor olmamız, bütün ülke olarak tek kelimeyle utancımızdır. Slovakya’nın bile Avrupa kupalarında 2 takımla devam ettiğini söylemem herhalde bu rezilliğin kanıtı olur. Kulüp bazında özellikle son 2-3 senedir büyük bir çöküşe girdik ve artık hatalarımızdan ders alma zamanı geldi de geçiyor bile. Artık kendimizi toplayıp doğru yönetilmemiz gerekiyor. Çünkü her şeyin başı bu, doğru yönetilmiyoruz. Eğer önümüzdeki 1-2 sene de bu şekilde Avrupa’da fiyasko sonuçlar alırsak büyük ihtimalle Şampiyonlar Ligi’ne giden takımımız bile kalmayacak (ön eleme oynanma ihtimali). Neyse bu kısa girişten sonra Beşiktaş ve Trabzon’un dün ve bugün çekilen gruplarına bir göz atalım.

Şampiyonlar Ligi’ndeki temsilcimiz Trabzonspor’un grubu; Inter – CSKA Moskova ve Lille. Kabul edelim ki Trabzonspor’un çekebileceği en iyi kuralardan biri. Öncelikle 1. Torbadan gelecek olan takım kim olursa olsun büyük ihtimalle içerde de dışarıda da 3 puanı alacak. O yüzden bizim için 2. ve 3. torbalar önemliydi. Her ne kadar Rus takımları her zaman bize ters gelse de 2. Torba’dan CSKA’yı çekmek bence gayet güzel. Hatta tartışılabilir ama bence 2. Torbadan gelebilecek en kolay rakibi kaptık. Peki, CSKA ile çok güç farkımız var mı? Evet, bunu da kabul edelim ki var. Trabzon’un en önemli 3-4 oyuncusunu kaybetmesinin takımı en azından şimdilik nasıl etkilediğini de geçtiğimiz maçlarda gördük. Ancak Trabzonspor’un 2-3 transfer daha yapacağını düşünecek olursak, özellikle içeride baş edemeyeceğimiz bir rakip de değil. 3. Torbadan ise Lille geldi. Lille benim düşünceme göre “bir futbol takımı nasıl doğru yönetilir ve başarılı olur” konusunda üzerine tez yazılabilecek bir takım. 5 sene önce belki de hiç birimiz Lille’i bilmiyorduk bilsek de takip etmiyorduk ama şu anda hepimiz yakından tanıyoruz. Gervinho – Hazard – Moussa Sow üçlüsüyle müthiş bir hücum hattı kuran Lille geçtiğimiz yıllarda diğer bir temsilcimiz Fenerbahçe’yi elemeyi başarmıştı. Ancak Lille’de de bu sene önemli bir kan kaybı oldu. Gervinho ve Cabaye gibi çok önemli iki ismin başını çektiği 4-5 oyuncu ile yollarını ayırdılar. Gervinho’nun yerine Saint Ettien’den sağ açık Dimitri Payet transfer edildi ancak bana kalırsa geçtiğimiz sezonki güçlerini yakalamış değiller. Yine takviye yapılmış bir Trabzon’un içeride Lille’in altında kalmayacağını düşünüyorum. Her ne kadar güzel bir grup çekmiş de olsak Trabzonspor’un işi çok zor olacak. Bursaspor gibi olacağını düşünmüyorum ama bu gruptan çıkmak da bana kalırsa mucize olur. Hedef 3.lük olmalı ki bu bile zor. Çünkü sadece kağıt üzerinde bakmamamız lazım, CSKA da Lille de her sene buraları oynayan ve üst düzey futbola alışık takımlar. Trabzonspor’un bu konudaki zaafları önemli bir sorun olarak karşımıza çıkacaktır.

