13 Mart 2012 Salı
Diğer çaylaklar; Kawhi Leonard ve Kenneth Faried
Spotların Ricky Rubio ve Kyrie Irving gibi isimlerin üzerine çevrildiği bu çaylak sınıfının iki değerli ismi Leonard ve Faried. İki delikanlı da takımlarının kendilerine ihtiyaç duyduğu dönemlerde beklenilenin üzerinde katkı vererek değerli bir kazanç olabileceklerini kanıtladılar. Özellikle gençliklerinin körüklediği enerjileri Greg Popovich'in de George Karl'ın da dikkatini çekmiştir. Hele ki, Popovich'in başında olduğu takımın ihtiyarların hüküm sürdüğü bir takım olduğunu düşünürsek Kawhi Leonard daha bir parlak görünmüştür. Madem Kawhi Leonard dedik, ondan devam edelim.
San Antonio Spurs'ün kendisini ne kadar istediğini benim aslında yanlış bulduğum George Hill takasından anlayabiliyoruz. Ancak Kawhi Leonard'ın şu zamana kadar ortaya koyduğu performans Spurs yönetiminin bir bakıma haklı olduğunu kanıtlıyor. San Antonio benim için NBA'in Manchester United'ıdır. Hiç bir zaman dışına çıkmadıkları sistemlerinin içinde kim oynarsa oynasan pozitif yönde değişim yaşar. Kahwi Leonard'ın şansı da böyle bir takımda kariyerine başlamış olmak belki de. Aslında Greg Popovich'in gözüne girmek bir çaylak veya genç oyuncu için kolay değildir. Ancak Kawhi Leonard bunu başarmış durumda. Genç oyuncunun esas katkısı işin defans ve rebound alanlarında kendini gösteriyor. Enerjisi, atletizmi ve ortaya koyduğu mücadeleyle takıma ciddi katkı veriyor. Hücumda da az ama öz (yüzdeli) skor üretimi var. Kendisinin lakabı "the human avatar". Sanıyorum ki Spurs taraftarı da kendisini şimdiden çok sevmiş durumda.
Diğer bir atletik delikanlı ise Kenneth Faried. Nene Hilario'nun sakatlığıyla beraber bir anda çıkış yapan Faried hemen hemen herkesin beğenisini kazanmış durumda. Onun performansı da Kawhi Leonard gibi aslında. Atletizmi ve enerjisiyle Denver'ın yüksek tempolu sisteminde güzel bir yer edindi kendi Faried. 2.03'lük boyu 4 numara oynamak için biraz dezavantaj yaratıyor da olsa, bunu fiziksel özellikleriyle kapatmasını biliyor. Nene'nin iyileşmesiyle beraber George Karl, pota altını Nene ve Faried'le kuruyor. Muhtemelen böyle devam edecektir ve Koufos yedekten takılacaktır.
Sahibinden takaslık uzunlar; Dwight Howard, Josh Smith, Pau Gasol, Chris Kaman
Perşembe günü NBA’de takas periyodu sona eriyor. Bu nedenle şu önümüzdeki birkaç gün tam bir cadı kazanı olacak. Bu dönemde takas isteyen oyuncular öyle bir denk geldi ki, bir birinden kaliteli uzunlar tezgahlara ardı ardına dizildi. Hangisi kime hangi takıma yar olur bilinmez ama kesin olan bir şey var ki önümüzdeki günlerde NBA’in önde gelen uzunlarının bir ya da birkaçı şehir değiştirecek.
Şüphesiz ki istisnasız her takımın kadrosunda olmasını isteyeceği bir süper yıldız Dwight Howard. Bu nedenle en büyük yarış da onu kapmak için yapılıyor. Orlando’nun senenin başında takasını isteyen süpermen’le ilgili stratejisi geçen sezon Nuggets’ın Melo’da tutunduğu tavıra benziyor. Tok satıcıyı oynuyorlar ve olabilecek en iyi teklifi bekliyorlar. Takasın son günlerinde Dwight ile ilgili şanslarını zorlayan takımlar New Jersey Nets, LA Lakers ve Golden State Warriors. NBA’in ağır toplarından Lakers senenin başından beri Dwight ile dirsek temasında bulunuyor ve kadrosuna katmaya çalışıyor. Pau Gasol’lü ve ya Andrew Bynum’lu takas seçenekleriyle Orlando’nun kapısını birden fazla kere çaldılar. Lamar Odom’u da hatta bu şekilde Paul veya Dwight’tan birini getirmek uğruna kaybettiler desek yalan olmaz sanırım. Ancak Orlando’nun Shaq’dan kaynaklanan Lakers “sempatisi” bu takasın biraz önüne geçiyor. Nets ise Brook Lopez, Marshon Brooks ve 1. tur seçimleriyle kombine edilmiş bir paketle Orlando’ya gelmeyi düşünüyor ki, bence hiç az buz bir teklif değil. Muhtemelen de Orlando’nun alacağı en iyi tekliflerden biri olacaktır. Şu sıralar konuşulan son aday ise Warriors. Onların teklifi Monta Ellis ve David Lee’nin kombinasyonu. Yalnız bu teklifi Orlando reddetti. Başka bir varyasyonla teklif sunarlar mı bilmem ama son durum böyle.
