26 Kasım 2011 Cumartesi
Galatasaray demek sancısız maç yoktur demek.
Galatasaray - Sivasspor maçının Galatasaray için özeti işte bu.. 2-1 (Engin,Baros-Erman Kılıç) biten maçın başından itibaren dominant olan taraf kesinlikle Galatasaray'dı. Maça istekli başlayan Fatih Terim'in takımı topun kontrolünü erkenden ele geçirdi ve ilk yarıda Sivasspor'a karşı oldukça üstün bir oyun sergiledi. İleride basarak Sivasspor'un iyi oynamasına da engel oldular. Ancak Sivas'ın da bugün iyi oynayacak bir hali de yoktu sanki.
Şöyle kısa bir değerlendirme yapmak gerekirse, Galatasaray'ın çift forvet ile daha iyi olduğu aşikar. Ancak yine de yaratıcı oyuncu sıkıntısı büyük. %68 topla oynadığı ilk yarıda yaratıcılığıyla ön plana çıkacak bir oyuncusu olsa Galatasaray'ın, skor bence farklı olurdu. Çünkü topla oynanıyor ancak verimli ve efektif yapılan pas sayısı düşük. Bugün için olumlu olan gelişmelerden biri Riera'nın iyi oyunuydu. Kazım tarafından felç edilen sağ kanatın verimsizliğini soldan iyi katkı vererek örttü Riera. Kazım aynı zamanda bence Eboue'yi de topallaştırıyor. Önünde daha etkili bir kanat oyuncusu olsa Eboue'nin yaptığı çıkışlar da daha etkili olacaktır. Eboue'nin Galatasaray adına günün en iyi ismi olduğunu düşünüyorum. Özellikle defansta Grosicki'yi hemen hemen her pozisyonda duman etti. Son haftaların parlak ismi Semih Kaya ise bugün kötü bir performans çizdi. Birkaç kritik hatası oldu ancak bu hataların %90 tecrübesizlik temelli olduğunu görebiliyoruz. Kısacası Galatasaray bugün 1-2 oyuncu hariç iyi bir görüntü çizdi.
Şimdi gelelim işin başlığımızı oluşturan kısmına.. Engin Baytar efendi.. Gerçekten bu adamın yaptığı eylemlerin bazılarına anlam yüklemeye çalışmamak gerekiyor. Yeni takımına geldiğinden beri pek bir vukuatı olmasa da, bugün kişilik damarı kendini gösterdi. Engin belki de bugün takımın en iyi adamlarından biriydi. Orta sahada en çok top kapan, hücümda en üretken gözüken oyuncu rolündeydi. Golünü de attı, sonra da gidip kaleciye kafa attı. Yahu anlaşılır gibi değil. Böyle giden bir maçta neden durduk yere atılırsın ve maçı tehlikeye atarsın. Bir de üzerine önümüzdeki maçlarda cezalı olacak. Bence bu disiplinsizliğe önemli bir para cezası verilmesi gerekiyor. Bu tarz eylemlerin hoş karşılanmayacağını oyunculara net olarak hissettirecek, ibretlik bir ceza bence makul olur. Elmander'in pozisyonu ise benim bakış açıma göre talihsizlik. Net kırmızı kart o başka, ancak kasıtlı bir müdahale olmadığını düşünüyorum. Keza görüntüler izlendikten sonra cezasının 1 maç olmasının daha uygun olduğunu düşünüyorum.
Madrid derbisinde gülen taraf Real !

La Liga’da haftanın merakla beklenen maçında, Madrid derbisinde, gülen taraf 4-1 lik skorla 9 kişi kalan Atletico’yu deviren evsahibi Real Madrid oldu.
Lider Real, doğal olarak maçın favorisiydi ama maç hiç de istedikleri gibi başlamadı ve Atletico Madrid, Adrian ile öne geçti. Fakat maçın kırılma noktasının, 22. dakikada Atletico’nun genç kalecisi Courtois’nın yaptığı penaltı ve gördüğü kırmızı kart olduğunu düşünüyorum. Bu dakikadan itibaren Real tam anlamıyla kontrolü eline aldı. Zaten dünyanın en iyi takımlarından birine karşı deplasmanda oynuyorsanız, bir de ilk yarının ortalarında 10 kişi, maç sonuna doğru da 9 kişi kalıyorsanız maçtan puan koparma işiniz mucizelere kalır demektir. Özellikle 2. yarının nerdeyse tamamı boyunca Real Madrid, Atletico’ya kontra şansı bile vermedi, maç tamamıyla Atletico’nun yarı sahasında oynandı diyebiliriz. Bunda Atletico’lu oyuncuların eksik kalmalarından dolayı yorulmalarını da göz önünde bulundurmak gerekir. Bütün bu faktörler, maçın 4-1 bitmesine sebep oldu sonuçta.