Avrupa Ligi’nde Beşiktaş’ın rakipleri ise; Dinamo Kiev – Stoke City ve Maccabi Tel-Aviv. Trabzonspor’un tersine Beşiktaş oldukça (tabiri caizse) “pis” bir kura çekti. Öncelikle Dinamo Kiev ve diğer Ukrayna-Rusya takımları zaten sanırım Beşiktaş’ın baş düşmanları. Türk takımları olarak da illa ki her sene bir Rus ve ya Ukrayna takımıyla eşleşiyoruz ne hikmetse. Dinamo Kiev’i hepimiz tanıyoruz fiziksel olarak çok güçlü olan ve ihtiyacı olan golü bir şekilde bulan bir takım. Rusya deplasmanı bizim için yine kabus gibi olacaktır. Ancak grubu esas zorlaştıran ise 3. ve 4. torbadan gelen rakipler. Stoke City’yi Beşiktaş’lı olsam hiç mi hiç istemezdim. Bu Premier League takımlarının böyle bir durumu var. Stoke City gibi orta sıra takımlar Avrupa kupalarına ender katıldıkları için Avrupa puanları çok düşük oluyor. Bu nedenle de böyle 3. ve ya 4. torbadan giriyorlar. Ancak hiç de 3. torbadan geldi diye küçümsenecek bir takım değil Stoke City. Bu sezon Stoke’u 1-2 kez izleme fırsatı buldum ve fiziksel olarak (doğal olarak bir İngiliz takımı) çok iyi ve dinç bir durumdalar. Şahsi düşüncem Türkiye liginde oynuyor olsalar ilk 3’e oynarlar. Beşiktaş’a özellikle deplasmanda zorluk çıkartabilecek bir ekip. İnönü’de ise kesinlikle yenmemiz lazım. Stoke’a İstanbul’da verilecek bir puan çok büyük bir dezavantaj yaratacaktır. Ancak kendimizi de küçümsemeyelim Simao’lu Quaresma’lı Fernandes’li Beşiktaş da zaten içeride kolay kolay puan kaybetmeyecektir. Son rakip ise Maccabi Tel-Aviv. Açıkçası 4. torbadan Maccabi’yi de istemezdim. Kalite olarak tabi ki yakınımıza bile yaklaşacak durumda değiller, ancak İsrail deplasmanları da her zaman zor geçer. Beşiktaş’ın içeride ve dışarıda Maccabi’yi yenerek 6 puanı alması kendisini rahatlatacaktır. Türk takımları olarak beklenmedik maçlarda puan kaybetmekte üstümüze yoktur. Bu yüzden Beşiktaş bu sıkıntılı grupta gereksiz puan kayıpları yaşamamalı ve her maçı büyük bir ciddiyet ve disiplinle oynamalı.

Fenerbahçe düşürülürse sportif olarak ne yapmalı?


Futbol tarihimizin kaos içinde ve benzeri görülmemiş şu günlerini yaşadığımız dönemde artık neyin nasıl olacağını tahmin etmek çok zor. Keza biz de zaten şu takım niye aklanmadı bu takım niye ceza almadı şeklinde yorum yapmıyoruz. Çünkü artık her şey birbirine geçmiş ve karmakarışık durumda. Bu durumda TFF’nin etkisinin büyük olduğunu düşünüyorum o başka. Eğer ki 1 ay süre istedikten sonra çıkıp kendi duruşlarını kendileri belirleyip sağlam bir tavır sergileselerdi her şey bu kadar karışmazdı. Neyse bunu bir kenara bırakıp gelecek sene Bank Asya liginde mücadele etmek için başvuran Fenerbahçe’nin sportif olarak ne yapması gerektiği konuşalım.