Pau Gasol’ün durumuna ise resmen üzülüyorum. Sen yıllar boyu bir takım için mücadele et, şampiyonluklar kazan sonra seni yollayacak kapı arasınlar. Ancak yapacak bir şey yok sonuçta bu bir “iş”. Gasol’ün de profesyonellikten ödün vermeyerek elinden geleni sahada yapıyor olmasını saygıyla karşılıyorum. Çünkü resmen aylardır evinin neresi olacağını bilmeden yaşıyor İspanyol oyuncu. İlerleyen yaşından dolayı takas değerinin düşmesini anlarım ama bana kalırsa şuan için NBA’in en iyi 2-3 uzun forvetinden numaralarından biri.m Şu an için onunla ilgili öne çıkmış olan takım Houston Rockets gibi görünüyor. Luis Scola, Kevin Martin ve Dragic gibi oyuncuların kullanılacağı bir takas teklifiyle Gasol’ü kadroya katmak istiyor Texas ekibi. Bana fena bir takas da olmaz gibi geliyor. Yalnız yine de Gasol – Orlando Magic ilişkisinin ihtimalini göz ardı etmeyelim. He bir şeyler olur da Gasol'lü Rondo'lu bir takas olursa da sağlam bir "öööh" çekerim o da ayrı.
Geçen hafta çıkan haber ise Josh Smith’in takas istediği yönünde. Her ne kadar Atlanta Hawks yönetimi kendisini takımda tutmak istese de bu işin nasıl sonuçlanacağını bilemeyiz. Bir sürü takım bu sene allstar olmayı hak eden Josh Smith’i kadrosuna katmak isteyecektir. Hawks’ın bu kısa sürede istediği ölçüde bir teklif alabileceğinden emin değilim. Belki de Lakers takası olur kim bilir?
Chris Kaman da NBA yönetiminin elinde olan New Orleans Hornets’ın sahibini bekleyen pota altı oyuncusu. Kaman ofansif özellikleri değerli olan, önemli bir uzun bence. Bir diğer yandan 10 milyon civarı biten bir kontratın sahibi. Yani takas değeri hiç fena değil. Ancak NBA yönetimi devrede olunca işler biraz değişiyor. Yani Kaman gibi bir oyuncuya Derrick Rose’u falan isteseler şaşırmam artık. Tutkulu bir şekilde Kaman’ı pazarlayarak olabilecek maksimum teklifi almak istiyorlar ama zaman da azaldı. Horford’un sakatlanmasıyla beraber uzun ihtiyacı doğan Hawks’ın Kaman için adım atması beklenebilir. Ancak yine de bu saatten sonra nereye gideceği belli olmaz..
12 Mart 2012 Pazartesi
Ersan İlyasova çılgınlığı
Nba’deki temsilcilerimizin içinde açık ara en iyi performansı veren oyuncumuz Ersan İlyasova. Biz zaten kendisini yakından takip ediyorduk ama şu an oynadığı seviyede artık bütün Amerika’nın da gözü önünde. Abartma yok, son 1 aydır falan Allstar kıvamında top oynuyor Ersan. Takımı için büyük oynuyor, başkalarının hatalarını kapatıyor. Her şeyden öte çok doğru oynuyor. Pozisyon alma bilgisi ve rebound özellikleri en üst düzeyde. Şu sıralar müthiş yaptığı ve istatistiklerinin delirmesine sebep olan durum ise bitiriciliği. İçeriden/dışarıdan bulduğu pozisyonları çok yüksek yüzdeyle tamamlıyor. İstatistikler demişken Ersan’ın son 13 maçlık ortalama performansını sizinle paylaşayım; 13 maç, 20 sayı, 11 rebound %54 şut ve %45 üçlük.. Gerçekten de allstar performansı..