Atletico, bu sezon istikrarsız sonuçlar aldığı için eleştiriliyor, fakat bence bu maç bu konuda kıstas kabul edilemez. Neden mi böyle düşünüyorum ? Kalecilerinin maçın başlarında kırmızı kart görmesi, hücumda takımın etkili isimlerinden Diego’nun bu yüzden mecburi oyuncu değişikliği, yedikleri 2 penaltı golü ve Real Madrid gibi çok zor bir deplasman maçı, bu mağlubiyeti kabul edilebilir bir hale getiriyor.
Real Madrid ise sezon başından beri bildiğimiz Real… Maç başına 3,5-4 gol atan, rahat maç kazanan bir takım görüntüsündeler. Geçen yıl da olduğu gibi, La Liga da lideri muhtemelen El Classico’ların sonuçları belirleyecek büyük ölçüde.
Peki Madrid’deki Türk oyuncularımız bu akşam ne yaptı ? Bildiğimiz üzere Real Madrid’de Mesut Özil, Nuri Şahin ve Hamit Altıntop, Atletico Madrid’de ise Arda Turan forma giymekte. Dilerdik ki bu akşam bütün oyuncularımız sahada olsun, ama yalnızca Arda Turan ve Mesut Özil maçta forma giydiler. 2 oyuncu da sahada kaldığı yaklaşık 78 dakika içinde iyi mücadele ettiler ama çok da ön plana çıkmadılar takımları adına.
Sonuç olarak Real, bir haftayı daha kayıpsız atlattı ve liderliğini korudu. Bakalım gecenin diğer maçında şampiyonluğun diğer adayı Barcelona ne yapacak…
The day that never comes! Lokavt bitiyor!
Şöyle sağlam bir oooh bee çekmenin günü geldi arkadaşlar! Nba'de lokavt sona eriyor! Yine 16 saat süren bir toplantının ardından takım sahiplerinin ve oyuncular birliği sendikasının bir anlaşmaya vardığı haberi geldi. Sonra da beklenen resmi açıklama geldi.. NBA Başkanı David Stern, ”Oyuncular Birliği ile sözlü bir anlaşmaya vardık. Sezonun 25 Aralık’ta başlamasını bekliyoruz.”. İyi de oldu, keza ziyadesiyle özlemiştik..
Şimdi geriye kalan tek şey resmi imzaların da atılması. Bu sürecin de 10-12 gün süreceği konuşuluyor. 9 Aralıkta başlaması beklenen hazırlık sürecinin ardından da ilk maç 25 Aralıkta güzel bir şovla oynanılacak.
Şu an için anlaşmanın detayları ile ilgili bir bilgim yok ama bir an önce bu haberi gelişmeyi paylaşmak istedim. Detayları ile ilgili bir yazı da olaylar şekillenince gelir elbette. Tabi Avrupa'ya gelmiş olan Nba oyuncularının da 10-12 gün içerisinde Amerika'ya dönmek zorunda olduklarını hatırlatalım. Ancak Krstic, Vujacic ve Weems gibi senelik imza atan oyuncular hariç..
25 Kasım 2011 Cuma
Başkent’ten gol sesi çıkmadı

Süper Lig’in mevcut lideri Fenerbahçe, haftanın açılış maçında deplasmanda Gençlerbirliği ile 0-0 berabere kaldı. Maçın genelinde 2 takımın da mücadele gücü yüksekti fakat pozisyon açısından kıt bir maç izlediğimizi söyleyebiliriz. Bu açıdan da skora bakarsak, maçın hakkının zaten beraberlik olduğunu düşünmekteyim.
Fenerbahçe ligin geride kalan 12 haftası içinde kaç maç iyi futbol oynamış diye baksak, bu sayı çok sınırlıdır. Fakat Fenerbahçe ligde lider. Bu durum Fenerbahçe’nin iyi oynamadığı haftalarda da sahadan 3 puanla ayrılmayı çok iyi başardığının bir göstergesi. Bunda da Alex de Souza’nın maçın bir anında ön plana çıkıp yarattığı yada attığı gollerin payı çok büyüktür. Fakat bu haftaki Gençlerbirliği maçında ne Alex, ne de takım arkadaşları hücumsal anlamda istediklerini sahaya bir türlü yansıtamadılar ve ortaya bu beraberlik çıktı.