Öncelikle Fenerbahçe’nin fazla para alan yaşlı sayılabilecek yabancı oyuncularıyla yollarını ayırması gerektiğini düşünüyorum. Keza Ali Koç’un açıklamalarında Fenerbahçe yönetiminin de bu yönde düşündüğünü öğrendik. (Muhtemelen dün akşamki tavrından sonra Ali Koç, birçok Fenerbahçe taraftarı için sıradaki başkan adayı olarak görülüyordur.) Koç’un konuşmasının ardından bugün Diego Lugano’nun yurtdışına transferi için görüşmelere başlanıldığı borsaya bildirildi. Bence kesinlikle doğru bir hamle. Taraftarın büyük sevgisine rağmen her sene yurt dışına gitmek için elinden gelen her şeyi yapan Lugano’nun takımdan ilk ayrılan olması da şaşırtıcı değil. Lugano’dan sonra Niang ve Andre Santos’un da takımdan ayrılması bekleniyor. Bence de ayrılmaları yine çok doğru olur. Çünkü muhtemel olarak Bank Asya liginde oynayacak olan Fenerbahçe için bu oyunculardan gelecek bonservis bedelleri çok önemli. Bu oyuncuların yüksek maaş yükümlülüklerinden kurtulmak da ekonomik açıdan çok önemli. Çünkü bahsi geçen bu üç oyuncunun yıllık maliyeti 10m euro civarında. Ki Bank Asya’da oynarken de bu üç oyuncuyu hiç aramazsınız. Bu oyuncuların yanında Gökhan Gönül’ün de Valencia’ya transferi söz konusu. Ben bunu diğer gelişmelerden bağımsız olarak olması gereken bir transfer şeklinde değerlendiriyorum. Gökhan Gönül’ün kalitesini artık hepimiz biliyoruz. Abartısız olarak ben de dünyada oynayamayacağı sadece 2-3 kulüp var diyorum. Aynı zamanda yeni bir yapılanmaya giden Valencia’nın bel kemiklerinden biri olacaktır. Arda’yı da yurtdışına yolladıktan sonra artık sıra Gökhan’da.

Bir de olayın kısıtlamalar boyutu var. Bank Asya’da oynayan yabancılar 24 yaş altı olmak zorunda. Ancak olası bir durumda Fenerbahçe Bank Asya’ya düşürülse, bu kural onları etkilemeyecek. Çünkü Süper ligden düşen takımların sözleşmesi devam eden yabancı oyuncuları yaşları ne olursa olsun oynatma hakları var. Yalnız bildiğim kadarıyla sadece 3 yabancı oynatabilme hakları var. Muhtemelen Fenerbahçe düşürülmesi durumunda birkaç yabancı oyuncusuyla yollarını ayıracak ve kaybetmek istemedikleri yabancılar olursa, onları da kiralık olarak gönderecektir. Zaten bahsi geçen yabancı oyuncular kadrodan ayrılırsa geriye bir tek Baroni ve Bilica kalıyor ki (Alex hariç) onları da kiralık olarak yollamak isteyeceklerini sanmam.

Bu durum Fenerbahçe’nin genç oyuncularını değerlendirmek için bir şans olarak kullanılmalı. Berk Elitez olsun Gökay İravul olsun böyle bir durumda üzerinde durulması gereken isimler olur. Bu kaos belki de en çok bu gençlere yarar. Düzenli bir şekilde forma şansı bulup kendilerini geliştirme imkanı yakalarlar. Tabi ki, bardağın dolu tarafını görmeye çalışarak bunu söylüyorum yoksa; oh oh bu durum Fenerbahçe’nin işine geldi falan demiyorum.

Muhtemelen birkaç güne ne karar verileceği belli olur. Bence Fenerbahçe yönetimi bu kadar açık ve net bir şekilde Bank Asya’da oynama talebi yapıyorsa muhtemelen bu gerçekleşecektir. Ancak bu, sadece istedik oldu şeklinde gerçekleşebilecek bir şey değil. Detaylarını bilmesem de sanırım Fenerbahçe'nin şike suçunu kabul ettiği takdirde Bank Asya'da oynaması mümkün. Bakalım takip edip göreceğiz.