Ersan’ın bu sene bu seviyeye çıkmış olması ayrıca sevindirici, çünkü kendisinin kontrat senesi. Şuan bütün takım sahiplerinin gözüne gözüne sokarak gösterdiği kalibiyetlerine muhtemelen dolgun bir değer biçilecektir. Yalnız alacağı paradan daha da önemli olan Ersan’ın kendisine uygun bir takımla anlaşması. “Takım” anlayışının yüksek olduğu bir şehire giderse önümüzdeki süreç onun adına çok keyifli geçebilir. Keza Milwaukee’nin kişisel oyun anlayışının biraz değişmesiyle Ersan’ın yaptığı atılımı görüyoruz.
Yürüyedur Ersan.. Sana güvenenlerin haksız olmadığını kanıtladın. Maçı dinlerken Toronto’lu spikerlerden falan senin övülmeni dinlemek de bizi mutlu ediyor. Bir daha düşündüm de, yürümeyi bırak Ersan koşadur..
11 Mart 2012 Pazar
Beşiktaş nereye gidiyor ?!
Beşiktaş, bugün deplasmanda Orduspor’la zar zor 1-1 berabere
kalarak ligde son 8 haftada topladığı puan sayısını 5’e yükseltmiş oldu. Yani
Türkiye’nin 3 büyük kulübünden biri olan Beşiktaş, son 8 haftaya göre puan
tablosu yapılsa, küme düşecek. Buna ek olarak, UEFA’da Braga’ya karşı zor
geçilen tur ve ilk maçta Atletico deplasmanında Beşiktaş’ın belki de tarihi bir
farktan kurtulması… Peki bu Beşiktaş nereye gidiyor ?!
Hiç iyiye gitmiyor. Lider Galatasaray’ın tamı tamına 19 puan
gerisinde kalan Siyah-Beyazlıların, UEFA da yoluna devam etme ihtimali ise
bence mucizelere bağlı. Futbolda asla erken konuşmamalısınız, fakat haftalardır
Beşiktaş’ın oynadığı futbolu izleyip de tur için inançlı olmak gerçekten çok
güç. Umarım yanılırım…
Beşiktaş’ın son birkaç maçını değerlendirdiğimizde
(özellikle son 2 haftaki Trabzon ve Ordu maçları) takımın hiçbir şekilde hücum
yapamadığını görüyoruz. Gerçekten çok enteresan. Kendi alanında düşük tempoda
top çeviren Beşiktaşlı oyuncular, rakip yarı alana topu taşıyamıyor, taşısa da
yalnızca birkaç saniye topu rakip yarı alanda tutabiliyor ve özellikle, kendi
yarı alanından çıkmaya çalışırken rakipten gelen bir baskıyla çok fazla top
kaybedebiliyorlar. Böyle olunca da bırakın gol bulmayı, gol pozisyonuna
girmekte hatta kaleye isabetli şut çekmekte bile güçlük çekiyorlar. Ufak bir
hatırlatma yapmamız gerekirse, Cenk’in devleştiği maçta Beşiktaş Trabzonspor’a
2-1 yenilmiş, kaleyi bulan ilk ve tek isabetli şutu gol olmuştu
Siyah-Beyazlıların. Orduspor maçında da senaryo pek de farklı değildi.
Özellikle bugünkü Orduspor maçı boyunca çoğu zaman toplu
oyuncuyu değil, topsuz alandaki Beşiktaşlı oyunculara dikkat ettim. Bir oyuncu
topla buluştuğunda, diğer hiçbir oyuncu topsuz koşu yapmıyor, topu almaya gelen
hiç kimseyi göremiyorsunuz. Barcelona’nın bu konuda dünyada bir numara olduğu,
oyuncuların pozisyonlarına kilitli kalmayıp, sık sık yer değiştirip
birbirleriyle pas trafiğinde bulunma durumu (oyun akıcılığı) Beşiktaş’ta hiç
yok, sıfır ! Bunu az da olsa başaramadan hücumda başarılı olmak imkansız gibi.
Dolayısıyla Beşiktaş’ın en büyük gol silahı, bu işleri yapamadığı için duran
toplar.