Peki sadece Fenerbahçe etkisiz olduğu için mi berabere kaldı ? Tabi ki hayır, bu konuda Gençlerbirliği’li oyuncuların hakkını yemememiz lazım. Maç boyunca çok iyi kapandılar, orta sahada hızlı pas yaparak etkili kontratağa çıktılar. Hatta çok az bir farkla da olsa galibiyete daha yakın tarafın Gençlerbirliği olduğunu söyleyebiliriz. Önceki yazılarımdan birinde (Beşiktaş-Gençlerbirliği maçı ile ilgili) Gençlerbirliği’nin üstüne koyması gereken birçok şey olduğunu belirtmiştim. O günden bu yana daha oturaklı, daha sistemli bir takım olmuş Fuat Çapa’nın öğrencileri. İç sahada bu sezon hiç maç kaybetmeyen Gençler, bu şekilde devam ederse şampiyonluk adaylarının korktuğu bir deplasman haline gelebilir gerçekten.
Maç için bireysel performans olarak öne çıkan, değerlendirilebilecek kimseyi göremiyorum açıkçası. Fakat Sarı-Lacivertlilerin sezon başında kadrosuna kattığı Henri Bienvenu hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. Bence Bienvenu kesinlikle ama kesinlikle Fenerbahçe’nin kalibresinde bir forvet değil, çok yetersiz kalıyor. Hücuma çıkarken sırtı dönük top tutamıyor, çok pas hatası yapıyor, gol pozisyonlarına giremiyor. Gelen gideni aratır derler ya, şuana kadar Bienvenu, Niang’ı mumla arattı dersek yanlış bir ifade kullanmış olmayız herhalde. Buna ek olarak Semih Şentürk’ün de sonradan oyuna girdiğinde takıma en ufak katkı veremeyecek kadar formsuz olması, Fenerbahçe’nin devre arasında bir forvet transfer etmesinin kaçınılmaz olduğunu göstermekte.
Sonuç olarak, devre arasına 5 hafta kala Fenerbahçe, mümkün olduğunca az puan kaybedip devre arasında ekonomik güçlerinin elverdiği kadarıyla transfer yapacaktır, aksi takdirde bu kadroyla, bu şekilde iyi oynamadan ne kadar liderliği koruyabilirler bilemiyoruz. Bakalım önümüzdeki haftalarda nasıl bir Fenerbahçe izleyeceğiz…
Semih Kaya'dan 5 senelik imza
Beklenen bir gelişmeydi ve artık resmileşti. 1991 doğumlu Semih Kaya 5 senelik sözleşmeye imzasını attı. Semih'in yıllık alacağı garanti maaşlar sırasıyla; 355.000 TL, 450.000 TL,530.000 TL, 600.000 TL ve 660.000 TL ve bu ücretlere ek olarak alınacak maç başına ücretler var.
Son dönemde herhalde Galatasaray adına en heyecan verici gelişmelerden biri Semih Kaya'nın yükselişidir. Yıllardır alt yapıdan oyuncu çıkartıp ilk 11 düzeyinde düzenli forma veremeyen Galatasaray için bu genç stoperin performansı bu açıdan da önemli. İşin soru işareti kısmı; eğer ki Servet ve Gökhan o maç cezalı/sakat olmasaydı Semih Kaya formayı giyebilecek miydi? Bence hayır. Ancak yine de aldığın şansı iyi kullanmak genç oyuncu için şarttır. Semih de bu şansı mükemmel kullandı ve bundan sonra da formayı bırakacak gibi gözükmüyor. Fatih Hoca'nın da bu tarz oyuncuların büyük destekçisi olduğu bilinir.
Semih'in bana göre 3 tane en önemli özelliği var. Nedir bunlar? Atletizm, Soğukkanlılık ve Mücadele. Günümüz stoperleri için çabuk olmak atlet olmak oldukça önemli. Semih'in bu konuda çok avantajlı olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle inanılmaz bir zıplama kabiliyeti var. Çok hızlı olmasa da gayet çabuk bir oyuncu olduğunu da söyleyebiliriz. Gelelim soğukkanlılığa. 20 yaşındaki bir oyuncunun bu olgunlukta oynaması çok sık rast gelinen bir durum değil. Bu biraz kişilikle alakalı bir şey. Yani bir Sabri'nin oyununa bir Semih'in oyununa bakarsanız dediğim daha net ortaya çıkar. Genç oyuncunun mücadelesi ise alışık olmadığımız cinsten. Şöyle ki, genelde takımın en mücadeleci oyuncuları rakipler için antipatik olur. Semih Kaya'da bu özellik pek yok. Yani hem hırslı ve mücadeleci hem de soğukkanlı ve profesyonel. Enteresan bir karışım yani.