Bu denli geniş ve Türkiye için iyi bir kadrosu bulunan
Beşiktaş’ın, bu denli ümitsiz oyunu, tek gol ümidinin sanki 2.lig takımıymış
gibi duran toplar olması, Beşiktaş taraftarını gün geçtikçe daha çok
kahretmekte. Peki ya sormak isterim, bu takım antrenman yapmıyor mu ? Antrenman
boyunca sadece düz koşu ve duran top mu çalışıyor bu takım ? Yada Carlos
Carvalhal takıma hiçbir taktik vermiyor da çıkın oynayın mı diyor ? Neden
bunları soruyorum, çünkü sahaya yansıyan bunlar. Bu yorgunluk yada formsuzluk
değil, bambaşka bir durum…
Başarısızlığın en büyük sorumlularından biri olarak gördüğüm
Carlos Carvalhal ile ilgili yakında apayrı bir yazı ile kendisini
değerlendireceğiz. Diğer faktörlerden azıcık bahsetmek gerekirse, şüphesiz ilk
söyleyeceğimiz şeyler Beşiktaş’ın yaşadığı ekonomik problem, eski başkan
Yıldırım Demirören ve yönetiminin gerek sportif gerek mali her konuda sınıfta
kalmış olmaları, kısacası Beşiktaş’ın hiç iyi yönetilememiş olmasıdır. Bunlara
ek olarak ise (tüm takımı bunun içinde tutamam ancak) birçok oyuncunun sorumsuz
davranışları gelmekte. Hiçbir oyuncu Beşiktaş’tan üstün değildir ve oynadıkları
takıma terlerinin son damlasına kadar hizmet etmek zorundadırlar (ekonomik
sıkıntılar yüzünden paralarını alamasalar bile), ancak özellikle Quaresma ve
Sidnei başta olmak üzere bazı oyuncular bunun bilincine varamamışlar hala…
Quaresma süresiz kadro dışı..
Ligimizin en heyecan verici oyuncularından biri, doğru! Dünyanın yetenek bazında sayılı oyuncularından biri, doğru! Oynadığı zaman tek başına maçı alabilir, doğru! Ancak bir takım için en yanlış işlerden biri bir oyuncu oynayacak diye beklemek. İşin aslı şu ki, Quaresma’nın Beşiktaş’a, Beşiktaş’ın ona olduğundan daha çok ihtiyacı var. “Oynamıyorsan çeker gidersin” demek şarttı, bu kadro dışı bırakma eylemi de bir nevi bunun sinyali. Quaresma’yı artık katar falan gibi çöp öğütücü ülkeler dışında alacak takım bulmak zor. Bence artık ya ülkesine döner, ya da Rusya’ya, Katar’a falan gider.
Benim eleştireceğim noktalardan biri de Quaresma’ya kaptanlık bandının taktırılması. Aynı şeyi birkaç sezon önce Galatasaray Lincoln’de yaptığında da deli olmuştum, bu sene Quaresma o bandı taktığında da hiç yakıştıramadım. Arkadaş kaptan sahadaki en yetenekli oyuncu demek değildir ki. Bir oyuncuyu kazanmak ve gönlünü hoş etmek için kaptanlık verilen bir takımda huzurun sağlanabileceğini düşünmüyorum. Keza aynı hatayı Beşiktaş Guti’de de yapmıştı. Artık bu yanlıştan vazgeçmeliler ve oyuncu kazanmak için kaptanlık vermeyi bırakmalılar.
Artık Beşiktaş’ın şampiyonluk şansı bana göre çok düşük. Bu saatten sonra da Quaresma’nın oynatılmasının benim bakış açıma göre hiç ama hiçbir anlamı yok. Kimi oyuncular vardır, yollar ayrılacak da olsa piyasasını arttırmak için oynatmanız gerekir. Q7’de böyle bir yolu denemenin de manası yok. Zaten fark olmuş maç fazlasıyla 20 puan, koy Burak Kaplan’ı oynasın. Ne kaybedebilirsin ki? Tutarsa bir genç oyuncuyu kazanmış olursun ve önümüzdeki seneler için ciddi bir kazanç olabilir. Carvalhal’ın bu konuda çok kötü bir hoca olduğunu söylemem gerekiyor. Kör değneğini bellemiş misali, her maç aynı formsuz adamlardan vazgeçmiyor. Belki bu son gelişmeden sonra değişik oyuncuları da görebiliriz. Şahsen ben merak ediyorum Simao’nun Quaresma’nın yerine kanatlarda Veli – Burak ikilisinin, göbekte Ernst (Necip) – Fernandes ikilisinin ve ileri hatta ise Mustafa ile Almeida’nın beraber mücadele ettiği bir Beşiktaş şimdiki tablodan kötü mü olurdu? Hiç ama hiç sanmıyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




